Gerekmektedir. - Kılıç balığı

Posted on October 29th, 2007 in Uncategorized by admin

Kılıç balığı (Xiphias gladius), Xiphiidae familyasından üst çenesi kılıç gibi uzamış yırtıcı bir balık türü.


Özellikleri

Kılıç balıkları; vücut kaslarından gelen ısının gözlerine aktarıldığı özel bir ısıtma sistemine sahiplerdir. Bu ısıtıcı sistem balığın, gözlerinin görme işlevi için gerekli ısıyı sağlar. Kılıçbalıkları bu sayede denizin 600 m dibinde, ısının 5 dereceye kadar düştüğü yerlerde bile mürekkep balıklarını kovalayabilirler.Bu ısıtıcı sistem, balığın gözlerinin görme işlevi için gerekli olan ısıyı sağlar.

Görme olayı bir dizi kimyasal olaylar sonucunda gerçekleşir. Hava serinledikçe kimyasal reaksiyonlar daha uzun zaman alır. Bu nedenle soğuk kanlılar sınıfına giren canlılar, eğer hızlı hareket eden nesneleri görmek istiyorlarsa kendilerini ısıtmak durumundadırlar. Bu nedenle, son derece soğuk derin deniz sularındaki kılıçbalıklarının avlanamaması gerekirdi.

Oysa kılıçbalıkları denizin 600 m. dibinde, ısının 5 dereceye kadar düştüğü yerlerde bile mürekkep balıklarını kovalayabilirler. Saate 60 km. hızla yüzen avlarını takip edebilmek için kılıçbalığının gözlerinin ısısını 20-25 derecede tutması gerekmektedir.

Saatte 120 km. hızla yüzebilir ve okyanusların en hızlı balıklarından biridir.

MPEG - BS Player

Posted on October 28th, 2007 in Uncategorized by admin

BS Player, alternatifleri içerisinde en çok rağbet gören DivX oynatmaya yarayan program. Otomatik altyazı tanıma, altyazı düzeltimi ve buna benzer birçok kolaylık sağlayan özellikleri bulunmakta.

Windows 2000 ve Windows XP’de çalışan program, pekçok ses ve vidyo formatını desteklemekle birlikte (ASF, ASX, AVI, DAT, DivX, M2V, M2P, M3U, MKV, MP3, MP2, MPEG, MPG, OGG, OGM, VOB, WAV, WMV), vidyo gösterimi alanında odaklanmıştır.

Çoğu diğer oynatıcılar gibi, gerekli codeclerin önceden yüklü olmasını gerektirir. Yüklerken Türkçe arayüz desteği mevcuttur.

MPEG - HDMI

Posted on October 24th, 2007 in Uncategorized by admin

thumb|right|200px|HDMI Fişi

HDMI ya da tam adıyla High Definition Multimedia Interface (okunuşu: hay definişın multimedya intefeys). 2003 yılında ses (audio) ve görüntü (video) verilerini dijital olarak aktarmak için geliştirilen bir arabirimdir. Koaksiyel kablo, composite video, S-Video, SCART, VGA gibi analog görüntü standartlarına şifreli dijital alternatif olarak sürülmüştür. DVI ile geri uyumlu olup, ek olarak ses de taşımaktadır.

DRM desteği ile yeni teknolojik aletlerde yaygın kullanılmaya başlanmıştır. Halen bir cok HD-DVD, Blue-Ray çalarda bulunmakla birlikte bazı DVD çalarlarda da vardır. Windows’un son sürümu Vista tarafından da desteklenmektedir. 2006′dan itibaren video kamera ve digital fotograf makinalarında da kullanılmaya başlanmıştır.

Piyasaya sürülen ilk HDMI bilesenli cihazı Pioneer üretildi. Örnek Modeller Pioneer DV-668AV DVD Oynatıcı ve Pioneer PDP-434HDE plasma televizyon.

10 Kasım 2006′da 1.3a sürümü çıkarılmıştır.

Tip A HDMI (dişi)
250px
pin1 TMDS Data2+
pin2 TMDS Data2 Shield
pin3 TMDS Data2–
pin4 TMDS Data1+
pin5 TMDS Data1 Shield
pin6 TMDS Data1–
pin7 TMDS Data0+
pin8 TMDS Data0 Shield
pin9 TMDS Data0–
pin10 TMDS Clock+
pin11 TMDS Clock Shield
pin12 TMDS Clock–
pin13 CEC
pin14 Reserved (N.C. on device)
pin15 SCL
pin16 SDA
pin17 DDC/CEC Ground
pin18 +5 V Power
pin19 Hot Plug Detect

Contents


Kablo

Kablo uzunlugu, HDMI Organizasyonu tarafından veri kaybı olmadan azami iletim için 15 metre belirmiştir, fakat piyasada 20 metre uzunluğunda kaliteli kablolardan yapılanlar da vardır.


Sürümler

HDMI 1.0 HDMI 1.1 HDMI 1.2 HDMI 1.3
Sürüm tarihi 09 Aralık 2002 20 Mayıs 2004 22 Ağustos 2005 22 Haziran 2006
Fiş Tipi Tip A Tip A ve B* Tip A ve B* Tip A ve C (Mini HDMI)
max. Veri genişliği 165 MHz 165 MHz 165 MHz 350 MHz
max. Transfer 4,95 GBit/s 4,95 GBit/s, 10 GBit/s 4,95 GBit/s, 10 GBit/s 10,2 GBit/s
max. Resim Formatı 1080p, 60 Hz 1080p, 60 Hz 1080p, 60 Hz 1440p, 120 Hz
Renk Paleti 24 Bit RGB
30/36 Bit YCbCr (YCC)
24 Bit RGB
30/36 Bit YCbCr (YCC)
24 Bit RGB
30/36 Bit YCbCr (YCC)
24/30/36/48 Bit RGB
30/36/48 Bit YCbCr (YCC)
Ses Formatı 8-Kanal, Dolby Dijital, dts, MPEG HDMI 1.0 gibi + DVD-Audio HDMI 1.1 gibi + SACD HDMI 1.2 gibi + Dolby TrueHD, dts-HD
Gelişmeler - - HDMI 1.2a (14 Aralık 2005)
CEC desteği
Uzaktan kumanda desteği
HDMI 1.3a (10 Kasım 2006)
Tip C Fişi Modifiye edildi,
daha iyi Uzaktan kumanda desteği

*(Tip B gelistirilmis olmasina ragmen hic piyasa sürülmedi.)


Ayrıca bakınız

  • DVI


Dış bağlantılar

  • Resmi HDMI sayfası
  • HDMI SSS
  • HDMI 1.1 teknik bilgileri (PDF)
  • HDMI - Geçmisi, bugünü ve geleceği
  • HDMI kabloları- are “better” quality HDMI cables really worth it?


Referanslar

HDMI Organizasyonu orijinal sayfasi

Algoritmasını kullanan - Posix

Posted on October 21st, 2007 in Uncategorized by admin

POSIX, UNIX için Taşınabilir İşletim Sistemi Arabirimi.

