CD kalitesinde - Tüfek

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin

400px|thumb|Tüfek (Mosi 1891/30)
Tüfek, hafif ateşli bir silah. Omuza dayanarak kullanılır. Kullanıldığı yerlere göre piyade tüfeği, su altı tüfeği, av tüfeği gibi adlar alır. Mekanizma, kundak, dipçik ve namlu olmak üzere dört ana parçadan meydana gelir. Mekanizma ateşlemeyi ve kovanı dışarı atmayı sağlar. Kundağın muhafaza ettiği namlu mermiye yön vermeye, dipçik ise tüfeğin tepkisini hafifletmeye yarar.

14. yüzyılın sonlarında kullanılmaya başlanan tüfek ilk zamanlar ağızdan doldurulan, yivsiz ve ağır bir yapıya sahipti. Ateşleme dışardan yapılıyordu. Bu sebeple ancak savunmada kullanılabilmekteydi. Zamanla hem savunmada, hem de taarruzda kullanılmaya başlandı. Dışardan ateşlemenin mahzurlarını gidermek için birbirine çarpan iki demirin çıkardığı kıvılcımla ateşlenen çakmaklı tüfekler yapıldı. Daha sonraları aynı çalışma sisteminde çakmak taşı kullanılarak daha iyi bir ateşleme mekanizması elde edildi. Buna rağmen ateş hız ve gücü hala yetersizdi. Bu gayeyle tüfeklerde pekçok değişiklikler kaydedildi. Doldurmanın ağız yerine kuyruktan yapılması, namluya helezonik yiv yapılması, madeni kovanlı fişeklerin kullanılması, iğne ve kapsül sistemine geçilmesi bellibaşlı gelişmelerdir. Fişek hazneleri ve mekanizma sistemlerinin tüfeklerde kullanılmasıyla mermilerin ard arda ateşlenmesi mümkün oldu. Buna göre 1900′lere doğru yapılan Alman Mauser ve Fransız Lebel tüfekleriyle 2000 m menzile erişildi. Birinci Dünya Savaşında piyade tüfeklerinin yerini makineli tüfekler aldı. İkinci Dünya Savaşında ise tüfek artık otomatik silahlarla bir bütün haline geldi. Otomatik ve yarı otomatik tüfeklerde, atışın otomatik olarak yapılmasını sağlamak için ilk atışta meydana gelen barut gazından faydalanılır.

Türklerde tüfeğin kullanılması Osmanlıların kuruluş devirlerine kadar dayanır. Birinci Kosova Muharebesi (1389) ve İstanbul’un fethi sırasında tüfek kullanıldı. Hatta Osmanlı ordusunda tüfekçi denen ve savaşta önemli rol oynayan ordu birlikleri bulunurdu. Silahların bakım ve tamiratına çok önem verildiğinden, başlarında tüfekçibaşı bulunan, bu işlerle ilgili birlikler de vardı. Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında tüfek imalatına ağırlık verildi. 19. yüzyılın sonlarına doğru eldeki tüfekler Avrupa’ya göre geri kaldığından Sultan İkinci Abdülhamid Hanın gayretleriyle daha modern Alman Mauser tüfekleri alındı. Birinci Dünya Savaşında, Osmanlılar pekçok çeşitte tüfek kullandı. Daha öncekilerine ilave 1938′lerde Türk Silah Fabrikalarında Alman Mauser tüfeği kalitesinde tüfekler imal edildi. Bugün ordumuzda Amerikan M1, M14, Alman G1, G3 ve Rus AK-47 piyade tüfekleri kullanılmaktadır.

Tüfekler, hala savaşlarda belirli görevler için muharip sınıfların yanlarında devamlı bulundurdukları silahlardır. Ayrıca tüfeğe dürbün takılarak hedefi daha yakına getirip isabet ihtimalinin artması, tüfeğe bomba takılarak (Tüfek bombası) bombaatar haline getirilmesi ve özel dürbünlerle gece bile hedefi görüp ateş edebilmek bu konudaki önemli gelişmelerdir. Piyade tüfeği dışındaki diğer av ve su altı tüfekleri de zamanla pekçok değişikliğe uğradı. Av tüfeklerinin tek ve çifte denen çift namlulu olanları vardır. Kullanıldığı yere göre kısa menzilli, uzun menzilli gibi değişik özelliklere sahiptir. Su altı tüfekleriyse su altında avlanırken tüfeğe naylon iple bağlı zıpkını atmaya yarar. Bunlar deniz içinde bilhassa balıkların avlanmasında kullanılır.

Tüfek Resimleri

Arasında bir sabit - Onogur Devleti

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin

Macarların ve Uygurların bir kısmının kökenini oluşturan Onogur Türkleri, Büyük Hunlara bağlı topluluklardan biri olarak Onogurların ana yurtları Tanrı dağlarının batısı ile İli nehri arasındaki bölgeydi. Onogurlara ait ilk bilgiler 461-465 yılları arasında Batı Sibirya kavimleri arasında görülen göç olayı ile ilgilidir.

Büyük Hun yıkılınca; Altaylar ile Ural dağları arasında bağımsız faaliyetlere giriştiler. Sibir göçleriyle etkinliklerini kaybettiler ve bazı boylara karışarak Avrupa’ya göçtüler.

Gerekmektedir. MP3 sıkıştırma - ROI

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin


ROI: Kısaltma (Region of Interest Coding)

Jpeg2000 görsel işleme ve sıkıştırma metodunun alt özelliklerinden biridir. JPEG2000 formatının 2. kısım (part 2) olarak bilinen bölümünde yer alır. bir görselin içerisinde belirli bir ilgi alanı olması durumunda seçilen alanı yüksek bir bitrate te sıkıştırıp gerisini standart seçilen bitrate te sıkıştırma işlemini tamamlama prosedürüdür.

Örnek: yüz tanımlama yazılımları için vesikalık fotoğralar çekildiğinde bu fotoğrafların yüz bölgesi 16 bit geri kalanları 4 bit te sıkıştırılabilir.

işlemin sonucunda tamamı 16 bit ile kodlanmış bir görselden dosya boyutunun daha küçük tamamı 4 bit le kodlanmış bir görselden ise daha işe yarar imajlar elde edilebilir.

konu ile ilgili seminer düzeyinde makaleler IEEE resmi sitesinde bulunabilir. açık kodlu programlar genelde C/C++ programlama dilinde yazılmıştır. internette bulunabilen diğer açık kod proramlar genelde C/C++ tabanında yazılmış bazı programları çalıştırabilen arayüzlerden ibarettir. konu ile ilgili bilinen tek simulasyon FMV Işık UNiversitesi tarafindan bitirme tezi olarak Assoc. Prof. Dr Uluğ Beyazit gözetiminde Onur BAL bitirme tezi olarak tamamlanmış, ROI için örnek teşkil edilebilecek bir MATLAB simulasyonu yazılmıştır.

daha fazla bilgi için onur_xkhan@hotmail.com adresinden bilgi alabilirsiniz
Işık Üniversitesi Resmi Sitesi

Yaygınlaşmaya başladığında kimse - Hezarpare Ahmed Paşa

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin

Hezarpare Ahmet Paşa I. İbrahim saltanatında 21 Eylül 1647 - 7 Ağustos 1648 tarihleri arasında on ay onaltı gün sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.

Yeniçeriler tarafından linç edilerek (parçalanarak) öldürülmüş olduğu için, tarihçilerce Farsça “bin parça” anlamına gelen “Hezarpare” lakabıyla anılmıştır. Sağlığında “Tezkereci Ahmed Paşa” ismi kullanılmıştır. Bir rivayete göre de, öldürüldükten sonra, çok şişman bir kimse olan sadrazamın yağları “mafsal ağrılarına iyi gelmektedir” reklamıyla parça parça edilip ahaliye satılmıştır.

Mp3 - MP3

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin

MP3 (okunuşu me-pe-üç), açılımı MPEG-1 Audio Layer III (Film Uzmanlar Grubu Ses Katmanı 3) olan sıkıştırılmış ses biçimi ve bu biçimde kaydedilen seslere verilen ad. Fraunhofer-Institute tarafından geliştirilmiştir. Sayısal hale getirilmiş sesler üzerinden insan kulağının duyamayacağı frekansların silinmesi yöntemine dayanır. Ses kalitesinde kayıp olmadan 1:12 oranına kadar sıkıştırmaya imkân tanır.

MP3, MPEG-3 ile karıştırılmamalıdır. MPEG-x standartları MPEG grubu tarafından belirlenen, hem ses, hem de görüntüyle ilgili standartlardır. + MP3, MPEG-3

MP3 kelimesi, MPEG Layer 3′ün kısaltmasından oluşmuştur. (MPEG=Motion Pictures Experts Group). Yepyeni bir müzik formatıdır. Sıkıştırma algoritmaları geliştirilmeden önce bilgisayarlarda ses örnekleri wav, pcm, voc, au, snd gibi formatlarda saklanırdı. Bu formatlar sesi depolarken insan kulağının duyamayacağı ses frekanslarını da depolayarak dosyanın şişmesine yol açarlar. Bu formatlarda CD kalitesinde 3-5 dakikalık bir ses kaydının saklanabilmesi için 50 ila 70 megabayt arasında bir sabit disk alanı gerekmektedir.
MP3 sıkıştırma formatı tüm basitliğiyle internette yaygınlaşmaya başladığında kimse sonradan olacaklardan haberdar değildi. Başlangıçta CD kalitesinde müzik dosyalarının sabit disklerde eskiye nazaran 16′da 1 oranında sıkıştırılarak daha az yer kaplar hale getirmesiyle yaygınlaştı. Tüm internet kullanıcıları kendi evlerinde ve ofislerinde bu sıkıştırma algoritmasını kullanan sıkıştırıcı yazılımlar kullanarak CD’lerini, kasetlerini MP3 formatına dönüştürdü.


Ayrıca Bakınız

  • DivX
  • Winamp
  • Ogg Vorbis

Mp3 - MP3

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin

MP3 (okunuşu me-pe-üç), açılımı MPEG-1 Audio Layer III (Film Uzmanlar Grubu Ses Katmanı 3) olan sıkıştırılmış ses biçimi ve bu biçimde kaydedilen seslere verilen ad. Fraunhofer-Institute tarafından geliştirilmiştir. Sayısal hale getirilmiş sesler üzerinden insan kulağının duyamayacağı frekansların silinmesi yöntemine dayanır. Ses kalitesinde kayıp olmadan 1:12 oranına kadar sıkıştırmaya imkân tanır.

MP3, MPEG-3 ile karıştırılmamalıdır. MPEG-x standartları MPEG grubu tarafından belirlenen, hem ses, hem de görüntüyle ilgili standartlardır. + MP3, MPEG-3

MP3 kelimesi, MPEG Layer 3′ün kısaltmasından oluşmuştur. (MPEG=Motion Pictures Experts Group). Yepyeni bir müzik formatıdır. Sıkıştırma algoritmaları geliştirilmeden önce bilgisayarlarda ses örnekleri wav, pcm, voc, au, snd gibi formatlarda saklanırdı. Bu formatlar sesi depolarken insan kulağının duyamayacağı ses frekanslarını da depolayarak dosyanın şişmesine yol açarlar. Bu formatlarda CD kalitesinde 3-5 dakikalık bir ses kaydının saklanabilmesi için 50 ila 70 megabayt arasında bir sabit disk alanı gerekmektedir.
MP3 sıkıştırma formatı tüm basitliğiyle internette yaygınlaşmaya başladığında kimse sonradan olacaklardan haberdar değildi. Başlangıçta CD kalitesinde müzik dosyalarının sabit disklerde eskiye nazaran 16′da 1 oranında sıkıştırılarak daha az yer kaplar hale getirmesiyle yaygınlaştı. Tüm internet kullanıcıları kendi evlerinde ve ofislerinde bu sıkıştırma algoritmasını kullanan sıkıştırıcı yazılımlar kullanarak CD’lerini, kasetlerini MP3 formatına dönüştürdü.