Bir işletim sistemi hizmeti kümesi tanımlayan Elektrik ve Elektronik Mühendisleri Enstitüsü (IEEE) standardı. POSIX standardını kullanan programlar bir sistemden diğerine kolayca taşınabilir. POSIX, UNIX sistem hizmetlerine dayanır, ancak başka işletim sistemleri tarafından da geliştirilebilecek biçimde oluşturulmuştur.

Kaplar hale - Tabaklama

Posted on October 20th, 2007 in Uncategorized by admin

[[Resim:Tanned leather.JPG|280px|right|thumb|Marakeş’de tabaklanmış deriler]]

Sepileme olarak da bilinen tabaklama (bazı yörelerde dabaklama), deri liflerinin yani deri kollegeninin bozunmalara, mikroorganizmalara ve parçalanmalara karşı dayanıklılığını arttıran bir işlemdir. Tabaklama, deri işleme yöntemidir, yani derinin fiziksel ve kimyasal işlemlere tabi tutulup endüstriyel bir ürün olarak kullanılacak hale getirilmesidir.

Deri yapısının bozunabilirliği kıllanımında ciddi problemlere yol açarken kalıcı dayanıklılık ve aynı zamanda kullanılabilirlik sağlamada temel aşama tabaklamadır. Tabaklama işleminde kollegenin amino ve karboksil grupları çeşitli maddeler ile (mineral, bitkisel, kimyasal kökenli) aralarında bağlar kurmak sureti ile dayanıklı hale getirilir.

Deri, tabakhanede işlendiği için tabaklamak tabiri kullanılır. Tabakhanede yapılan işe tabakhanecilik denir ken her dericilik yapanın tabakhaneci olamayacağı önemli bir ayrıntıdır çünkü dericilik tabiri deri üretimi dışında deri konfeksiyon, deri ayakkabıcılık ve diğer deri ürün üretimlerinide kapsar. Tabaklayan kişiye sepici ya da tabak denir.

Internet kullanıcıları kendi - .ba

Posted on October 19th, 2007 in Uncategorized by admin

.ba, Bosna-Hersek’in İnternet Ülke kodudur.

CD’lerini - Mısırlı Ahmet

Posted on October 17th, 2007 in Uncategorized by admin

Mısırlı Ahmet (Ahmet Yıldırım), 1967′te Ankara’da doğmuş Türk müzisyen.

Türk darbukası çalarak başlamış, kendini geliştirmek üzere “bu müziğin en iyi icra edildiği yere”, Mısır’a gitmiş, Omar Khayrat, Mohammad Fuad, Fethi Seleme, Amr Diab gibi Mısır’ın en ünlü ve usta müzisyenleriyle çalışmış ve kendine özgü bir teknik yaratmıştır. Bu teknik özellikle imkan verdiği hızla çok ilgi çekmiştir.

Mısır’dan dönüşünde “Mısırlı” lakabını almıştır ve dünyada da böyle tanınmaktadır. Mısır’da ise “Ahmed-i Türki” adıyla anılmaktadır. Mısır’dan sonra gittiği İspanya’da flamenko müziğini de tarzına dahil etmiştir. Mısırlı Ahmet’in teknik ve ritmleri caz, flamenko, Latin Amerika, Hint ve Arap müziğine pek çok müzik türünden izler taşımaktadır.

Mısırlı Ahmet, müziğe bakışını ve Mısır tecrübesini 14 Aralık 2005 tarihli Milliyet Pazar’a şöyle özetlemiş;

Mısırlı sanatçıların CD’lerini dinleye dinleye bozdum. Adamlar uçmuş. Ben onlara yeni ne diyeceğim! “Vardır Ahmet, senin de diyeceklerin, vardır” diyerek başladım. Böylece yeni bir teknik yarattım. Bu darbukada bir milattır. Sonra onu geliştirdim.
Çölde o sessizlikte çok ilginç tonlar duydum. Orada kalbinizin sesini duyabiliyorsunuz çünkü. 90′lardan sonra darbukada bana feyz verebilecek bir şey kalmamıştı. Doholle çalmaya başladım. Dohollede çıkan sound’ları ben de şaşkınlıkla seyrediyorum. “Allahım vakit yetecek mi? Ben ölmeden bu mevzuyu toparlayabilecek miyim?” diyorum. O kadar kısa bir ömrümüz var ki. Hiç zamanım yok. En büyük idealim ölmeden önce muhteşem bir solo yapmak. Yani “Daha iki saat önce acayip çaldı, rahmetli oldu. Buyrun atleti de burada, hâlâ kurumamış” demeleri.


Solo Albümleri

  • Great Masters of Mediterrenean / Natural Moments (2005)
  • The Search (2001)
  • Mel de Cabra (2000)
  • Oriental Dance and Percussion (1993)

Internet - .bj

Posted on October 16th, 2007 in Uncategorized by admin

bj., Benin’e ait ülke internet kodudur.

CD kalitesinde - C.Wright Mills

Posted on October 14th, 2007 in Uncategorized by admin

Reformist ve karşılaştırmalı (mukayeseli) - tarihsel (1950′lerden sonra dışlanan) bir bakış açısına sahip, Amerikalı muhalif sosyologtur. Çatışmacı bakışla, toplumsal düzen bağlantısını başarıyla kurabilmiştir. Oy kullanmamıştır. Pozitivizme karşı çıkarak, sosyolojiye daha hümanist bakmıştır.

Marx ve Weber’den çok etkilenmiş olup; “Yabancılaşma” kavramını Marx’tan almıştır; düşünceleri ve bakış açısı, Coser ve Dahrendorf’un çatışmacı bakış açılarına da oldukça uygun düşmektedir.

“Güç” ve “İktidar” en önemli kavramlarındandır; ancak final formu olarak zora dayalı güçten çok, “Karar verme ve güç yapısı (power structure)” ile ilgilidir.

En önemli eserleri: The Power Elite (İktidar Seçkinleri), Listen, Yankee: The Revolution In Cuba (Dinle Yankee: Ve Castro’nun Tarihi Savunması), The Sociological Imagination (Toplumbilimsel Düşün), The Marxists (Marksistler)dir.

Sosyal psikolojik ilkeleri hiçbir zaman göz ardı etmemekle birlikte, bunları yapıyla ilgili sosyolojik kaygılara bağlamayı bilmiş bir kuramcıdır; eklemlendiği şey sosyal psikolojidir. Poloma’ya göre Mills; “Sosyolojik tasarım” (toplumsal tahayyül, hayalgücü,düşün/sociological imagination) çağrısı ile büyük kuramcıları (”grand theorists”) eleştirmiştir. Mills’in sosyolojik kuramında, grand teori perspektifinin yoksun olduğu 3 öğenin merkezi önemde bulunduğu görülür:

—Düşüncelerin, insan tarihinde sahip oldukları önemli yer

—Gücün (power) doğası ve bilgiyle ilişkisi

—Ahlaki eylemin anlamı ve bilginin ahlaki eylemdeki yeri

Sosyolojik imajinasyon, 3 önemli soruya cevap arar:

1)Belirli bir toplumda işler, faaliyetler nasıl örnek hale gelmektedir?

2)Bu toplumun insanlık tarihindeki konumu nerdedir? (Tarihselciliğe yaptığı vurguyla, Parsons’a tarihselci bir alternatif getirmektedir)

3)Bu toplum, ne tür insan tipi üretmektedir?

Mills’e göre, çağrıda bulunduğu “sosyolojik tasarım (imgelem)”, makroskobik ve moleküler (mikroskobik) bakış açısının bir harmanı olmalıydı:

Makroskobik: Amacı, belirli tarihi fenomen tipleri ortaya koyarak, bu fenomen tipleriyle sistematik olarak birbirine bağlanan kurumları ilişkilendirmek olan bakış açısıdır ki; Weber, Marx, Simmel ve Mannheim’ın çalışmaları, tümüyle makroskobik araştırma yollarını örnekler.

Mikroskobik: Küçük ölçekli problemler ve doğrulamada(sınama) kullanılan istatistiksel modelleri ifade (karakterize) eder.
Mills’e göre; “Sorun ve çalışmalarımızın siyasal ve toplumsal olarak önemi arttıkça, çözümlerimiz de daha az özenli ve bilgimiz daha az kesin olmaktadır”. Bu ikileme getirdiği çözüm ise; bu iki yöntem arasında mekik dokumaktır: Bu da, makroskobik düzeylerde geniş boyutlu çalışırken, mikroskobik düzeyde yeterince kanıtlayıcı veri toplayabilmek için inceden inceye çalışma olanağı sağlar.

Mills’e göre, anlamlı bir sosyolojik kuramla ilgilenip, tarih ve biyolojiyi veri kaynağı olarak kullanan sosyolog; “sosyolojik tasarım”a sahiptir. Böyle sosyologlar, anlamlı bir sosyolojik kuramla ilgilenip, iyi bir tarih ve biyoloji bilgisi ve kullanma yeteneği ile harmanlarlar. Yani sosyolog, makro düzeyde çözümler ararken, mikro seviyede olayları tasvir edici, tamamlayıcı verileri toplamaya gayret eder. Bu noktada işlevselci sosyolojiye (fonksiyonalizme), Talcott Parsons’ın üzerinden, “kuramını doğrulayıcı yeterince veri toplamadığı” hususu ile eleştiri getirir. Natüralistik sosyolojinin, fizik kurallarını sosyolojiye uygulama heveslerinde olduğunu belirtir (“Fizikçilerin doğaya ilişkin olarak yaptılarına inandıklarını, toplum ve tarihle yapmak üzere yola koyulmuşlardır”): Mills’in kuramı ise, değerlendirici ve hümanistik bir kuram özelliğindedir. Gerth ve Mills; biyolojik organizmalarının ve fiziksel yapılarının ve her kişilik yapısında rol oynayan kişinin farklı konumlanmaları nedeniyle kadın ve erkeğin eşsiz (unique) yaratıklar olduğunu söylemektedirler.

Mills’e göre insanlar doğaları gereği, davranışsal olarak irrasyoneldirler. Bu yüzden kadın ve erkekler; dürtülere, politik sloganlara ve statü sembollerine irrasyonel, duygusal tepkiler vermeye eğilimlidirler. Bu irrasyonelliği sergilemek sosyolojinin görevi olmalıdır. Bu sergileyişle tüm insanlar irrasyonel tepkiler vermeye daha az eğilimli olacaklardır (Bu sebepledir ki; Mills, güç ve siyaset üzerine makaleler yazmış,”White Collar” ve “The Power Elite” çalışmalarını yapmıştır). Sosyal bilimcilerin, sosyolojinin toplumun acil sorunlarıyla doğrudan bağlantısına ilgi duyması gerektiğini vurgulamaktadır. Bir toplum bilimcisi olarak sosyoloğun günümüzde insan yaşamının kalitesinde bir farklılık yaratmakla ilgisi olması gerektiğini düşünmekte ve sosyologları “Scientism” (bilimcilik) tehlikesine karşı uyarmaktadır. Durkheim’ın “anomi” karşısında entelektüellere biçtiği rol ve atfettiği görevler düşünülürse, bu bakımdan Mills’in Durkheim’dan etkilendiği söylenebilir.
“Toplum” ve “sosyoloji” tanımları, yapısal fonksiyonalisttir. Ancak yukarda da belirtildiği gibi; insanın irrasyonel tarafına yaptığı vurgu ile yapısal fonksiyolizmden ayrılır.

Mills’e göre;

Siyasal düzen: İnsanların, toplumsal yapıdaki güç ve otorite dağılımını ele geçirdikleri, kullandıkları ve etkiledikleri kurumları kapsar.

Ekonomik düzen: İnsanların mal ve hizmetleri üretmek ve dağıtmak için emeği, kaynakları ve teknik araçları örgütledikleri kurumları kapsar.

Askeri düzen: İnsanların meşru şiddeti örgütledikleri ve kullanımını destekledikleri kurumları kapsar.

Kamuoyu; belli bir zamanda belli bir tartışmalı durum karşısında bu sorunla ilgilenen kişi ya da kişilerin gruplarında hâkim olan kanaattir. Dolayısıyla bir toplumda tek bir kamuoyundan bahsetmek mümkün değildir; sadece savaş gibi halkın tek vücut olduğu durumlarda tek bir kamuoyundan bahsedilebilir. Kamu toplumu ve kitle toplumundaki ayrımlar ise;

Contents


Kamunun Öğeleri

1) Kamu toplumunun temel dayanağı düşüncenin özgürce açıklanabilmesidir, toplumsal hayatta bireyler düşünce ve görüşlerinin özgürce açıklayabilmektedirler. Kamuoyu da açık tartışmalarla oluşmaktadır.

2) Hiçbir kurumun, kamu üzerinde açık ya da gizli herhangi bir baskısı bulunmamaktadır.

3) Kamuoyu toplumu, kendi sorunlarıyla ilgili her sorunu protesto etmeyebilirler; protesto haklarının oluşu, özgürlük ortamının varlığı sayesindedir.


Kitlenin Öğeleri

1) Kitle toplumunun temel dayanağı ise kitle iletişim araçlarının bireyleri manipüle ederek gönderilen mesajları tüketmelerini sağlamaktır. Düşünce ve eğilimler karşılıklı dinlenebilmesine rağmen, kendini ifade edebilenlerin sayısı azdır. Kitle toplumu, güdülenmiş toplumdur.

2) İktidar, kamu üstünde baskı sahibidir(Bu da, bir toplumun kitle/kamu toplumu olduğunu gösteren ölçüttür). Bireyler yığını olarak görülen kamu; KİA (Kitle İletişim Araçları) ile biçimlenir ve KİA ile oluşturulan kamuoyunun oluşturacağı davranışlar, iktidar tarafından sürekli denetlenir. Açık ya da örtülü bir baskı mevcuttur.

3) Demokrasinin varlığı adına her konu protesto edilebilir.

Her toplum zamanla değişebilir; kitle toplumu ya da kamu toplumu halini alabilir. Mills’e göre Amerikan toplumunun gidişatı, kitle toplumuna doğrudur.
KİA’nın kullanımı ve idaresi, iktidar seçkinlerinin elindedir.