Ayrıca Bakınız

  • DivX
  • Winamp
  • Ogg Vorbis

Hem de görüntüyle - Alice in Chains

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin

Alice in Chains, Seattle Çıkışlı grunge grubudur.
Grub Jerry Cantrell’ın Layne Staley (1967-2002) kendi grubuna davet etmesiyle 1987 yılında ilk temeller atıldı. Basçı Mike Starr’ın ve davulcu Sean Kinney’in gruba girişleriyle ilk halleri oluşan grub Adını ‘Alice İn Chains ‘ olarak aldı. Bu isim Layne Staley eski grubundan esinlenerek alınmışdır. Grub 1989 senesinde Columbia Records’la anlaşarak ,1990 senesinde ‘We Die Young’adlı ep’yi çıkardı. Aynı senede Facelift albümünü piyasaya süren grub grungenin ilk yapı taşlarından biri olarak kabul edildi. Grub bu albumun satışıyla altın plak ödülünü kazandı..frame|right|Alice in Chains
Bu albüm sonrası çıkan 2. albümünğn adı SAP dır.Albümde akustik parçalara yer verilirken Gruba Heart, Mudhoney, Soundgarden grublarından bazı üyeler konuk müzisyen olarak albüme fayda sağladı…
3.Albüm’ünü 1992 çıkaran grub bu albumuyle büyük beğeni kazandı.Dirt adındaki bu albüm pek çok Alice İn chains dinleyicisinin en sevidiği albümdür. Sert melodilerin yanında karamsar sözleriyle beraber mükemmel bir sound oluşturmuşlardır.Albümde bulunan “Sickman”, “Junkhead”, “Dirt”, “God Smack”, “Hate To Feel” ve “Angry Chair” parçalarının sözlerinde Staley’nin eroin bağımlılığının etkileri gözlenmektedir…Bu albümün turnesi sırasına bascı Mike Starr grubdan ayrılmış gruba onun yerine adaşı olan ,Ozzy Osbourne’ bascısı Mike Inez Getirilmişdir.1993 senesinde stüdyoya giren grup, “Last Action Hero” filminin soundtrack’i için “What The Hell Have I?” ve “A Little Bitter” adlı iki yeni parça kaydettiler. Katıldığı Festivallerde Çok beğeni kazanan grub aynı sene albüm için studyoya girdi. 1994 senesinde Jar of Flies albümünü çıkaran grub beklenenin tersine, bir önceki albümünden daha yumuşak bir sounda album çıkardı. Layne Staley uyuşturucu bağımlılığı için yattığı hastanede, alkol bağımlılığı için tedavi gören Pearl Jam’in Gitaristi Mike McCready bir proje gerçekleştirdi.Mad Season adlı grub Aboveadlı albumunu çıkardı.Yine 1995 senesinde Studyoya giren grub kendiyle aynı ada sahip olan bir albüm çıkardı. Soundunu, Diğer albümü gibi sert tutan grub büyük beğeni kazandı ve bu albüm Amerika listelirnde 1.sıraya kadar yükseldi.Ancak Layne Staley
ilerieyen uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle Turne düzenlenemedi…
1996 senesinde MTV Unplugged’da sahne alan Alice In Chains, bu performansını “Unplugged” adlı albümüyle piyasaya sürdü.Büyük beğeni kazanan bu çalışmada Layne Staley Uyuşturucu bağımlılığı oldukça iyi görülebilir. Bazen şarkıların bir bölümünü unutsa bile Mükemmel bir performans sergilemişdir. Sesinden hiç birşey kaybetmeyen Layne Staley Konserde verdiği görüntüyle bir çöküş içinde olduğunu göstermişdir.Layne Staley performansa Pembeye boyadığı saçları ve siyah güneş gözlüğüyle katılmışdır. Bu performansa gruba Scott Olson eşilik etmişdir.
Bu albüm sonrası Kiss ile birlikte turneye çıkan Alice In Chains, 3 Temmuz’da Kansas’da verdiği konserde Layne Staley ile son kez sahneye çıktı. Jerry Cantrell 1998 senesinde “Boogy Depot” adındaki ilk solo albümünü yayınladı. Senenin sonuna doğru Staley ile stüdyoya giren grup, “Get Born Again” ve “Died” adında iki parça kaydetti. 1999 Haziran ayında grubun şirketi Columbia Records, “Nothing Safe: Best Of the Box” adlı derleme albümünü yayınladı. Bu albümün ardından 48 şarkılık “Music Bank” adlı box set’i çıkartan Alice In Chains, 2000 senesinde de “Live” adlı konser albümüyle sevenleriyle buluştu.Layne Staley’den aynı Kurt Cobain gibi uzun süre haber alınamadı 19 Nisan 2002 de Seattle’daki evinde ölü bulundu.Ceseti ilk olarak tanınamıyan Staley ancak otopsiyle kimliği anlaşıldı.Yapılan araştırmalarda zaman olarakKurt Cobain’le aynı zamnda öldüğü belirlendi.Ölüm nedeni tam olarak açıklanamsada yanında buluna şırınga vs. aletler yüzünden aşırı doz olarak belirlendi…Layne Staley, 1996 yılında Rolling Stones dergisine yaptığı açıklamada ‘Uyuşturucu bugüne kadar benim için çalıştı, şimdi ise bana karşı çalışıyor. Şu anda cehennemde yürüyorum’ demişti…


Güncel Grup elemanları

  • Jerry Cantrell - gitar, vokal

18 mart 1966 tarihinde Tacoma’da doğmuşdur.Elektro gitarla ilk tanışması 17 yaşındayken olmuşdur.Daha önce bir çok grubla çalışan Cantrell bir gün Layne ile tanışıp onu grubuna davet etmişdir.Böylece grubun kurucularından olmuşdur.Grubun tüm şarkılarında katkısı olan Cantrell aynı zamanda çok güzel bir sese sahiptir.
2 tane solo albumu olan Jerry Cantrell hem solo hemde yeni kadrusuyla AİC le çalışmaktadır.

  • Mike Inez - bas gitar

Michael “Mike” Inez (Doğum May 14, 1966, in San Fernando, California)
gruba Mike Starr yerine ozzy Osburne grubundan getirlimişdir.Ozzy’nin No More Tears (1991)
Live and Loud (1993) albumlerinden bulunmuşdur.Alice İn chins’in Jar of Flies (1994)
Alice in Chains (1995) ,Unplugged (1996), Nothing Safe: Best of the Box (1999),Music Bank (1999) ,Live (2000)
alnümlerinde bulunmuşdur. Mike Inez Unplugged konseri sırasıdna Onları izlemeye gelen Metallica üyelerine bir takdim olarak Enter Sandman ‘i çalmışdır.

  • Sean Kinney - davul

Grubun davulcusudur.Zamanı’nın iyi bateristlerindendir.Şuan hala grubda bulunmaktadır.Davul atakları ilgi çekicidir.

  • William DuVall - Lead Vokal

William DuVall (Doğum Eylül 6, 1967, Atlanta, Georgia)
Grubun yeni solistidir.Grubua Layne’den sonra katılmışdır.Ancak sadece eski Aic şarkılarını söylmektedirler.AİC den önce bazı Punk Grublarında çalmışdır.


Eski Grup elemanları

  • Layne Staley - vokal

Layne Staley (1967-2002) ABD’li müzisyen. Alice in Chains grubunun solisti idi.
Kendisiyle aynı yıl doğan Kurt Cobain gibi Staley de uyuşturucu bağımlısı idi. 20 Nisan 2002′de Seattle’daki evinde cesedi tanınmayacak halde bulunmuştur. Kimliği yapılan otopsi sonucunda ortaya çıkarılmış ve ölüm nedeni overdose(aşırıdoz) olarak açıklanmıştır.Vokal yetenği olağanüstüdür.AİC dışında başka yan projelerdede bulunmuşdur.Ancak uyuşturucu bağımlılığı çoğu konuda onu frenlemişdir.Grunge müziginin önemli isimlerindendir.
Ses tonuyal ve söyleyiş tarzıyla her şarkıya ayrı bir hava katmışdır.

  • Mike Starr - bas gitar

Michael Christopher Starr (born April 4, 1966 in Honolulu, Hawaii)
AİC grubunun ilk bascısıdır.Grubda 1987 den 1993 kadar bas gitar çalmışdır. Spector NS-2 bas gitar’a ekipmanını kulanmaktadır.


Albümleri

right|150pxWe Die Young (1990)

  • We Die Young
  • It Ain’t Like That
  • Killing Yourself

right|150px Facelift (1990)

  • WE DIE YOUNG
  • MAN IN THE BOX
  • SEA OF SORROW
  • BLEED THE FREAK
  • I CANT REMEMBER
  • LOVE HATE LOVE
  • IT AINT LIKE THAT
  • SUNSHINE
  • PUT YOU DOWN
  • CONFUSION
  • I KNOW SOMETHIN’
  • REAL THING

|right|150pxSap (1992)
  • BROTHER
  • GOT ME WRONG
  • RIGHT TURN
  • AM I INSIDE
  • LOVE SONG (hidden track)

right|150pxDirt (1992)

  • Them Bones
  • Dam That River
  • Rain When I Die
  • Down In A Hole
  • Sickman
  • Rooster
  • Junkhead
  • Dirt
  • God Smack
  • Hate To Feel
  • Angry Chair
  • Would?

right|150pxJar of Flies (1994)

  • ROTTEN APPLE
  • NUTSHELL
  • I STAY AWAY
  • NO EXCUSES
  • WHALE & WASP (instrumental)
  • DON’T FOLLOW
  • SWING ON THIS

right|150pxAlice in Chains (1995)

  • Grind
  • Brush Away
  • Sludge Factory
  • Heaven Beside You
  • Head Creeps
  • Again
  • Shame In You
  • God Am
  • So Close
  • Nothin’ Song
  • Frogs
  • Over Now

right|150pxUnplugged (1996)

*Unplugged (1996)

  • Nutshell
  • Brother
  • No Excuses
  • Sludge Factory
  • Down In A Hole
  • Angry Chair
  • Rooster
  • Got Me Wrong
  • Heaven Beside You
  • Would?
  • Frogs
  • Over Now
  • The Killer Is Me

right|150px Nothing Safe: The Best Of (1999)

  • Get Bor Again
  • Previousel Yunreleased
  • We Die Young ( Demo )
  • Man In The Box
  • Them Bones
  • Iron Gland
  • Angry Chair
  • Down In A Hole
  • Rooster ( Live )
  • Got Me Wrong
  • No Excuses
  • I stay Away
  • What The Hell Have ı
  • Grind
  • Again
  • Would?

|right|150pxMusic Bank (1999)

Disc: 1

  • Get Born Again *I Can’t Have You Blues (Demo)
  • Whatcha Gonna Do (Demo)
  • Social Parasite (Demo)
  • Queen Of The Rodeo (Live)
  • Bleed The Freak (Demo)
  • Killing Yourself (Demo)
  • We Die Young
  • Man In The Box
  • Sea Of Sorrow (Demo)
  • I Can’t Remember
  • Love, Hate, Love
  • It Ain’t Like That
  • Confusion
  • Rooster (Demo)
  • Right Turn
  • Got Me Wrong

Disc: 2

  • Rain When I Die
  • Fear The Voices
  • Them Bones
  • Dam That River
  • Sickman
  • Rooster
  • Junkhead (Demo)
  • Dirt
  • God Smack
  • Iron Gland
  • Angry Chair
  • Lying Season
  • Would?
  • Brother
  • Am I Inside
  • I Stay Away
  • No Excuses

Disc: 3

  • Down In A Hole
  • Hate To Feel
  • What The Hell Have I (Remix)
  • A Little Bitter (Remix)
  • Grind Listen Listen
  • Again (Tattoo Of Pain Mix)
  • Head Creeps
  • God Am
  • Frogs
  • Heaven Beside You
  • Nutshell (Unplugged)
  • The Killer Is Me (Unplugged)
  • Over Now (Unplugged)
  • Died

right|150pxLive (2000)

  • Bleed The Freak
  • Queen Of The Rodeo
  • Angry Chair
  • Man In The Box
  • Love, Hate, Love
  • Rooster
  • Would?
  • Junkhead
  • Dirt (Drunk And Disorderly Version)
  • Them Bones
  • God Am
  • Again
  • A Little Bitter
  • Dam That River

right|150pxGreatest Hits (2001)

  • Man in the Box
  • Them Bones
  • Rooster
  • Angry Chair
  • Would?
  • No Excuses
  • I Stay Away
  • Grind
  • Heaven Beside You
  • Again

right|150pxThe Essential Alice in Chains (2004)

Disc: 1

  • We Die Young
  • Man In The Box
  • Sea Of Sorrow
  • Love, Hate, Love
  • Am I Inside
  • brother
  • Got Me Wrong
  • Right Turn
  • Rain When I Die
  • Them Bones
  • Angry Chair
  • Dam That River
  • Dirt
  • God Smack
  • Hate To Feel
  • Rooster

Disc: 2

  • No Excuses Lis
  • I Stay Away
  • What The Hell Have I (Remix)
  • A Little Bitter (Remix)
  • Grind
  • Heaven Beside you
  • Again
  • Over Now (Unplugged Version)
  • Nutshell (Unplugged Version)
  • Get Born Again
  • Died
  • Would?

Müzik - Flomount

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin

Flomount bir Türk elektronik müzik grubu. 1998 yılında çıkardığı Lombus Döngüsü albümünde etnik müzikle Drum&Bass, elektro-tekno, endüstriyel müzik alt yapılarını birleştirme denemeleri yapmıştır.

MPEG - PiknikTube

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin

PiknikTube, 2006 yılında faliyete geçmiş olan bir Türk video barındırma şirketidir. Tanıtımı Beyazıt Öztürk tarafından gerçekleştirilmiştir. Şu an deneme aşamasında olan site gün geçtikçe popüler olmaya devam etmektedir.

PiknikTube platformunda kullanıcılar var olan video klipleri izleyebilmekte ayrıca istenildiğinde kendi video klibini PiknikTube’ye ekleyebilmektedirler.


İşleyişi

PiknikTube video formatı olarak Flash Video Formatı (*.flv) kullanmaktadır. Video klipleri izlemek için Adobe Flash plugini bilgisayarda kurulu olmalıdır.
AVI, MPEG veya Quicktime vb. video formatına sahip video klipler PiknikTube’ye eklenebilmektedir.

Kullanım şartlarına uymayan video klipler PiknikTube tarafından silinmektedir. PiknikTube kullanıcıları izledikleri video klipleri değerlendirip not verebilmekte.


Dış bağlantılar

  • PiknikTube
  • TrTube
  • FLV (Flash Video) Converter, FLV Recorder & FLV Player Araçları Hakkında bilgi (Türkçe)
  • Adobe Media Player hakkında Bilgi(Türkçe)

Kalitesinde - Kâğıt

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin

thumb|280px|Kağıt
Kâğıt, hamur haline getirilmiş, çeşitli nebati (bitkisel) maddelerden yapılan, üzerine yazı yazılan, ince, kuru yaprak. İnce bitki liflerinin keçeleşmesi ile meydana gelen bugünkü kağıdın ilk olarak M.S. 1. yüzyılda Çin’de yapıldığı sanılmaktadır.

İnsanoğlunun hayatının bir parçası olan yazı, daha önceleri, düz konik, taş ve ağaç gövdeleri ile killi topraktan yapılmış yazı levhaları üzerine yazılmaktaydı.

Contents


Tarihçe

Aslında M.Ö. 4000 yıllarında Mısır’da bulunan Cyperius (papirüs) denilen bitkinin sapı uygun boyutlarda kesilip bir tahta üzerine dizilip, sulu vaziyette tokmaklanarak bir çeşit kağıt üretilmekdeydi. Yapılışı ve özelliği bakımından bugünkü kağıttan farklı olmakla beraber, kağıt ismi bu papirüs kağıdından kalmıştır.

Papirüsle beraber, çeşitli hayvan derilerinden yapılan pergament (parşumen) kağıdı da tarih boyunca kullanılmıştır. Parşumen, bugün bile kullanılan, yazı yazmaya ve resim yapmaya çok elverişli, uzun ömürlü bir kağıt çeşididir.

Kağıt, ilim ve kültürün yayılıp gelişmesinde çok büyük bir rol oynamıştır.ve ilk para mantığının birşeyler satın alma, değiş tokuş gibi parasal şeylerin başlangıcı olmustur.. Yazma, taşıma ve muhafazasındaki kolaylıklar, herhangi bir yerdeki ilim ve bilginin çok kısa bir zamanda dünyanın her tarafına kolayca yayılmasını temin etmiş, böylece bugünkü medeniyete ulaşılmasının başlıca vasıtalarından birisi olmuştur. Bugünkü dünyada kağıt, en başta gelen sanayi mamüllerinden biridir ve günlük hayatta en çok ihtiyaç duyulan maddelerden biridir. İlmi çalışmalar, eğitim ve öğretim müesseseleri, her türlü basın, yayın faaliyetlerinin yanısıra para basımında, ambalaj işlerinde, mutfakta ve daha pekçok yerde kağıt kullanılmaktadır.

Eskiden kağıt üretimi az yapıldığı için, dünyanın her yerinde kıymetli tutulurdu. Sonradan üretimin bollaşması ve yaygınlaşması ile eski itibarını kaybetti. Ancak son yıllarda kağıt yapımında kullanılan hammaddenin tükenmeye yüz tutması, artan maliyetler ve diğer sebeplerle günden güne kıymetlenmektedir.

Kağıdın kimin tarafından bulunduğu bugün kesin bilinmemektedir. Ancak bugünkü kağıt hamuru ile elde edilen kağıdın ilk modeli milattan sonra 105′te Çin’de Ts’ai Lun adında bir saray görevlisi tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Ts’ai Lun Ağaç kabukları, bez parçaları ve diğer lifli malzemeleri özlü ve yumuşak bir hamur haline gelinceye kadar dövüp, elde ettiği hamuru geniş bir tekne içinde suyla karıştırarak ilk mekanik odun hamurunu elde etti. Daha sonra gözenekli bir kalıbı, hamurun içine daldırılıp yukarıya kaldırıldığında, su gözeneklerden süzülerek aşağıya akıyor, kalıbın yüzeyinde lifli bir tabaka kalıyordu. Bu tabaka kalıp üzerinden alınıp kurutulduğunda ve üzeinden el yapımı silindirlerle ilkel kalenderlemeden sonra kullanıma hazır hale geliyordu.Keşfinden bugüne kadar 2000 yıl geçmiştir. Orta Asya’da yapılan araştırma ve kazılarda, üçüncü ve yedinci yüzyıllar arasında kullanılan kağıtların dut ağacı kabukları, kendir, kenevir ve pamuktan yapılmış olduğu anlaşılmıştır.

Kağıt, Çin’den, Orta Asya’ya oradan da İran’a geçti. 751 senesinde yapılan Talas Meydan Muharebesinden sonra, Çin’den alınan esirlerden kağıt yapımı öğrenildi. Çin’in dışında ilk defa Semerkand’da kağıt yapım merkezi kuruldu.

Yakın Doğuda ilk defa Abbasi hükümdarı Harun Reşid zamanında 754 senesinde Bağdat’ta kurulmuştur. Batı alemi ise Müslümanlardan 400 yıl gibi uzun bir zaman sonra yine Müslümanlar sayesinde kağıdın varlığından haberdar oldular. Bundan sonra Şam, Trablusşam, Yergen ve Mısır’da kağıt fabrikaları kurulmuştur.

Kuzey Afrika’nın Müslümanlar tarafından fethedilmesi ve daha sonra İspanya’ya geçilmesi üzerine, kağıt fabrikaları da oraya taşınmıştır. Müslümanlar tarafından kurulması ve Avrupa’nın ilk kağıt fabrikası olması bakımından bu fabrikalar çok önemlidir.

Böylece Çin’de binlerce yıl önce imalatına başlanan kağıt, zamanla daha yeni metodlarla üretilmiş ve 18. yüzyılda Fransa’da ilk defa kağıt makinası yapılmıştır. Kağıt makinalarında da sürekli olarak teknolojik gelişmelere paralel olarak değişiklikler olmuş ve bugünkü çok motorlu tahrik sistemli, Hamurun kesafet (yoğunluk), sıcaklık, pH, gramaj ve rutubet gibi özelliklerini kontrol altında tutabilen otomatik kağıt makinaları ortaya çıkmıştır.


Türkiye’de kâğıt üretimi

Türkiye’de de dünyadaki gelişmelere paralel olarak kağıt sanayii sürekli bir ilerleme göstermiştir. Osmanlılar, kağıt ihtiyaçlarını doğudan temin ediyorlardı. Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinden,İstanbul’da Bizans’tan kalma bir kağıt fabrikasının, Kağıthane semtinde bulunduğu öğrenilmiştir. Üçüncü Sultan Selim Han zamanında, küçük de olsa bir kağıt fabrikası yapılmış, fakat daha sonra üretimin çok pahalıya mal olması sebebiyle fabrika kapatılmıştır.

İlk kağıt fabrikası 1744 yılında Yalova’da kurulmuştur. İbrahim Müteferrika tarafından ilk Türk matbaasının kurulmasıyla artan kağıt ihtiyacını temin etmek için, Yalova’da kağıt fabrikasının yapılmasına karar verildi. Bu fabrikada birçok cins kağıt imal edildi. Sultan Birinci Mahmud Han bu fabrikadan çok memnun oldu. Kur’an-ı kerim ve diğer İslami kitapları çoğaltmak gayesiyle başka kağıt fabrikalarının da yapılmasını istedi. Fakat su azlığı, su yollarının bozulması ve Avrupa kağıtlarının rekabeti yüzünden, Yalova Kağıt Fabrikası kapandı. Osmanlı Devleti zamanında kurulan uzun ömürlü fabrika Beykoz Kağıt Fabrikasıdır. 1804′te hizmete açılan bu kağıt fabrikasında İngiliz ve Flemenk kağıtları kalitesinde kağıt yapmak istenmiştir. Bilahare dışarıdan kağıt getirmek daha ekonomik olmuş, yabancı devletler kağıtlarını maliyetin altında, zararına Türkiye’ye satmak suretiyle kağıt sanayisi baltalamışlardır. Neticede Beykoz Fabrikası da kapanmıştır.

İzmir Kağıt Fabrikasının temeli ise 1844′te atıldı. Fabrikanın buhar kuvvetiyle çalıştırılması kararlaştırılmıştı. Bu fabrika bir süre devletin kağıt ihtiyacını karşılayabilmiştir. Yine Avrupa’nın çeşitli oyunları neticesinde kapanmaya mahkum olmuştur.