Orta sınıf hakkındaki görüşleri

Mills’e göre orta sınıf, geniş bir yelpaze olup; işverenlerle ücretli çalışanlar arasındaki tampon sınıftır, büyük ölçüde”yabancılaşma”nın pençesindedir. Marx’ı hatırlarsak, Marx’a göre;

—İnsanları hayvanlar dünyasından ayıran şey, “emek”tir.

—Kapitalist sistemin ortaya çıkardığı modern sanayi, insanlığın kendini emeğiyle ifade etmesini giderek zorlaştırmaktadır. Bir çiftçi, hasatta elde ettiği ürünle, esnaf girişimiyle, doktor iyileştirdiği hastasıyla doyuma ulaşabilir; ancak kapitalizmde sanayileşme kişisel olarak giderek daha anlamsız işler yaratmaktadır. Bu doğrultuda kişiler kendilerini emekleri ile ifade edemeklerinden, hem ortaya çıkan sonuca hem sürece, hem kendilerine hem de doğaya yabancılaşmaktadırlar. İş dünyasında yaşanan yabancılaşma, “iç dünya”ya da sirayet etmekte ve çılgınca bir eğlence anlayışını doğurmaktadır: Kişiler sentetik heyecanların peşinde, sentetik ilişkiler kurarlar; gerçek ve derin ilişkiler, rahatlamalar yaşanamaz. Orta sınıf, devamlı iktidar seçkinlerinin sahip olduğu para, iktidar ve prestijin peşindedir; ancak bunlara hiçbir zaman sahip olamayacaktır. Mills’in orta sınıf sorununa yaklaşımındaki temel kavram, Marx’ın yabancılaşma sorunudur. Mills’e göre prestijin en önemli yolu doğumdur; eğitimle de sağlanır ve eğitimin süresi, prestiji belirler.

Mills, orta sınıf işçilerinin ve hatta serbest meslek sahibinin; genelde kendi yaşamlarını kontrol edecek bir kişisel güçten ve ulusu şekillendirebilecek bir politik güçten yoksun olduklarını belirtmektedir.


İktidar seçkinleri

Mills, kuramının tarihin her dönemi için geçerli olamayacağını söylemiş olmakla birlikte; büyük ölçüde 20.yüzyıla uygun olduğu düşüncesindedir (aslında Mosca ve Pareto’nun elit teorileri ile birlikte düşünülürse, Mills’in tezi demokrasiye karşı sunulan görüşlerin antitezi, yani bir Neo-Elit kuramıdır). Mills’in iktidar yapısı çözümlemesi karamsardır; kadın ve erkeği, kaderleri elitin toplumsal eylemlerince belirlenen piyonlar olarak görme eğilimindedir.

Mills’e göre demokrasi, yurttaşlara söylenmekte olan bir yalandır ve işin aslı başkadır: Toplum, üçlü bir dikta (triviumverate) tarafından, yani siyasi-sanayi-askeri elit tarafından, üçlü bir etkileşimle (Capitol-Pentagon-Wall Street) yönetilmektedir. Bu etkileşim içindeki üçlü şema, bir “kenetli müdüriyet” (directorate) oluşturmuşlardır. Bu elitin (sermaye-iktidar-ordu üçgeninin) özellikleri ise;

—Karşılıklı değiştirilebilen roller içerir (Fabrika sahibi zengin bir işadamının, bir sonraki dönemde rahatça bakan olabilmesi gibi/Üçlü diktanın herhangi bir branşında dorukta olanlar, diğer branşa hızlı ve kolayca geçebilirler).

—Benzer sosyal geçmişlere sahiptirler.

—Hiçbir elit, tek başına güç olamaz.

—Yoksulluk, durgunluk, ekonomik bunalım ve savaş kararları, iktidar eliti tarafından verilir.

—Gizlilik içinde çalışmalarının, temel prensipleridir (ancak bunu reddetmeleri, inkâr etmeleri).

—Çok yüksek bir prestije ve teknoloji gibi istediklerinin uygulanmasını sağlayacak araçlara sahiptirler.

—Siyasal iktidar, hükümetin üst düzeylerinde yoğunlaşır.

—Günümüzde hükümet ve ekonomik sermayeyi büyük hükümetten ayırmak imkânsızdır, askeri güç ise II. Dünya Savaşı’ndan bu yana yükseliştedir. O’na göre “Amerika’da bugün askeri yapı, politik yapının önemli bir parçasını oluşturmaktadır”, “askeri kapitalizm”dir: Çünkü siyasal elitin dikkat noktası ulusal konulardan uluslar arası konulara kaymıştır, bu da büyük askeri liderlere karar verme sürecinde daha fazla söz hakkı tanımaktadır. Ekonomi ise; aynı anda hem savaş ekonomisini hem de özel şirket ekonomisini yaşamaktadır.

Bu açıdan Mills, “Equilibrium” yani “Hükümetin, çekişen çıkarlarının dengelenmesiyle düzenlenen bir çeşit otomatik makine olduğu” şeklindeki denge tezine de karşı çıkar. Amerikan sahnesindeki yakın olayların tarihsel kargaşasına bakıldığında, Mills’in siyasal elit tartışmasının tümüyle isabetli bir kehanet olduğunu söylemek mümkündür. Bütün belirtiler, toplumda iktidar paylaşılmasına ve dağılımına değil; iktidarın tekelleşmesine, toplanmasına, merkezileşmesine gidildiğini göstermektedir.

Milovan Djilas’ın “Sosyalist Toplumda Yeni Sınıf ve Tabaka” adlı eseri ve C. Wright Mills’in “İktidar Seçkinleri”, birbirlerini sosyalist ve kapitalist düzende tamamlayan iki çalışmadır. Djilas’a göre, eski sistemin bürokrat ve sosyalistleri, yeni sistemin kapitalistleri olmuşlardır.

Daha - Kaime-i Mutebbere

Posted on October 13th, 2007 in Uncategorized by admin

Kaime-i Mutebbere, Osmanlı Devletinde el yazması ilk kağıt paralara verilen ad. İlki 1840 yılında Abdülmecid zamanında çıkarılmıştır. % 12,5 faizli olan bu paralar bir tür hazine bonosu idi. Bir süre sonra taklit edilmeye başlanınca tedavülden kaldırıldı. Sonradan daha düşük faizli yenileri çıkarıldı. Daha fazla bilgi için: www.ottomanbanknotes.com adresini ziyaret ediniz

Ile karıştırılmamalıdır. MPEG-x - Süleyman Sırrı Bey

Posted on October 13th, 2007 in Uncategorized by admin

Süleyman Sırrı Bey Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk iki ve dördüncü hükümetlerinde Nafia Vekilliği (Bayındırlık Bakanlığı) yapmış siyasetçidir. Aynı dönemlerde siyaset yapmış Yozgat mebusu Süleyman Sırrı İçöz ile karıştırılmamalıdır.

1874′de Selanik’te doğdu. Mühendis Mektebi’ni bitirdi, bu okulda öğretmenlik yaptı. TBMM 2. Dönem’de İstanbul milletvekili oldu. 1. İnönü Hükümeti, 2. İnönü Hükümeti ve 3. İnönü Hükümeti’nde Nafia Vekilliği yaptı. 15 Aralık 1925′de görev başında vefat etti.