Hamidiye Kâğıt Fabrikası, Osmanlı Devleti döneminde kurulan son kağıt fabrikamızdır. Sultan İkinci Abdülhamid Han, Hamidiye Kağıt Fabrikasını kurmakla Serkarın Osman Beyi vazifelendirmiştir. Fabrikanın yeri olarak Beykoz’da, Kır Mevkii ve Hünkar İskelesi seçilmiştir. Osman Beyin oğlu Ali Cevat Beyin 42 dönümlük yeri de satın alınarak genişletilmiştir. Bu fabrika İstanbul ve Londra’da şubeleri olan Hamidiye Kağıt Fabrikası veya Ottoman Paper Manifacturing Company Limited adıyla kurulan şirket tarafından idare ediliyordu. Şirketin çıkardığı hisse senetleri satılmadı. Masson Scott firması bir müddet bu fabrikayı çalıştırdı. Şirket (Hamidiye Kağıt Fabrikası), borcunu ödemeyince mahkeme kararıyla Masson Scott firmasına devredildi. Bilhahare bu firma da 1912 yılında hisse senetlerini satışa çıkardı. Hamidiye, şirketi tekrar satın aldı. Fakat o sırada Birinci Dünya Savaşı çıkınca İngiliz personeli memleketine döndü. Osmanlı Devletinin savaştan yenik çıkması üzerine galip devletler kağıt fabrikasını dağıttılar.


Cumhuriyet döneminde ilk kâğıt fabrikaları

Cumhuriyet döneminde ilk kâğıt fabrikasının temeli İzmit’te 14 Ağustos 1934′te atıldı ve fabrika 1936 yılında işletmeye açıldı. Bu fabrikaya 1944 yılında ikinci kağıt selüloz fabrikası, 1945′te Klor Alkali Fabrikası ilave edildi. 1954′te de üçüncü kağıt fabrikası kuruldu. 1957′den sonra eski makineler değiştirildi. 1960 yılında dördüncü, 1961′de beşinci kağıt fabrikası kuruldu. 1955 senesine kadar Sümerbank Kağıt ve Karton Fabrikası ismi ile çalıştıktan sonra İzmit Selüloz Sanayii Müessesesi adı verildi. Bilahare, 1955′te çıkarılan bir kanunla Sümerbank’tan ayrılıp Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları İşletmesi Genel Müdürlüğü (SEKA) adı ile iktisadi bir devlet kuruluşu oldu.


SEKA

İzmit’te SEKA’ya bağlı yedi kağıt ve karton fabrikasının yanısıra, Mekanik Odun Hamuru Tesisleri, Oluklu Mukavva, Odun Selülozu Fabrikası, Saman Selülozu Fabrikası, Klor Alkali Fabrikası, kuvvet santralı, su tesisleri ve atölyeler vardır.

SEKA’nın Zonguldak-Çaycuma kuruluşu 1970′te işletmeye açılmıştır. Burada kraft selülozu, kraft kağıdı ve yarı kimyevi selüloz imal edilmektedir. Giresun-Aksu’daki mekanik odun hamuru ve gazete kağıdı tesisi ile 1971′de açılan Muğla-Dalaman’daki tesisler de SEKA’ya bağlıdır. Dalaman’daki tesiste sülfat ve viskoz selülozu, tabii kağıt ve karton imal edilmektedir.

SEKA’ya bağlı diğer tesis ve müesseseler de 1975′ten sonra hizmete açılan Afyon Beyaz Saman Selülozu Tesisi, Balıkesir Selüloz Kağıt Tesisleri. Antalya Kraft Selülozu ve Kraft Kağıdı Tesisleri, Akdeniz (İçel), Kastamonu, Bolu müesseseleridir. 1936 yılında 10.000 ton olan kağıt üretimimiz, 1992 yılında 932.000 tona ulaşmıştır. Bu miktarın yarısını SEKA üretmekte, diğer yarısını da özel sektör üretmektedir.


Kâğıt çeşitleri

Hayatın her safhasında çok çeşitli maksatlarla kullanılan kağıt, ağırlığına (gramajına), kullanılan hamurun cinsine, dolayısıyle yırtılma ve patlama mukavemetine ve buna benzer diğer özelliklerine göre çeşitli sınıflara ayrılabilir. Fakat genel hatları ile şu şekilde tasnif etmek mümkündür:

  1. Yazı tabı kâğıtları (1, 2 ve 3. hamur kâğıtlar, ofset kâğıdı, aydınger kâğıdı vb.),
  2. Sargılık kâğıtlar,
  3. Kraft torba veya çimento torba kâğıdı,
  4. Temizlik kâğıtları ve hijyenik kâğıtlar,
  5. İnce özel kâğıtlar (sigara kâğıdı vb.),
  6. Oluklu mukavva kâğıtları (kraft yüzey kağıdı, atık kağıt yüzey kağıdı, oluklu katı kağıdı),
  7. Kartonlar.

Bir başka sınıflandırma ise:

  1. Kültürel kâğıtlar,
  2. Endüstriyel kâğıtlar şeklinde olabilir.


Kâğıdın hammaddesi

Kâğıdın ana hammaddesi odundur. Kâğıtlık odun, mobilya vs. üretiminde kullanılan odundan düşük, yakacak olarak kullanılan odundan daha yüksek kalite seviyesindedir. Bu odun da, ya iğne yapraklı (çam vb. yumuşak) ağaçlardan veya yapraklı (meşe vb. sert) ağaçlardan elde edilir.

Aslında memleketin orman kaynaklarının tüketiminde kağıt sanayii, orman ürünleri sanayii ve yakacaktan sonra üçüncü sırayı işgal etmekle beraber, ormanın yetişmesinin çok zaman alması dikkate alınırsa, sadece kağıt sanayii bile, ormancılığa gereken önem verilmezse, bir memleketin orman kaynaklarını kısa zamanda tüketebilecektir. Bundan dolayı bütün dünyada kağıt sanayii, odun dışındaki kaynaklara her geçen gün daha süratle yönelmektedir. Bunlar arasında yıllık bitkiler olarak bilinen saman, kamış, kendir-kenevir ile tütün, ayçiçeği vb. bitkilerin sapları sayılabilir. Çok çeşitli olan bu bitkiler arasından şimdiye kadar sadece saman, kamış ve kendir ekonomik kullanım seviyesine erişebilmişlerdir. Genellikle diğerlerinin toplanması ve stoklanması ekonomik gözükmemektedir.


Kâğıtların geri dönüşümü

Diğer önemli bir hammadde eski kağıttır. Eski ve atık kağıtlar, ucuz bir hammadde olarak görünmekteyse de kullanılan baskı mürekkebi ve kağıdın yapısına bağlı olarak mürekkep çıkarma işlemi, özellikle yazı tabı kağıtları yapımında en önemli problemi teşkil etmektedir. Bu kabil eski kağıttan, mürekkebi çıkarılmadan, halen yaygın şekilde kullanılan gri karton üretimi yapılmaktadır.


Yardımcı hammaddeler

Bunlar dolgu maddeleri, boyar maddeler ve kağıdı yapıştırıcı maddeler olarak üç bölümde mütalaa edilebilir:

Dolgu maddeleri, liflerden meydana gelen ve girintili çıkıntılı bir durumda olan kağıt yüzeyine lifler arasındaki boşlukları doldurarak, daha düzgün bir şekil vermek maksadıyla kullanılır. Bunun yanında mürekkebin dağılmasını önleyerek, daha iyi emilmesini sağlar. Kağıdın parlaklığını arttırır. Kağıdın yumuşaklığını da olumlu yönde etkiler.

Diğer yandan lifler arası bağlantıyı zayıflattıklarından kağıdın kopma, yırtılma, çift katlama ve patlama direncini zayıflatırlar. Kağıt makinasına hamur verilirken, eleğin üzerinden akan hamurun üst tarafında daha çok tutunduklarından, kağıtta iki yüzlülük meydana getirebilirler. Kağıdın yapışmasına menfi tesirleri vardır. Kağıt üzerinde zayıf tutunmaları halinde silme sırasında leke ve kirlenmeye, yıpranmaya sebeb olurlar.

Fazla oranda kullanılmaları işletmeci açısından kağıdın maliyetini düşürücü bir unsur olarak görülebilirse de, sayılan mahzurları da dikkate alınarak ancak belirli bir oranda dolgu maddesi kağıt hamuruna ilave olunabilir.

Baryum sülfat, kalsiyum sülfat (CaSO4) vb. dolgu maddeleri içinde daha çok yaygın olarak kaolen (bir çeşit kil) kullanılmaktadır.

Kağıda istenen rengin verilebilmesi için yeterli miktarda boyar madde (sentetik boyalar veya pigmentler) kullanılır.

Çeşitli kağıtların (özellikle baskı, para ve harita kağıtları gibi) su ve mürekkep gibi sıvı maddelere karşı dayanıklı olmaları istenir. Bu maksatla kağıdın iç yapıştırmasını sağlamak için kağıt hamuruna, lifler süspanse haldeyken, önce belli oranda kolofan ilave edilir. Daha sonra kolofanın lifler üzerinde çökmesini sağlamak için şap katılır. Çam ağaçlarından elde edilen reçine, % 80 oranında kolofan ihtiva etmektedir.


Kâğıt yapımı

Kağıt imalatı yapan fabrikaları; kağıt hamuru fabrikaları -bugün selüloz fabrikaları olarak bilinmektedir ve kağıt fabrikaları olarak ikiye ayırmak mümkündür. Ancak bugün kağıt fabrikaları hem kağıt hem de hamur üretimi yapan entegre tesisler olarak kurulmaktadır.

Hamur üretim bölümünde çeşitli metodlarla sözkonusu hammaddelerden kağıt hamuru üretilir. Üretilen hamur ya sulu halde uygun karışımlar ile doğrudan doğruya kağıt makinasına verilir veya suyu alınarak yoğunlaştırılmış halde stoklanır.


Başlıca kağıt hamuru (selüloz) üretim yöntemleri


Mekanik hamur

Genellikle meşe gibi bazı yapraklı ağaçların dışında ağaçlar 1-1,5 m boylarda kesilerek, gerekiyorsa nemlendirildikten sonra, taşlı liflendirici denilen bir makinada liflerine ayrılarak lif su karışımı süspansiyonu elde edilir. Kirlilik yaratacak maddeleri ve büyü kıymıkları ayırmak için muhtelif eleklerden geçirildikten sonra, kağıt makinası hamur hazırlama kısmına veya kesafeti arttırılarak özel havuzlarda depolanır.

Tomrukların makinaya verildiği bölmelerine göre, zinciri veya pistonlu olarak ayrılabilir. Pistonlular ise kendi içinde tek cepli ve çok cepli gibi tasarımları mevcut. Tomruk, basınç uygulanarak dönen bir taşa bastırılır, yaklaşık 1,5 m çapı olan taş suni taştır.

İşlem çok basit olmakla beraber, çıkan hamurun kalitesini kontrol altında tutma zorluğu, işlemin en büyük dezavantajını teşkil etmektedir. Bir ton mekanik hamur üretebilmek için 2,33 m³ kabuğu soyulmuş oduna (verim %98), 10-15 m³ temiz suya ve 800-1500 kWh elektrik enerjisine ihtiyaç vardır. Ayrıca bu hamurla her tür kağıdı üretmek mümkün değildir. Daha çok rengin ve fiziksel direncin daha az önemli olduğu ve hacimliliğin önemli olduğu kağıt türlerinin yapımında kullanılmaktadır.


Rafinör mekanik hamuru

Bu yöntemde de kimyasal madde kullanılmaz, ağaç yongaları diskli rafinörlerde liflerine ayırarak, hamur üretimi yapılmaktadır. Odun, ya tomruk halinde fabrikaya gelmekte ve yongalanmakta veya yongalanmış veya kereste fabrikalarının talaşı olarak gelmekte ve rafinörlere verilmekte.