Kullanan sıkıştırıcı - Promosyon

Posted on October 12th, 2007 in Uncategorized by admin

Bir malı geniş kitlelere tanıtmak ve o malın sürümünü sağlamak amacıyla yapılan çalışmalar.

Promosyon ürünleri öyle çeşitli ve verimli ki, veriminin farkında olan ve promosyon ürünlerini en yaygın ve etkin şekilde planlı olarak kullanan firmalar promosyon ürünlerinin önemini ve vazgeçilmezliğini özetliyor. Dünya devi yiyecek firmaları; içecek firmaları, otomotiv firmaları promosyonu en sık, en yaygın, en doğru ve en fazla kullanan firma örneklerdendir. Dünyaca tanınan güzellik ve bakım ürünleri üretici ve satıcı firmaları aynı şekilde promosyon ürünlerini çok verimli kullanırlar.

Ancak promosyon ürünlerinin büyüsü ve cazibesi bir başka yerde daha gizli. Dünya devi olmayan, yüksek maliyetli tanıtım ve reklam mecralarını kullanamayan küçük ve orta ölçekli firmaların dikkatine: Firmanızı, markanızı, ürünlerinizi ve emeğinizi tanıtmak için, hedef kitlenizin ürününüze ve markanıza dokunacak kadar yakın olacağı en etkin tanıtım aracı PROMOSYON ÜRÜNLERİDİR.

Promosyon ürünlerinin kullanımı firmanız büyüdükçe, ürün çeşidiniz arttıkça, adınız marka olduğunda da vazgeçilmez olacaktır. Bunun en güzel örneği Türkiye ve dünya devleridir; en büyük firmalar promosyon ve tanıtım ürünlerini en verimli ve en düzenli kullanan firmalardır. Bu da promosyon ürünlerinin gücünün ispatıdır.

Promosyon ürünleri, markanızı

bilinir kılar,
akılda kalıcı kılar
cazip kılar.
Promosyon ürünleri hediyelik eşya değildir.

Kimliğinizi, logonuzu hayatın her alanına taşır.

Tanıtımın olmazsa olmaz parçasıdır.

Logonuzu 7 gün 24 saat 12 ay yaşamın içinde ve göz önünde tutar.

Bilgisayarlarda ses - İnternetin tarihsel gelişimi

Posted on October 10th, 2007 in Uncategorized by admin

İnternet, 1960′ların başında askeri ve bilimsel araştırma ve geliştirme alanında, bilgisayarlar yardımıyla bilgi paylaşımında büyük potansiyel değer olduğunu gören bir grup insanın vizyoner düşüncesinin bir sonucudur. MİT (Massachusetts Institute of Technology)’den J.C.R Licklider, 1962 yılında bilgisayarların global şebekesini önerdiği ve sosyal etkileşimlerin kayıtlı ilk tanımını yaptığı, “kısa notlar serisi” çalışmasını yayınlamıştır. Aynı yılın sonunda, Licklider ilk başkanı olduğu DARPA’ya girdi.

MIT’den Leonard Kleinrock internet bağlantısının temelini biçimlendirmek için paket anahtarlar teorisini geliştirdi. MIT’den Lavvrence Roberts 1965 yılında çevirmeli telefon hatları üzerinden Kaliforniya’daki bir bilgisayarla Massachusetts’deki bir bilgisayar arasında bağlantı kurdu. Bu deneme, geniş alanda şebekeleşmenin yapılabilir olduğunu gösterdi. Böylece, Kleinrock’un paket anahtar teorisi doğrulanmış oldu. Roberts 1966 yılında DARPA’ya katıldı ve ARPANET için kendi planını hazırladı. Burada ismi geçen ve geçmeyen vizyonerler ilk internetin kurucuları oldular.

1969 yılında ARPA kuruldu ve internet kavramı olarak kullanılmaya başlandı. ARPA başlangıçta 4 ayrı üniversitedeki ana bilgisayarlarla bağlantı halindeydi. Bir kaç yıl içinde çok sayıda kurum (çok sayıda araştırma enstitüsü ve üniversite) aşamalı olarak ARPA’ya bağlandı.

Internet, başlangıç aşamalarında bilgisayar uzmanları, bilim adamları ve kütüphaneciler tarafından kullanıldı. Sıradan insanların kullanabileceği kolaylıkta değildi. Bu anlamda, ilk internet bugün kullanılan gibi kolay kullanım olanağı olan kullanıcı dostu değildi. O günlerde, evlerde ve ofislerde bilgisayar yoktu. İnterneti kullanacak kişi kim olursa olsun, karmaşık bir sistemi kullanmayı öğrenmesi gerekiyordu.

1972 yılında, Ray Tomlinson tarafından elektronik posta ARPAnet’e uyumlaştırıldı. Kullanıcı adı ve adresini birleştirmek için, bir çok sembol arasından “@” sembolünü seçti. 1972 yılında RFS10 olarak yayınlanmış Telnet protokolü uzaktaki bilgisayara bağlanmayı başardı. 1973 yılında RFS standartlarında yayınlanmış Ftp Protokolü, internet siteleri arasında dosya transferini olanaklı kıldı.

İlk defa Bob Kahn tarafından önerilen TCP/IP mimarisinin bir sonucu olarak, internet 1970′li yıllarda olgunluğa ulaştı. TCP/IP çok sayıda bilgisayar arasında dosya transferi, elektronik posta ve uzaktan bağlanma gibi olanaklar sunan bir internet protokolüdür. TCP/IP yukarıda belirtilen bir kaç temel hizmeti verebildiği için başarılı olmuştur. 1983 yılında ABD savunma bakanlığı daha önce kullandığı NCP protokolü yerine TCP/IP’yi adapte etmiştir.

1986 yılında ABD’de Ulusal Bilim Vakfı’nın sponsorluğunda, NSFnet ABD çapında 56 kbps hızında internet omurgası oluşturulmuştur. Vakıf sponsorluğunu yaklaşık on yıl devam ettirmiş ve ticari olmayan hükümet işleri ve araştırma amaçlı kuralların düzenlenmesini desteklemiştir. E-posta, Ftp ve Telnet komutları standartlaştırılmış, teknik olmayan personelin internet kullanımı da kolaylaşmıştır. Bugünkü standartlar kadar kolay olmasa da, üniversitelerdeki belirli insanlara internet kullanımını açmıştır. Kütüphanelerin yanı sıra, bilgisayar, fizik, mühendislik bölümleri internet şebekesinin yararlı bir şekilde kullanımının yolunu bulmuşlardır.

İnternetteki site sayısı az olmakla birlikte, ilgilenilen alandaki araştırmaların kayıtlarını bulmak kolay hale gelmişti. O dönemde, ulaşılabilir kaynakları indekslemek için hala çok daha fazla araca ihtiyaçlardır.

Kütüphane katalogları dışında,, ilk internet indeksi 1989 yılında yaratıldı. Peter Deutxch ve onun ekibi, Montreal McGill Universitesi’nde Ftp dosyalan için “archie” adıyla anılan bir arşivleyici yaratmıştır. Bu yazılım periyodik olarak elde edilmeye açık olduğu bilinen Ftp dosyalarına ulaşıyor ve listeliyordu. Archie Unix işletim sistemi komutlarını kullanıyor ve tam kapasite kullanılabilmesi için bazı unix bilgilerini de sunuyordu.

1991 yılında, Minnesota Universitesi’nde ilk gerçek kullanıcı dostu internet arayüzü geliştirildi. Üniversite, kampus içindeki yerel ağında bilgi ve dosyalara erişim için basit bir menü sistemi geliştirdi. Hemen ardından ana makinelerde kullanılan bu sistemin kişisel bilgisayarlarda da kullanım olanakları tartışılmaya başlandı. Bir süre sonra, menü sistemini kullanıcılara da yaygınlaştıran \ Gopher geliştirildi. Gopher, Minnesota Üniversitesi’nin maskotu olan sincap i demektir. Gopher, internette arama yapan kelimeye dayalı bir arama motoru- , dur. Geliştirildikten bir kaç yıl sonra dünya çapında 10.000′den fazla Gopher ortaya çıktı.

1989 yılında başlayan fakat Gopher’dan daha yavaş gelişen, kullanımı kolaylaştıran başka bir gelişme yaşandı. Tim Berners ve ekibi, Avrupa Parça Fiziği Laboratuvarı’nda bilgi dağıtımı için Cern adıyla bilinen yeni bir protokol önerdiler. Bu protokol 1991 yılında günümüzde de yaygın olarak kullanılan www (world wide web) adını aldı. www hipertextlere dayalı bir internet protokolüdür.

1993 yılında, internet tarihi açısından çok ileri bir gelişme olarak görülen, ilk grafiğe dayalı tarayıcı Mosaic, Mare Andreessen ve ekibi tarafından geliştirildi. Andreesen daha sonra, Microsoft’un Internet Explorer’i geliştirmesine kadar en popüler grafik tipi tarayıcı ve servis sağlayıcı olarak bilinen Netscape firmasına katıldı.

Delphi, abonelerine internet üzerinden ulusal çapta ticari işlemler yapma olanağı sunan ilk işletmedir. Delphi, Haziran 1992′de bir e-posta bağlantısı ile hizmete açıldı ve aynı yılın sonlarında tam internet hizmeti vermeye başladı. 1995 yılında, Ulusal Bilim Vakfı’nın internet omurgasına yönelik sponsorluğuna “son verdiğinde ticari kullanımdaki hileli sınırlamalar kalktı ve tüm aktörler ticari şebekeye güven duydular. AOL, Prodigy, Compuserve internete katıldılar. Böylece, internetin ticari kullanımı genişledi.

Microsoft’un tarayıcı ve internet servis sağlayıcı pazarına tam olarak girmesi, ticarete dayalı internetin sınırlarının gelişmesinde başlıca rolü oynamıştır. 1998 yılında, Microsoft’un Windows 98 sürümü işletim sistemi, internet tarayıcısı ile masa üstü kişisel bilgisayarlara iyi entegre oldu. Bu sayede, internet çok hızlı yayılmaya başladı. Microsoft’un başarısı o kadar yüksek oldu ki, ABD mahkemeleri rekabeti düzenlemek için Microsoft’un faaliyetlerini ayırarak küçültme kararı aldı.

İnternetin dünya üzerinde herhangi bir yerden her an kullanılabilmesi, gerek tüketicilerin gerekse işletmelerin ticari amaçla internet ortamına gelmesine neden olmuştur. İnternetin son 10 yıllık dönemdeki adaptasyonu o kadar hızlı olmuştur ki, fiziki ortamda yer alan hemen her şey internet ortamına taşınmıştır. İnsanlar için tanışma, sohbet etme, alışveriş yapma, müzik dinleme, film seyretme veya satın alma, bilgi arama v.b. çok çeşitli amaçlar için dünyanın her yerinde bir çok ülkede çok sayıda işletme ve tüketici internet ortamında boy göstermektedir.

Bütün bu hızlı gelişimine rağmen, internet ile ilgili gelişmelerin sonuna gelindiği anlaşılmamalıdır. İnternetin verimli bir pazar ortamı olabilmesi için önünde daha bir çok engeller mevcuttur. Bağlantı hızlarının artırılması, internete yönelik güvenin oluşturulması, işletme ve tüketicilerin internet ortamına adaptasyonları v.b. bir çok alanda yapılması gereken bir çok çalışma mevcuttur.

Tarihçe

Saklanırdı. Bu - Divan (politika)

Posted on October 9th, 2007 in Uncategorized by admin

Divan, eskiden İslam devletlerinde, devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı kurula denirdi. Başlangıçta bir devlet dairesi olan divan, İran devlet geleneğinin de etkisiyle sonradan kurul biçimine dönüştü.

Tarihçe

İslam tarihinde ilk divan, ikinci halife Ömer döneminde (634-644) bir devlet dairesi olarak kuruldu. Devlet gelirleri ve giderleriyle ilgili işler burada yürütülüyordu. Emeviler döneminde (661-750) divanların sayısı artırıldı. Devlet merkezi Şam’da, vergi işlerini yönetmekle görevli olan Divanü’l-Harac giderek ana divan durumuna geldi. Merkezde çeşitli devlet işlerini yürüten başka divanların yanında eyaletlerde de divanlar vardı. Divan geleneği Abbasiler döneminde de (750-1258) sürdü. Bu dönemde, vergi işleriyle Divanü’l-Harac, zekât işleriyle Divanü’s-Sadaka, askeri işlerle Divanü’l-Ceyş, devlet görevlilerinin ücretleriyle Divanü’n-Nafaka, saray giderleriyle Divanü’l-Hazine, posta ve gizli haberalma işleriyle Divanü’l-Beridi ve mali denetimle Divanü’z-Zimem uğraşıyordu. Divanü’s-Sır ise devletin önemli iç ve dış sorunlarıyla ilgili kararların alındığı bir üst kuruldu. Abbasilerde Divanü’l-Mezalim adlı bir kurul halkın çeşitli konulardaki yakınmalarını dinler ve bunları halifeye iletirdi. Halifeler divan toplantılarına katılmazlardı. Gerek duyduklarında, toplantının yapıldığı salona bakan yüksek bir yerde oturup görüşmeleri pencere arkasından izlerlerdi.
Daha sonra kurulan İslam devletleri büyük ölçüde Abbasi divan geleneğini sürdürdüler. Büyük Selçuklularda Divanı Âlâ devletin en yüksek yönetsel kuruluydu. Divan-ı Âlâ’nın altında resmi yazışmaları yürüten Divan-ı İnşa ve Divan-ı Tuğra adlı iki divan vardı. Mali kayıtları Divan-ı İşraf-ı Memalik tutar, mali denetimi de Divan-ı Nazar-ı Memalik yapardı. Askeri işleri Divan-ı Arz ya da Divan-ı Ceyş denilen kurul yürütürdü. Anadolu Selçukluları, Büyük Selçuklulardaki divan geleneğini bazı değişikliklerle korudular. Anadolu Beylikleri ile Akkoyunlular ve Karakoyunlularda da benzeri kurumlar vardı.

Dîvân-ı Hümâyûn (Divan-ı Hümayun)

Mühim devlet işlerinin görüşüldüğü ve karara bağlandığı yüksek merci. Dîvân-ı Hümâyûn, bugünkü Bakanlar Kuruluna benzetilebilir.