Hamurun kalitesi taş mekanik hamurdan daha iyi (% 50-% 100) olmakla beraber bu üstünlük % 50 daha fazla elektrik enerjisi harcanarak sağlanır (ton başına 1200-2200 kWh). Buna karşılık, testere talaşı gibi çok daha ucuz odun hammaddesi kullanılabilmektedir.


Termomekanik hamur

Rafinör mekanik hamur usulünden farklı olarak odun yongalarının rafinöre girmeden önce buharla ön işlem uygulayarak yumuşatılmasıdır. Bundan dolayı liflendirme işleminde lifler daha az hasar görerek daha iyi nitelikte bir hamur elde edilebilir.


Kimyasal hamur (selüloz)

Yarı kimyasal hamur üretim yöntemleri olmakla bereber birçok kimyasal hamur üretim yöntemi bulunmaktadır. Bunlardan en yaygın olarak kullanılan sülfat (kraft) yöntemidir.

Sülfat işleminde hazırlanan her türlü yonga esas olarak alkali ve sodyum sülfit çözeltisi içerisinde 160-170°C’de 2-3 saat pişirilir.

Çözelti tekrar kullanılmak üzere kurulan geri kazanma üniteleri ile geri kazanılır. İşlem güçlü hamur üretimi için uygun ise de yeterli teknoloji seviyesinde olmayan ve kimyasal madde tedarikinde güçlükleri bulunan memleketlerde problemler çıkarmaktadır.

Gazete kağıtları % 100 oranında mekanik rafinör, termomekanik veya kimyasal termomekanik hamurdan yapılabilirse de çeşitli bakımlardan bir miktar (% 10-20 civarında) sülfat prosesi ile imal edilmiş selüloz katılması uygun görülmektedir. Dergi kağıtlarında mekanik hamur % 60 - % 100 oranında kullanılmaktadır. Kaliteli baskı kağıtları ise % 100 kimyasal hamurdan imal edilmektedir (I hamur). Oluklu mukavva ve çimento torba kağıtlarında genellikle mukavemeti yüksek sülfat hamur kullanılmaktadır.

Önceki kısımlarda bahsedilen hammaddelerden, anlatılan metodlarla elde edilen kağıt hamuru (selüloz), hamur hazırlama bölümünde işlem gördükten sonra dolgu, boyar vb. katkı maddeleri ilave edildikten sonra kağıt makinasına verilmektedir. Kağıt makinasına ço düşük kesafette (yaklaşık %1-1,5) verilen hamur çeşitli kademelerden geçerek suyu uzaklaştırılır, bunlar şekillendirme, presleme, kurutma ve gerekirse yüzey basınça düzgünleştirme veya kaplama aşamalarıdır. Üretilen kağıt makinenin genişliğinde olan bir tampon adı verlen ruloya sarılır.
Bu kağıt kesilerek bobin veya tabaka haline getirilir ve kullanıma sunulur.


Kaynak

  • Rehber Ansiklopedisi


Dış bağlantılar

  • kağıt nedir? nasıl üretilir? nasıl kullanılır?

Geri Dönüşüm
*

MPEG - MPlayer

Posted on November 30th, 2007 in Uncategorized by admin

MPlayer çokluortam biçimlerine herhangi bir diğer medya oynatıcıdan daha fazla destek veren özgür bir ortam oynatıcısıdır. Desteklediği biçimlerin tamamlanmamış bir listesi aşağıdadır:

  • Fiziksel ortam: CDler, DVDler, Görüntü CDleri
  • İçerik Biçimleri: 3gp, AVI, ASF, Matroska, MOV, MP4, NUT, Ogg, RealMedia
  • Görüntü Çözücüler: 3ivx, Cinepak, DivX, DV, H.263, H.264, HuffYUV, Indeo, MJPEG, MPEG-1, MPEG-2, MPEG-4, RealVideo, Sorenson, Theora, WMV, XviD
  • Ses Çözücüler: AAC, AC3, ALAC, AMR, FLAC, MP3, RealAudio, Shorten, Speex, Vorbis, WMA

MPlayer ayrıca görüntü göstermek için çeşitli çıktı sürücülerini destekler:
X11, DirectX, Quartz Compositor, VESA, SDL ve hayali olarak da ASCII sanatı,Blinkenlights.

MPlayer internetteki tüm genel aktarım biçimlerini oynatabilir ve dosyaya kaydedebilir.

Program Linux, Unix-benzeri, Windows ve Mac OS dahil olmak üzere birçok
işletim sisteminde çalışabilir.

MPlayer GNU Genel Kamu Lisansının 2. sürümü altında dağıtılır.
Önceden “MPlayer - Linux İçin Film Oynatıcı” ile adlandırılıyordu, ancak artık daha fazla işletim sistemi desteklediği için “MPlayer - Film Oynatıcı” olarak kısaltıldı.

MPlayer öncelikli olarak bir komut satırı uygulamasıdır fakat isteğe bağlı olarak X Pencere Sistemi altında çalışan grafiksel arayüz (GMPlayer) de kullanılabilir. Ayrıca farklı alternatif grafiksel arabirimleri de mevcuttur.

Çoğunlukla görüntü ve ses çözücüleri, yerel olarak, FFmpeg projesinin libavcodec kütüphanesi ile destekleniyor. Açık kaynak çözücülerinin yeterli olamadığı durumlarda ise, MPlayer çalıştırabilir dosyalara başvurur. Hatta Windows DLL dosyalarını WINE projesinin DLL yükleyicisi yardımıyla doğrudan kullanabilir.

thumb|250px|Ekran görüntüs

CSS şifre çözücü yazılımı, Windows çözücüsü kullanımı, yazılım patentleri tarafından kordunan çözücülerin bulundurulması, GPL’e uyumsuz OpenDivX içermesi nedenleriyle bazı sorunlar yaşadı. Bu nedenle, Debian dağıtımına yeni girebildi.

Geliştirilmeye 2000 yılında başladı. Bir süre sonra programcı Árpád Gereöffy’e birçok kişi katıldı. Başlangıçta, birçok geliştirici Macaristandan idi, ama bugünlerde geliştirciler dünya her yerinden. Árpád Gereöffy MPlayer’ın ikinci nesil sürümünü yapmaya başladığı için Alex Beregszászi 2003 yılından beri MPlayer’ın başında. Maalesef MPlayer G2 birkaç sebebten dolayı durakladı.

Yardımcı bir program, film kodlayıcı MEncoder, yukarıda yazılı biçimlerden bir görüntü ve bir ses dosyası alarak bunları farklı biçimlere kodlayabilir, isteğe bağlı olarak çeşitli dönüşümler gerçekleştirebilir.


Ayrıca bakınız

  • Ortam oynatıcıları listesi
  • Ortam oynatıcıları karşılaştırması


Dış bağlantılar

  • Resmi MPlayer Web Sitesi
  • İndir
  • Desteklenen çözücü listesi
  • MPlayer ile ilgili projeler
  • MPlayer OS X
  • Mozilla için MPlayer tarayıcı eklentisi
  • MPlayerXP - thread based fork of mplayer

Saklanırdı. Bu - Divan (politika)

Posted on November 29th, 2007 in Uncategorized by admin

Divan, eskiden İslam devletlerinde, devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı kurula denirdi. Başlangıçta bir devlet dairesi olan divan, İran devlet geleneğinin de etkisiyle sonradan kurul biçimine dönüştü.

Tarihçe

İslam tarihinde ilk divan, ikinci halife Ömer döneminde (634-644) bir devlet dairesi olarak kuruldu. Devlet gelirleri ve giderleriyle ilgili işler burada yürütülüyordu. Emeviler döneminde (661-750) divanların sayısı artırıldı. Devlet merkezi Şam’da, vergi işlerini yönetmekle görevli olan Divanü’l-Harac giderek ana divan durumuna geldi. Merkezde çeşitli devlet işlerini yürüten başka divanların yanında eyaletlerde de divanlar vardı. Divan geleneği Abbasiler döneminde de (750-1258) sürdü. Bu dönemde, vergi işleriyle Divanü’l-Harac, zekât işleriyle Divanü’s-Sadaka, askeri işlerle Divanü’l-Ceyş, devlet görevlilerinin ücretleriyle Divanü’n-Nafaka, saray giderleriyle Divanü’l-Hazine, posta ve gizli haberalma işleriyle Divanü’l-Beridi ve mali denetimle Divanü’z-Zimem uğraşıyordu. Divanü’s-Sır ise devletin önemli iç ve dış sorunlarıyla ilgili kararların alındığı bir üst kuruldu. Abbasilerde Divanü’l-Mezalim adlı bir kurul halkın çeşitli konulardaki yakınmalarını dinler ve bunları halifeye iletirdi. Halifeler divan toplantılarına katılmazlardı. Gerek duyduklarında, toplantının yapıldığı salona bakan yüksek bir yerde oturup görüşmeleri pencere arkasından izlerlerdi.
Daha sonra kurulan İslam devletleri büyük ölçüde Abbasi divan geleneğini sürdürdüler. Büyük Selçuklularda Divanı Âlâ devletin en yüksek yönetsel kuruluydu. Divan-ı Âlâ’nın altında resmi yazışmaları yürüten Divan-ı İnşa ve Divan-ı Tuğra adlı iki divan vardı. Mali kayıtları Divan-ı İşraf-ı Memalik tutar, mali denetimi de Divan-ı Nazar-ı Memalik yapardı. Askeri işleri Divan-ı Arz ya da Divan-ı Ceyş denilen kurul yürütürdü. Anadolu Selçukluları, Büyük Selçuklulardaki divan geleneğini bazı değişikliklerle korudular. Anadolu Beylikleri ile Akkoyunlular ve Karakoyunlularda da benzeri kurumlar vardı.

Dîvân-ı Hümâyûn (Divan-ı Hümayun)

Mühim devlet işlerinin görüşüldüğü ve karara bağlandığı yüksek merci. Dîvân-ı Hümâyûn, bugünkü Bakanlar Kuruluna benzetilebilir.


Osmanlı`da Divan

Diğer Türk ve İslâm devletlerinde olduğu gibi, Osmanlılarda da Dîvân-ı hümâyûn adı ile bütün mühim devlet işlerinin görüldüğü ve karara bağlandığı bir merci olmak üzere, büyük dîvân vardı. Osmanlı Devletinin merkez teşkilâtının üç büyük temel unsurundan biri de, Dîvân-ı hümâyûn ve kalemleridir. Diğerleri Bâb-ı âsafî ve kalemleri ile Bâb-ı defterî ve kalemlerinden meydana gelmektedir. Dîvân-ı hümâyûnda, imparatorluğa ait siyasî, idarî, askerî, örfî, şer’î, adlî ve malî işler, şikâyet ve davalar görüşülüp, ilgililer tarafından tetkik edildikten sonra, bir karara bağlanırdı. Dîvân, hangi dil ve millete mensup olursa olsun, her sınıf halka, kadın erkek herkese açıktı. Devletin idarî, siyasî ve örfî işleri doğrudan doğruya; diğerleri, bir müracaat, bir itiraz veya bir lüzum üzerine tetkik edilirdi. Memleketin herhangi bir yerinde haksızlığa uğrayan, zulüm gören veya mahallî kadılarca haklarında yanlış hüküm verildiğini iddia edenler, vakıf mütevellîlerinin haksız muamelelerine uğrayanlar, idarî veya askerî âmirlerden şikâyeti olan herkes ve diğer davacılar Dîvân-ı hümâyûna bizzat başvururlardı. Bütün davalar burada tarafsızlıkla görülürdü. Ayrıca, harp ve sulh gibi kararlar dîvânca verildiği gibi, bütün mühim devlet işleri de burada müzakere edilir ve neticelendirilirdi. Dîvânda bitmeyen veya padişaha arza muhtaç olmayan gerek resmî ve gerek hususî işler, padişahın mutlak vekili olan veziriâzamın İkindi Dîvânı’nda müzâkere edilir ve karara bağlanırdı.