Osmanlı`da Divan

Diğer Türk ve İslâm devletlerinde olduğu gibi, Osmanlılarda da Dîvân-ı hümâyûn adı ile bütün mühim devlet işlerinin görüldüğü ve karara bağlandığı bir merci olmak üzere, büyük dîvân vardı. Osmanlı Devletinin merkez teşkilâtının üç büyük temel unsurundan biri de, Dîvân-ı hümâyûn ve kalemleridir. Diğerleri Bâb-ı âsafî ve kalemleri ile Bâb-ı defterî ve kalemlerinden meydana gelmektedir. Dîvân-ı hümâyûnda, imparatorluğa ait siyasî, idarî, askerî, örfî, şer’î, adlî ve malî işler, şikâyet ve davalar görüşülüp, ilgililer tarafından tetkik edildikten sonra, bir karara bağlanırdı. Dîvân, hangi dil ve millete mensup olursa olsun, her sınıf halka, kadın erkek herkese açıktı. Devletin idarî, siyasî ve örfî işleri doğrudan doğruya; diğerleri, bir müracaat, bir itiraz veya bir lüzum üzerine tetkik edilirdi. Memleketin herhangi bir yerinde haksızlığa uğrayan, zulüm gören veya mahallî kadılarca haklarında yanlış hüküm verildiğini iddia edenler, vakıf mütevellîlerinin haksız muamelelerine uğrayanlar, idarî veya askerî âmirlerden şikâyeti olan herkes ve diğer davacılar Dîvân-ı hümâyûna bizzat başvururlardı. Bütün davalar burada tarafsızlıkla görülürdü. Ayrıca, harp ve sulh gibi kararlar dîvânca verildiği gibi, bütün mühim devlet işleri de burada müzakere edilir ve neticelendirilirdi. Dîvânda bitmeyen veya padişaha arza muhtaç olmayan gerek resmî ve gerek hususî işler, padişahın mutlak vekili olan veziriâzamın İkindi Dîvânı’nda müzâkere edilir ve karara bağlanırdı.

Dîvân-ı hümâyûn, mutad toplantılarından başka, kapıkulu askerlerine ulûfe dağıtımı için üç ayda bir fevkalâde olarak toplanırdı. Gelen yabancı elçiler de, bu vesile ile sadrazamla görüşürler ve daha sonra padişahın huzuruna çıkarlardı. Buna, Galebe Dîvânı denirdi. Padişahın, teb’asıyla ve bilhassa askerî sınıflarla aracısız olarak görüşmesi gayesiyle, tahtın, Bâbüssaâde denilen, sarayın üçüncü kapısı önünde kurulması suretiyle akdedilen olağanüstü toplantılara ise, Ayak Dîvânı denirdi. Ayak dîvânları, ekseriya ihtilal veya karışıklık zamanlarında olurdu. Hükümdar, burada halkla veya askerle doğrudan doğruya temas eder, dertlerini dinlerdi. Ayak Dîvânının, mühim ve acele işleri müzakeresi ve derhal bir karara varılması için, hükümdarın veya serdâr-ı ekremin başkanlığında, saray dışında ve meselâ sefer zamanlarında ordunun bulunduğu yerde toplandığı da olurdu. Bu sırada müzakerelere, yalnız devlet adamları ve tecrübeli komutanlar katılırdı.

Fatih devrine kadar, dîvâna bizzat padişahlar başkanlık ederlerdi. Daha sonra padişah adına veziriâzamlar (Baş Sadrazamlar) başkanlık etmişlerdir. Padişah nerede bulunursa, dîvân orada toplanırdı. Yalnız veziriâzam seferde bulunurken, büyük dîvân onun başkanlığında toplanırdı. Fatih zamanında da dîvân her gün toplanmakta olup, haftada dört gün padişahın huzaruna arza girilirdi. Dîvân-ı hümâyûn toplantıları, 16. yüzyıldan sonra haftada dört güne inmiştir. Tarihçi Gelibolulu Mustafa Âli’nin yazdığına göre, Üçüncü Murad Han zamanına kadar, haftada dört gün dîvân toplanır ve bu dîvân toplantılarından sonra dört defâ da arza girilirken, dört defa arza girmek çok görüldüğünden, arz günleri, ikiye indirilmiştir.

Toplantı, Cumartesi, Pazar, Pazartesi ve Salı günleri yapılırdı. Bu dört günde, Dîvân-ı hümâyûn üyeleri, saraya gelip işlere bakarlardı. Pazar ve Salı günleri müzakerelerden sonra veziriâzam ile diğer vezirler, kazaskerler ve defterdarlar, Arz Odası’nda padişahın huzuruna kabul olunarak, dîvân işleri hakkında her biri ayrı ayrı izahat verirdi. Dîvân heyetine, vezir rütbesinde olmadıkça, Yeniçeri Ağası katılamazdı. Vezir olmayan Yeniçeri Ağası, arz günlerinde dîvân üyelerinden önce arza girip, Yeniçeri Ocağına dair söyleyeceğini söyler, sonra maiyetiyle beraber, ağa kapısına girerdi. Dördüncü Mehmed’in padişahlığı ve Fazıl Ahmed Paşanın sadrazamlığı zamanında, evvelâ Avusturya ve sonra Leh seferleri dolayısıyla padişah Edirne’de bulunduğundan, dîvân müzakerelerini, yalnız arz günlerine inhisar ettirerek, haftada iki gün, yani Pazar ve Salı günleri toplanması kararlaştırılmıştı. Padişah, 1677’de İstanbul’a gelince, yine aynı surette haftada iki gün olarak devamı emredilmişti. Bu durumda devlet işleri, yavaş yavaş sadrazamların İkindi Dîvânı’na yükletilmiş oluyordu. İkinci Ahmed’in saltanatının son senelerinde, haftada iki gün toplanan dîvânın azlığı ve iş sahiplerinin mağduriyeti göz önüne alınarak, bu hükümdarın emriyle, dîvân toplantıları yine haftada dört gün olmuştu.

Dîvân toplantılarının, 18. yüzyıl başlarında, Üçüncü Ahmed Han zamanında, haftada ikiye ve sonra bire indiği görülmektedir. Daha sonraki devirlerde dîvân toplantıları, büsbütün terk edilerek işlerin halli sadrazam dîvânına bırakılıp, padişahların iradeleri alınmak için, hükümdara telhisçi gönderilmek suretiyle, Paşa Kapısı’nda görülür olmuş ve dîvân akdi üç ayda bir, kapıkulu ocaklarına maaş verme ve yabancı elçi kabulü şekline dönüşmüştür.

Dîvân-ı hümâyûnun Topkapı Sarayı’nda Kubbealtı denilen binasını, Kanunî Sultan Süleyman zamanında veziriâzam Damad İbrahim Paşa yaptırmıştır. Bundan evvel, sonradan Eski Dîvânhâne denilen başka bir dîvân toplantısı yeri bulunmaktaydı. Dîvân-ı Hümâyûn binası, ikinci yer veya alay meydanı denilen orta kapı ile Bâbüssaâde arasındaki sahada sol kısımdadır. Kubbealtı veya Dîvân-ı hümâyûn binası, esas itibariyle, üç kubbe altındadır. Bu üç kubbeden birisi, dîvân üyelerinin toplandığı müzakere salonudur. Burada, üyelerin oturacağı yerler bellidir. Bu salonda veziriâzam ile diğer vezirlerin oturdukları yerin üstünde, padişahların dîvân toplantılarını gizlice dinledikleri “Kasr-ı Adl” denilen kafes pencereli yer bulunmaktadır.