Dîvân-ı hümâyûn, mutad toplantılarından başka, kapıkulu askerlerine ulûfe dağıtımı için üç ayda bir fevkalâde olarak toplanırdı. Gelen yabancı elçiler de, bu vesile ile sadrazamla görüşürler ve daha sonra padişahın huzuruna çıkarlardı. Buna, Galebe Dîvânı denirdi. Padişahın, teb’asıyla ve bilhassa askerî sınıflarla aracısız olarak görüşmesi gayesiyle, tahtın, Bâbüssaâde denilen, sarayın üçüncü kapısı önünde kurulması suretiyle akdedilen olağanüstü toplantılara ise, Ayak Dîvânı denirdi. Ayak dîvânları, ekseriya ihtilal veya karışıklık zamanlarında olurdu. Hükümdar, burada halkla veya askerle doğrudan doğruya temas eder, dertlerini dinlerdi. Ayak Dîvânının, mühim ve acele işleri müzakeresi ve derhal bir karara varılması için, hükümdarın veya serdâr-ı ekremin başkanlığında, saray dışında ve meselâ sefer zamanlarında ordunun bulunduğu yerde toplandığı da olurdu. Bu sırada müzakerelere, yalnız devlet adamları ve tecrübeli komutanlar katılırdı.

Fatih devrine kadar, dîvâna bizzat padişahlar başkanlık ederlerdi. Daha sonra padişah adına veziriâzamlar (Baş Sadrazamlar) başkanlık etmişlerdir. Padişah nerede bulunursa, dîvân orada toplanırdı. Yalnız veziriâzam seferde bulunurken, büyük dîvân onun başkanlığında toplanırdı. Fatih zamanında da dîvân her gün toplanmakta olup, haftada dört gün padişahın huzaruna arza girilirdi. Dîvân-ı hümâyûn toplantıları, 16. yüzyıldan sonra haftada dört güne inmiştir. Tarihçi Gelibolulu Mustafa Âli’nin yazdığına göre, Üçüncü Murad Han zamanına kadar, haftada dört gün dîvân toplanır ve bu dîvân toplantılarından sonra dört defâ da arza girilirken, dört defa arza girmek çok görüldüğünden, arz günleri, ikiye indirilmiştir.

Toplantı, Cumartesi, Pazar, Pazartesi ve Salı günleri yapılırdı. Bu dört günde, Dîvân-ı hümâyûn üyeleri, saraya gelip işlere bakarlardı. Pazar ve Salı günleri müzakerelerden sonra veziriâzam ile diğer vezirler, kazaskerler ve defterdarlar, Arz Odası’nda padişahın huzuruna kabul olunarak, dîvân işleri hakkında her biri ayrı ayrı izahat verirdi. Dîvân heyetine, vezir rütbesinde olmadıkça, Yeniçeri Ağası katılamazdı. Vezir olmayan Yeniçeri Ağası, arz günlerinde dîvân üyelerinden önce arza girip, Yeniçeri Ocağına dair söyleyeceğini söyler, sonra maiyetiyle beraber, ağa kapısına girerdi. Dördüncü Mehmed’in padişahlığı ve Fazıl Ahmed Paşanın sadrazamlığı zamanında, evvelâ Avusturya ve sonra Leh seferleri dolayısıyla padişah Edirne’de bulunduğundan, dîvân müzakerelerini, yalnız arz günlerine inhisar ettirerek, haftada iki gün, yani Pazar ve Salı günleri toplanması kararlaştırılmıştı. Padişah, 1677’de İstanbul’a gelince, yine aynı surette haftada iki gün olarak devamı emredilmişti. Bu durumda devlet işleri, yavaş yavaş sadrazamların İkindi Dîvânı’na yükletilmiş oluyordu. İkinci Ahmed’in saltanatının son senelerinde, haftada iki gün toplanan dîvânın azlığı ve iş sahiplerinin mağduriyeti göz önüne alınarak, bu hükümdarın emriyle, dîvân toplantıları yine haftada dört gün olmuştu.

Dîvân toplantılarının, 18. yüzyıl başlarında, Üçüncü Ahmed Han zamanında, haftada ikiye ve sonra bire indiği görülmektedir. Daha sonraki devirlerde dîvân toplantıları, büsbütün terk edilerek işlerin halli sadrazam dîvânına bırakılıp, padişahların iradeleri alınmak için, hükümdara telhisçi gönderilmek suretiyle, Paşa Kapısı’nda görülür olmuş ve dîvân akdi üç ayda bir, kapıkulu ocaklarına maaş verme ve yabancı elçi kabulü şekline dönüşmüştür.

Dîvân-ı hümâyûnun Topkapı Sarayı’nda Kubbealtı denilen binasını, Kanunî Sultan Süleyman zamanında veziriâzam Damad İbrahim Paşa yaptırmıştır. Bundan evvel, sonradan Eski Dîvânhâne denilen başka bir dîvân toplantısı yeri bulunmaktaydı. Dîvân-ı Hümâyûn binası, ikinci yer veya alay meydanı denilen orta kapı ile Bâbüssaâde arasındaki sahada sol kısımdadır. Kubbealtı veya Dîvân-ı hümâyûn binası, esas itibariyle, üç kubbe altındadır. Bu üç kubbeden birisi, dîvân üyelerinin toplandığı müzakere salonudur. Burada, üyelerin oturacağı yerler bellidir. Bu salonda veziriâzam ile diğer vezirlerin oturdukları yerin üstünde, padişahların dîvân toplantılarını gizlice dinledikleri “Kasr-ı Adl” denilen kafes pencereli yer bulunmaktadır.

Dîvân-ı hümâyûn, 18. yüzyıldan sonra önemini kaybetmesine rağmen, büsbütün ortadan kaldırılmayarak, imparatorluğun sonuna kadar muhafaza edilmiştir.

Dîvân-ı Hümâyûn Üyeleri

Veziriâzam (Sadrâzam): Osmanlıların ilk devirlerinde, veziriâzamlar, ilmiye sınıfından gelmişlerdir. Padişahın mutlak vekilidirler. Kanunnâmelerde yazıldığına göre veziriâzamlar, imparatorluktaki ilmiye tevcihleri (görev, rütbe veya makam verme) de dahil olmak üzere, bütün tayin ve aziller, katiller, terfî ve ilerlemelerde, birinci derecede merci olup, her iş onun emir ve müsaadesiyle olurdu. Sefer dışındaki zamanlarda vezir, kazasker ve şeyhülislâm gibiler hakkındaki muamelelerde, padişahın muvafakati alınırdı. Sadrazamlar sefere gittikleri zaman, devlet merkezindeki işleri görmeleri için, vekil olarak bir veziri kaymakam bırakırlardı. Buna “Rikab-ı Hümâyûn” veya “Sadaret Kaymakamı” denilirdi. Sadaret kaymakamı da, gerek Dîvân-ı hümâyûnda, gerekse Paşa Kapısı’nda dîvân toplandığı zamanlarda görülen işleri, müstakil defterlere yazdırır, buna da Rikab Defteri ismi verilirdi. Dîvân-ı hümâyûn üyelerinin seferde bulunması hâlinde, bu dîvânlara vekilleri gelirdi.

Kubbe vezirleri: Veziriâzamdan sonra gelen diğer vezirler ikinci vezir, üçüncü vezir, dördüncü vezir vb. şekilde adlandırılırdı ve sayıları yediye kadar çıkabilirdi. Dîvân müzakerelerinde ve siyasî herhangi bir işin hallinde de tecrübeli devlet adamları olan bu kubbe vezirlerinin fikirlerinden istifade edilirdi.

On yedinci yüzyılın başlarından itibaren defterdar, nişancı ve kaptan paşaların vezirlikleriyle beraber, vezirlerin adedi artmıştır. Hattâ bazı beylerbeyliklere tayin edilen kişilere de vezirlik rütbesi verilmiştir.

Kazasker (Kadıasker): 1480 tarihine kadar bir adetken bu tarihten sonra Rumeli ve Anadolu kazaskerlikleri ismiyle iki olmuştur. Yavuz Sultan Selim zamanında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun fethi üzerine, 1516’da Arap ve Acem Kazaskerliği ismiyle, üçüncü bir kazaskerlik kurulmuş, Diyarbekir de bu kazaskerliğe merkez olmuştur. Daha sonra Suriye ve Mısır’ın da ilhakıyla, Arap ve Acem kazaskerliği, merkeze nakledilmiştir. 1518’den sonra da lağvedilmiş ve kazaskerlik tekrar ikiye inmiştir. Kazaskerler, dîvânda, şer’î meselelere bakarlardı.

Nişancı veya Tevkıî: Devlet kanunlarını iyi bildiğinden, gerektiğinde bu meseleler hakkında fikri alınırdı. Dîvândan padişah adına sâdır olan (çıkan) fermanlara tuğra çekmek de, bunların göreviydi. Dîvân üyesi olmasına rağmen, vezir rütbesinde olmadıkça, arz günlerinde padişahın huzuruna giremezlerdi. Defterhâne’deki tahrîr defterine, bizzat nişancılar yazı yazabilirdi.

Defterdarlar: Fatih Kanunnâmesi’ne göre defterdar, padişahın malının vekilidir. Defterdarlık teşkilâtına “Bâb-ı Defterî” de denilir. Başdefterdardan sonra Anadolu malî işlerini görmek için Anadolu Defterdarı geliyordu. Yavuz Sultan Selim devrinde, buraların malî işlerini görmek üzere, Halep’te bir defterdarlık daha kuruldu. Fakat bu, devlet merkezinde değildi. On altıncı yüzyıl ortalarında, devlet merkezinde, Şıkk-ı Sânî adı ile bir defterdarlık daha kurulmuştur. Bu şekilde Başdefterdar, Anadolu Defterdarı ve Şıkk-ı Sânî isimlerinde üç defterdarlık olmuştur.

Dîvân-ı hümâyûn, sabah erkenden toplanır ve kuşluk zamanına ve bazen de öğleye kadar devam ederdi. Dîvân-ı hümâyûna gelecek olan devlet adamları, sabah namazını çoğu zaman Ayasofya Camii’nde kılar, Yeniçeri ocağı ile süvari bölük ağaları ve bir miktar yeniçeri, sarayın Bâb-ı Hümâyûn denilen ve Ayasofya Camii’ne bakan kapısı önünde iki sıra üzerine dizilirler, dîvân erkânı, namazdan sonra buradaki yerlerini alırlardı. Bu sırada duacı dua ettikten sonra Bâb-ı Hümâyûn kapıcıları, kapıları açarlardı. Dîvân-ı hümâyûnda, dîvân üyelerinden başka reisülküttâb, çavuşbaşı, kapıcılar kethüdası, büyük ve küçük tezkireciler ve tercümanlar hizmet görürlerdi. Dîvânda nişancı, tuğra çekilmesi lâzım gelen ferman, berat, menşur gibi evraka tuğra çekerdi. Örfî işleri ise, veziriâzam kararlaştırırdı.

On sekizinci yüzyılın son çeyreğinden itibaren, Osmanlı kabinesi şu şekilde teşekkül ettirilmiştir:

-Sadrâzam.

-Sadaret Kethüdalığı: 1835 yılında, Umûr-ı Mülkiye Nezareti ve 1837 yılında Dahiliye Nezareti olmuştur.

-Reisülküttaplık: 1836 yılında, Umur-ı Hâriciye Nezareti olmuştur.

-Defterdarlık: 1838 yılında, Maliye Nezareti olmuştur.

-Çavuşbaşılık: 1836 yılında, Deâvî Nezareti ve 1870 yılında Adliye Nezareti olmuştur.

-Yeniçeri Ağalığı: 1826 yılında Seraskerlik, 1908 yılında Harbiye Nezareti olmuştur.

-Kapdan-ı Deryâlık: 1878’den sonra, Bahriye Nezareti olmuştur.

Daha sonraları kabineye, Şeyhülislâm da dâhil edilmiştir.

Dîvân-ı Hümâyûn Kalemleri

Dîvân-ı hümâyûnda Reisülküttaplık ile onun maiyeti olan beylikçinin nezaretleri altında, Dîvân-ı hümâyûn kalemleri bulunmaktaydı.

Amedî Kalemi: Reisülküttabın hususî kalemi olup, aynı zamanda, bütün dış işleriyle meşgul olur ve sadrazamlıkla sarayın irtibatını sağlardı. Padişahın kendisine sadrazam tarafından yazılacak tahrir, telhis ile yabancı devletlerle yapılacak antlaşmalara dair ahidnâme ve musâlahanâme (antlaşma, sözleşme, vb.) suretleri, sadrazam tarafından yabancı devletlere gönderilen mektup müsveddeleri ve protokoller, elçi, konsolos, tercüman ve yabancı tüccarlara ait yazışmalar, burada yazılır ve bu kalemde saklanırdı.

Beylikçi veya Dîvân Kalemi: Dîvânda müzakere olunup karara bağlanan işlerin, gereken yerlere havalesi ve dîvân sicillerinin tutulmasıyla vazifeliydi. Ferman ve beratlar burada yazılırdı. Beylikçi, yazı işlerinden dolayı Reisülküttâbın emri altında bulunurdu.

Tahvil Kalemi: Bu kaleme, Nişan Kalemi veya Kese Kalemi de denilmektedir. Vezir, beylerbeyi, sancakbeyi beratlarıyla, vilayet kadılarının beratları, zeamet ve timarların kayıtları hep burada tutulurdu.

Rüûs Kalemi: Genellikle küçük berat olarak tarif edilir. Vezir, beylerbeyi, sancakbeyi ve vilayet kadısı derecesine çıkmış, ilmiye sınıfı hariç olmak üzere, bütün devlet memuriyetlerine intisab edenlerin (girenlerin) veya kendilerine evkaftan vazife verilenlerin muameleleriyle meşgul olur ve kayıtlarını tutardı. Tahvil ve Rüûs kalemleri, bugünkü özlük işlerinin görevini yaparlardı.

Teşrifâtçılık Kalemi: Dîvân-ı hümâyûndaki mühim vazifelerden biri de teşrifatçılık idi. Gerek sarayda ve Dîvân-ı hümâyûnda, gerekse sadrazam konağında yapılan merasimlerde, elindeki defter gereğince protokolü tatbik ederdi.

Vak’anüvislik Kalemi: Osmanlılarda vakanüvislik ismiyle resmî bir memuriyet ve kalemin kuruluşu, 18. yüzyıl başında ortaya çıkar. Bu kalem, devlet işlerine ait, verilen vesikaları tetkik ve kaydederdi. İlk meşhur vakanüvis tarihçi, Mustafa Nâimâ Efendidir.

Mühimme Odası Kalemi: 1797 tarihinde çıkan nizamnâmeyle, dîvân veya beylikçi kalemlerindeki Mühimme Nüvislerin (yazanların), bir yerde çalışmaları için Mühimme Odası veya Mühimme Kalemi kurulmuştur.

Dîvân-ı hümâyûn kalemlerinin şeflerine Hâcegân ve bir kalemin en kıdemli memuruna Halîfe denirdi.

Dîvân-ı Hümâyûn Defterleri

Dîvân-ı hümâyûnda çeşitli işler hakkında tutulmuş pek çok defter bulunmaktadır. Bunlar arasında en önemlileri; mühimme, ahkâm, tahvil, rüûs, nâme, ahidnâme defterleridir.

Mühimme Defterleri: Dîvân-ı hümâyûnun muntazaman toplandığı zamanlarda her dîvân toplantısında görüşülen siyasî, içtimaî, malî, idarî ve örfî kararların kayıtlarını ihtiva eden defterlere “mühimme defterleri” denirdi. Dîvân toplantılarında zabıt tutma usulü olmayıp, görüşülen işin neticesi, yani karar sureti, dîvân kâtipleri tarafından kaleme alınırdı. Bu karar suretini daha sonra reisülküttâb gözden geçirip tashih eder ve daha sonra icab eden yere yazılır ve en son olarak nişancı tarafından, hüküm veya fermanın tuğrası çekilirdi. Dîvân-ı hümâyûn işlerinin Bâbıâlî’ye nakli sırasında, mühimme defterleri de, oraya taşınmıştır. Elde mevcut mühimme defterleri, 16. yüzyıl ortalarından başlamaktadır.

Mühimme defterleri de birkaç çeşittir. Biri normal dîvân görüşmelerine ait olan defterlerdir. Diğer bir mühimme defteri de “Mektûm Mühimme Defteri” olup, adından da anlaşılacağı üzere, gizli yazılan hüküm ve fermanları havidir (içerir). Bunlardan elde mevcut olanlar, 18. yüzyıldan başlamaktadır. Savaş zamanlarında lâzım olan defterler, sadrazam ve serdâr-ı ekremle (başkomutan) beraber sefere gönderildiğinden, seferdeki görüşmelere ait tutulan mühimme defterlerine “Ordu Mühimmesi” denilmektedir. Sadrazamın seferde bulunması dolayısıyla, devlet merkezinde Rikab-ı Hümâyûn (Sadaret) Kaymakamının başkanlığı altında toplanan dîvân veya meclisteki görüşmelere ait tutulan defterlere, “Rikab Mühimmesi” ismi verilmiştir.

Ahkâm defterleri: Bazen bir eyalete ve bazen muhtelif eyaletlere ait olarak tutulmuşlardır. Bu defterlerde valilere, kadılara ve saireye hitaben yazılan hükümler bulunmaktadır.

Tahvil defterleri: Bu defterlerin pek çok çeşitleri vardır. Tahvil muameleleri, sadrazamın emrini müteakip en son olarak yapılırdı.

Rüûs defterleri: Rüûs, genellikle, küçük memuriyet, vazife veya mültezimlere o işin verildiğini gösteren tayin vesikası olarak, küçük berat şeklinde tarif edilmektedir. On altıncı yüzyıl rüûs defterlerinde, büyük memuriyetlere ait beratlar da bulunmaktadır. Rüûs defterlerinin kadı, mukâtaât, rikab, vakıf, müderrislik ve zeamet rüûsu gibi çeşitleri bulunmaktadır.

Bu belli başlı defterlerin dışında, pek çok Dîvân-ı hümâyûn defteri de bulunmaktadır.

ayrıca:divan-ı mezalim önemli ağır siyasi suçlara başkanlığını yaptığı bu mahkemeler yapmaktadır.ayrıca halktan gelen şikayetleri de bizzat hükündarların başkanlık mezalim divanı bakardı. ~

Sabit - Sunroof

Posted on November 29th, 2007 in Uncategorized by admin

[[Resim:Slidingmoonroof.jpg|thumb|right|Acura Integra’da mat sunroof]]

Sunroof, bir otomobilin tavanındaki açıklıktır. Sabit veya hareketli olabilir. Genellikle güneş ışığının doğrudan gelmesini engellemek için opak veya yarı geçirgen malzemeden yapılırlar.

MPEG - Advanced Audio Coding

Posted on November 29th, 2007 in Uncategorized by admin

Advanced Audio Coding (AAC) , Türkçe anlamıyla Gelişmiş Ses Kodlama sayısal ses için kayıplı sıkıştırma yapan kodlayıcı ya da çözücüdür.


Ayrıca bakınız

  • Ses verisi sıkıştırma
  • .m4a (MPEG-4 ses) dosya ismi uzantısı
  • Ses çözücüleri karşılaştırılması


Dış bağlantılar

  • Apple’ın MPEG-4 AAC sayfası
  • EE Times’daki AAC makalesi
  • Fraunhofer MPEG-2 AAC Bilgisi
  • AAC Lisanlaması
  • Açık Kodlu AAC çözücü kütüphaneleri FAAD2 (Free Advanced Audio Decoder, tr:Özgür Gelişmiş Ses Çözücü) çözücüsü ve FAAC (Free Advanced Audio Coding, tr:Özgür Gelişmiş Ses Kodlama) kodlayıcısı.

Depolarken insan - Thomas Hammarberg

Posted on November 29th, 2007 in Uncategorized by admin

Thomas Hammarberg 1942 , Örnsköldsvik doğumlu İsveçli diplomat and insan hakları aktivisti.

Şu anda Strazburg’da Avrupa Konseyi İnsan Hakları Yüksek Komiseri olarak görev yapmaktadır. Görevini, ilk komiser Alvaro Gil-Robles’den 1 Nisan 2006 tarihinde devralmıştır.

Hammerberg, bu göreve gelmeden önce, Avrupa ve dünyada, insan haklarının gelişimi için çalışmıştır. 2002-2005 arasında Stokholm merkezli Uluslararası Olof Palme Merkezinin Genel Sekreteri olarak çalışan Hammarberg, 1994-2002 tarihleri arasında İsveç’in İnsani İşler Elçisi olarak görev yapmış, 1986-1992 arasında “Save The Children” isimli sivil toplum kuruluşunun İsveç Genel Sekreterliğini yürütmüştür.

Thomas Hammarberg, 1980-1986 yıları arasında, Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreterliğini yürütmüştür.

Biçimi ve bu - Şair

Posted on November 29th, 2007 in Uncategorized by admin

Şair Şiir yazan kişi. Şair kelimesi Arapçadan gelir ve doğaüstü güçlere sahip, meczup, kahin gibi anlamlar da yüklenmiştir.
Günümüzde sadece kitaplar ile değil internet ile de geçmişin usta şairleri ve günümüzün şairleri okuyucularına ulaşmaktadırlar. Edebiyat akımlarından en sonuncusu serbest şiir akımı iyiden iyiye özgürlükçü şiir ve şair kavramına kavuşmuştur. Şair, gerek insana, gerek doğaya, gerek olgu ve olaylara daha farklı ve duyarlı, sezgisel ve derinlikli bir bir perspektiften bakan; bunu, bu ayrıcalıklı statüsünün bir sonucu olarak, en etkili ve dolaysız ifade biçimi olarak, ahenkli ve yüklü mısralarla dile getiren kişi diye nitelenmiştir..

*

Bu formatlar sesi - J

Posted on November 29th, 2007 in Uncategorized by admin

Jj Türk alfabesinin onüçüncü harfidir. Hiçbir öztürkçe sözcüğün içinde J sesi bulunmamasına rağmen, yabancı dillerden özellikle Fransızca’dan dilimize girmiş sözcüklerde geçer. J harfi, İngilizce’de C, Almanca’da Y, İspanyolca’da ise H olarak okunur. Türkçe’de Lâtin harflerine geçilirken, Fransızcadaki işlevi ile alınmıştır. Psikoloji, Jartiyer gibi sözcükler Fransızca kökenli iken, Jale, Müjgân gibi isimler, Farsça kökenlidir.

CD’lerini - Mısırlı Ahmet

Posted on November 28th, 2007 in Uncategorized by admin

Mısırlı Ahmet (Ahmet Yıldırım), 1967′te Ankara’da doğmuş Türk müzisyen.

Türk darbukası çalarak başlamış, kendini geliştirmek üzere “bu müziğin en iyi icra edildiği yere”, Mısır’a gitmiş, Omar Khayrat, Mohammad Fuad, Fethi Seleme, Amr Diab gibi Mısır’ın en ünlü ve usta müzisyenleriyle çalışmış ve kendine özgü bir teknik yaratmıştır. Bu teknik özellikle imkan verdiği hızla çok ilgi çekmiştir.

Mısır’dan dönüşünde “Mısırlı” lakabını almıştır ve dünyada da böyle tanınmaktadır. Mısır’da ise “Ahmed-i Türki” adıyla anılmaktadır. Mısır’dan sonra gittiği İspanya’da flamenko müziğini de tarzına dahil etmiştir. Mısırlı Ahmet’in teknik ve ritmleri caz, flamenko, Latin Amerika, Hint ve Arap müziğine pek çok müzik türünden izler taşımaktadır.

Mısırlı Ahmet, müziğe bakışını ve Mısır tecrübesini 14 Aralık 2005 tarihli Milliyet Pazar’a şöyle özetlemiş;

Mısırlı sanatçıların CD’lerini dinleye dinleye bozdum. Adamlar uçmuş. Ben onlara yeni ne diyeceğim! “Vardır Ahmet, senin de diyeceklerin, vardır” diyerek başladım. Böylece yeni bir teknik yarattım. Bu darbukada bir milattır. Sonra onu geliştirdim.
Çölde o sessizlikte çok ilginç tonlar duydum. Orada kalbinizin sesini duyabiliyorsunuz çünkü. 90′lardan sonra darbukada bana feyz verebilecek bir şey kalmamıştı. Doholle çalmaya başladım. Dohollede çıkan sound’ları ben de şaşkınlıkla seyrediyorum. “Allahım vakit yetecek mi? Ben ölmeden bu mevzuyu toparlayabilecek miyim?” diyorum. O kadar kısa bir ömrümüz var ki. Hiç zamanım yok. En büyük idealim ölmeden önce muhteşem bir solo yapmak. Yani “Daha iki saat önce acayip çaldı, rahmetli oldu. Buyrun atleti de burada, hâlâ kurumamış” demeleri.


Solo Albümleri

  • Great Masters of Mediterrenean / Natural Moments (2005)
  • The Search (2001)
  • Mel de Cabra (2000)
  • Oriental Dance and Percussion (1993)

Ad. Fraunhofer-Institute tarafından - Attila Aşkar

Posted on November 28th, 2007 in Uncategorized by admin

Attila Aşkar Türk bilim insanı ve eğitimci.

Attila Aşkar, matematik profesörü ve halen Koç Üniversitesi rektörüdür. Bu göreve atanmadan önce, Koç Üniversitesi’nde Fen, İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi dekanı ve provost olarak görev almıştır.

Attila Aşkar, mühendislik diplomasını İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1966 yılında almış ve doktorasını Princeton Üniversitesi’ne 1969′da sunmuştur. Akademik hayatı boyunca da, Boğaziçi Üniversitesi, Brown Üniversitesi, Princeton Üniversitesi, Paris VI Üniversitesi, Max-Planck Enstitüsü ve Stokholm’deki Royal Institute of Technology’de hizmet vermiştir.

Attila Aşkar, Tübitak’tan ve Kültür Bakanlığı’ndan ödüller almış bir bilimadamıdır ve Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) üyesidir.

Araştırmaları, kuantum dalgaları; wavelet analizi ve moleküler dinamik üzerinedir.

Aşkar, 80 bilimsel makale ve 2 kitabın yazarıdır. Ayrıca matemetiğe Aşkar Teoremi olarak geçen bir teorisi de vardır.


Dış bağlantılar

  • Atilla Aşkar’ın kişisel sayfası

Film Uzmanlar - Ratatouille

Posted on November 28th, 2007 in Uncategorized by admin

Bu Filmde Fare Remi ve fare ailesinin yaşadığı olaylar anlatılıyor.Hayal gücüne mağruz kalan şef Guasteu hayranı Remi, yeryüzüne çıkıyor ve kendisini Şef “Gusteau’s” restoranının önünde buluyor.Bu restorana giriyor ve çöpçu çocuk Linguini’nin yanlışlıkla karman çorman ettiği çorbayı düzeltiyor ve çocuk onu farkedince kaçıyor.Çocuk peşinden koşuyor ancak onu yakalayamıyor.Fare çocuğa yardım etmeye karar veriyor ve serğven başlıyor.

Formatı - Google Video

Posted on November 28th, 2007 in Uncategorized by admin

framed|right
Google Video, Google tarafından işletilen, hareketli görsel görüntü arşividir.

İnternetin ilk açık video pazarı; video arayabilir, izleyebilir ya da satın alabilirsiniz. Size ait görüntüleri satabilir veya geçiçi süre için kiralanmasına izin verebilir bu şekilde gelir elde edebilirsiniz. Görüntüler Google’ın sunucularında saklanmaktadır.

İnternet TV (IPTv) konseptinin pratik uygulaması olarak da görülebilir. Bu görüntülerin bazılarını indirebilir ve Google video player ile (ya da codec ile) daha sonra izleyebilirsiniz.

Teknik codec bilgileri:

  • Divx 480 x 360 veya 480x(değişken çözünürlük)
  • Bitrate oranı saniyede 128bit (mpeg-1 ebatında mp4 sunulmaktadır şu an için)
  • Psp ve Ipod kullanılan sabit codec H.264 (*.mp4) formatı 320x 240 veya 320x(değişken çözünürlük)


Dış bağlantılar

  • Google Video
  • VLC gösterici için yamalar

Video

Formatlar - SACD

Posted on November 28th, 2007 in Uncategorized by admin

right|200px|thumb|Resmi SACD Logosu
SACD, (Super Audio Compact Disc), Sony ve Philips konsorsiyumu tarafından geliştirilmiş dijital ortam. Açılımı “Süper Ses Birleşik Diski” dir. Yüksek kalitede (High-Fidelity) ses depolama ortamıdır. Halk arasında Süper CD ya da Yüksek Yoğunluklu CD olarak da bilinir. Müzik dinleyicilerinin artan isteklerine CD ile karşılık verilememesinin ardından ortaya çıkmıştır. 1999 yılında piyasaya sürülmüştür. Standart bir CD’den daha fazla kapasiteye sahiptir, 4.7 GB. DSD kayıt teknolojisi kullanılarak kaydedilmektedir. Ki bu kayıt teknolojisi de, gene aynı konsorsiyum tarafından geliştirilmiştir. CD’den kapasite farkının yanısıra çok kanallı müzik kaydına izin vermesi en önemli farkıdır. Özel cihazlar tarafından okunabilmektedir.SACD, CDDA ve DVD-A’dan farklı olarak PCM (Pulse Code Modulation) yerine DSD (Direct Stream Digital) olarak da bilinen, DSM’yi (Delta-Sigma Modulation) kullanır. DSM’nin örnekleme frekansı 2.8224 mHz dir.

2-Kanal (stereo), 4-kanal (quad) ve 5.1-kanal (surround) ses içerir.
DVD-A, DualDisc ve SACD arasındaki rekabette, SACD biraz daha öne çıkmıştır. Bu formatlar arasında en çok SACD odyofiller tarafından ilgi görmüştür.

Contents


Çeşitleri

3 çeşittir;

  • Hybrid: CD Audio Standard ını (Red Book) destekleyen bir CDDA katmanı ve 4.7gb lık HD (High Definition) SACD katmanı içerir. Hem SACD hem de CD çalarlarda kullanılabilir.
  • Single Layer: Fiziksel olarak DVD ile aynıdır. Sadece HD katmanı, yani 4.7gb lık SACD katmanını içerir. Sadece SACD çalarlarda dinlenebilir. Genellikle Sony Music Entertainment. tarafından kullanılır.
  • Dual Layer: Fiziksel Olarak DL/DVD (çift taraflı DVD) ile aynıdır. Her yüzde sadece 4.7gb lık SACD katmanı bulunur. Sadece SACD çalarlarda dinlenebilir.


DSD

DSD (Direct Stream Digital) ile 1-bit, 2.8224 mHz örnekleme yapılabilmektedir. Bu da, maksimum çıkış gücünü (dynamic range) 120dB ve frekans aralığını 100 kHz e kadar çıkarmaktadır. (Bir çok High-Fidelity ve High-End cihazın üst limiti 80-90 kHz dir.)


Kopya Koruması

SACD birçok koruma yöntemi kullanmasına rağmen genellikle DTCP (Digital Transmission Content Protection) sistemini kullanır.

Sadece hybrid SACD lerin CDDA katmanı bilgisayarda CD-ROM veya DVD-ROM ile dinlenebilir. Yani MP3 veya kopyaladığınız CD, CD kalitesinin ötesine geçemeyecektir. Bir SACD çalardan line-out ile kopya almanız durumunda ise yine seste kayıp yaşanacaktır. Sonuçta SACD kopyası şu an için CD kalitesinden öteye geçememekte.


Kaynak

  • Sony SACD
  • Audio Engineering Society SACD

Internet kullanıcıları - Soket

Posted on November 28th, 2007 in Uncategorized by admin

Soket, TCP/IP’de, veri iletişimi için gereken iki bilgi olan IP adresi ve port numarasının yan yana yazılmasıyla oluşan veri. Örneğin, 192.168.1.1 makinesine 23 numaralı porttan yapılmış olan bir bağlantı 192.168.1.1:23 şeklinde yazılır.

Aynı zamanda, programlamada bir makineye bağlantı açıldığında buna “soket açma” denir. Bir soket açılınca, sistem programcıya IP adresi ve port numarasını verdiği için bu isimlendirme ortaya çıkmıştır.

Getirilmiş sesler - La Higuera

Posted on November 28th, 2007 in Uncategorized by admin

La Higuera (İspanyolca: “İncir ağacı“) Bolivya’daki Santa Cruz bölgesinde, Santa Cruz de la Sierra’nın kuş uçuşu 150 km. güneybatısındaki küçük bir köydür. La Higuera 1950 m rakımda ve 2001 sayımına göre 119 kişilik bir nüfusa sahiptir. Köylülerin çoğunluğu yerli Guarani halkındandır. İdarî olarak La Higuera Pucará belediyesinin bir parçasıdır.

8 Ekim 1967′de Arjantinli devrimci Che Guevara kalçasından vurularak yakındaki Quebrada del Churo adlı koyakta Bolivya Ordusu tarafından ele geçirilmiştir. Böylece Guevara’nın Güney Amerika’ya sosyalizmi getirmek için giriştiği devrim seferine son verilmiştir. Che Guevara burada, ertesi gün öldürüleceği okulda bir gece tutsak olarak kalmıştır. Cesedi ertesi gün sergilenmek üzere Vallegrnde’ye getirilmiş ve buradan gizlice götürüldüğü uçuş pistine gömülmüştür.

“El Che” için yapılmış bir anıt ve eski okul binası bu bölgedeki en önemli turist uğrak yerlerindendir. La Higuera 2004 yılında açılan “Ruta del Che” (Che Guevara Yolu)’nun bir durağıdır.

Tarafından geliştirilmiştir. Sayısal - Analog veri

Posted on November 28th, 2007 in Uncategorized by admin

Analog veri, giriş sinyalinin bazı başka sinyaller ile toplama, çarpma veya faz farkı gibi elektriksel işlemler geçirilerek değiştirilmesi ile elde edilir. Dolayısıyla, giriş sinyali ve çıkış sinyali arasındaki geçiş bir matematiksel formül ile gösterilebilir.

Analog veri ile sayısal veri arasındaki en büyük fark, analog verinin sürekli (İngilizce continuous) olan bir ölçekte, sayısal verinin ise rakamlarla sınırlı olan, sürekli olmayan (İngilizce discrete) bir ölçekte var olmasıdır.

Next Page »