Dîvân-ı hümâyûn, 18. yüzyıldan sonra önemini kaybetmesine rağmen, büsbütün ortadan kaldırılmayarak, imparatorluğun sonuna kadar muhafaza edilmiştir.

Dîvân-ı Hümâyûn Üyeleri

Veziriâzam (Sadrâzam): Osmanlıların ilk devirlerinde, veziriâzamlar, ilmiye sınıfından gelmişlerdir. Padişahın mutlak vekilidirler. Kanunnâmelerde yazıldığına göre veziriâzamlar, imparatorluktaki ilmiye tevcihleri (görev, rütbe veya makam verme) de dahil olmak üzere, bütün tayin ve aziller, katiller, terfî ve ilerlemelerde, birinci derecede merci olup, her iş onun emir ve müsaadesiyle olurdu. Sefer dışındaki zamanlarda vezir, kazasker ve şeyhülislâm gibiler hakkındaki muamelelerde, padişahın muvafakati alınırdı. Sadrazamlar sefere gittikleri zaman, devlet merkezindeki işleri görmeleri için, vekil olarak bir veziri kaymakam bırakırlardı. Buna “Rikab-ı Hümâyûn” veya “Sadaret Kaymakamı” denilirdi. Sadaret kaymakamı da, gerek Dîvân-ı hümâyûnda, gerekse Paşa Kapısı’nda dîvân toplandığı zamanlarda görülen işleri, müstakil defterlere yazdırır, buna da Rikab Defteri ismi verilirdi. Dîvân-ı hümâyûn üyelerinin seferde bulunması hâlinde, bu dîvânlara vekilleri gelirdi.

Kubbe vezirleri: Veziriâzamdan sonra gelen diğer vezirler ikinci vezir, üçüncü vezir, dördüncü vezir vb. şekilde adlandırılırdı ve sayıları yediye kadar çıkabilirdi. Dîvân müzakerelerinde ve siyasî herhangi bir işin hallinde de tecrübeli devlet adamları olan bu kubbe vezirlerinin fikirlerinden istifade edilirdi.

On yedinci yüzyılın başlarından itibaren defterdar, nişancı ve kaptan paşaların vezirlikleriyle beraber, vezirlerin adedi artmıştır. Hattâ bazı beylerbeyliklere tayin edilen kişilere de vezirlik rütbesi verilmiştir.

Kazasker (Kadıasker): 1480 tarihine kadar bir adetken bu tarihten sonra Rumeli ve Anadolu kazaskerlikleri ismiyle iki olmuştur. Yavuz Sultan Selim zamanında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun fethi üzerine, 1516’da Arap ve Acem Kazaskerliği ismiyle, üçüncü bir kazaskerlik kurulmuş, Diyarbekir de bu kazaskerliğe merkez olmuştur. Daha sonra Suriye ve Mısır’ın da ilhakıyla, Arap ve Acem kazaskerliği, merkeze nakledilmiştir. 1518’den sonra da lağvedilmiş ve kazaskerlik tekrar ikiye inmiştir. Kazaskerler, dîvânda, şer’î meselelere bakarlardı.

Nişancı veya Tevkıî: Devlet kanunlarını iyi bildiğinden, gerektiğinde bu meseleler hakkında fikri alınırdı. Dîvândan padişah adına sâdır olan (çıkan) fermanlara tuğra çekmek de, bunların göreviydi. Dîvân üyesi olmasına rağmen, vezir rütbesinde olmadıkça, arz günlerinde padişahın huzuruna giremezlerdi. Defterhâne’deki tahrîr defterine, bizzat nişancılar yazı yazabilirdi.

Defterdarlar: Fatih Kanunnâmesi’ne göre defterdar, padişahın malının vekilidir. Defterdarlık teşkilâtına “Bâb-ı Defterî” de denilir. Başdefterdardan sonra Anadolu malî işlerini görmek için Anadolu Defterdarı geliyordu. Yavuz Sultan Selim devrinde, buraların malî işlerini görmek üzere, Halep’te bir defterdarlık daha kuruldu. Fakat bu, devlet merkezinde değildi. On altıncı yüzyıl ortalarında, devlet merkezinde, Şıkk-ı Sânî adı ile bir defterdarlık daha kurulmuştur. Bu şekilde Başdefterdar, Anadolu Defterdarı ve Şıkk-ı Sânî isimlerinde üç defterdarlık olmuştur.

Dîvân-ı hümâyûn, sabah erkenden toplanır ve kuşluk zamanına ve bazen de öğleye kadar devam ederdi. Dîvân-ı hümâyûna gelecek olan devlet adamları, sabah namazını çoğu zaman Ayasofya Camii’nde kılar, Yeniçeri ocağı ile süvari bölük ağaları ve bir miktar yeniçeri, sarayın Bâb-ı Hümâyûn denilen ve Ayasofya Camii’ne bakan kapısı önünde iki sıra üzerine dizilirler, dîvân erkânı, namazdan sonra buradaki yerlerini alırlardı. Bu sırada duacı dua ettikten sonra Bâb-ı Hümâyûn kapıcıları, kapıları açarlardı. Dîvân-ı hümâyûnda, dîvân üyelerinden başka reisülküttâb, çavuşbaşı, kapıcılar kethüdası, büyük ve küçük tezkireciler ve tercümanlar hizmet görürlerdi. Dîvânda nişancı, tuğra çekilmesi lâzım gelen ferman, berat, menşur gibi evraka tuğra çekerdi. Örfî işleri ise, veziriâzam kararlaştırırdı.

On sekizinci yüzyılın son çeyreğinden itibaren, Osmanlı kabinesi şu şekilde teşekkül ettirilmiştir:

-Sadrâzam.

-Sadaret Kethüdalığı: 1835 yılında, Umûr-ı Mülkiye Nezareti ve 1837 yılında Dahiliye Nezareti olmuştur.

-Reisülküttaplık: 1836 yılında, Umur-ı Hâriciye Nezareti olmuştur.

-Defterdarlık: 1838 yılında, Maliye Nezareti olmuştur.

-Çavuşbaşılık: 1836 yılında, Deâvî Nezareti ve 1870 yılında Adliye Nezareti olmuştur.

-Yeniçeri Ağalığı: 1826 yılında Seraskerlik, 1908 yılında Harbiye Nezareti olmuştur.

-Kapdan-ı Deryâlık: 1878’den sonra, Bahriye Nezareti olmuştur.

Daha sonraları kabineye, Şeyhülislâm da dâhil edilmiştir.

Dîvân-ı Hümâyûn Kalemleri

Dîvân-ı hümâyûnda Reisülküttaplık ile onun maiyeti olan beylikçinin nezaretleri altında, Dîvân-ı hümâyûn kalemleri bulunmaktaydı.

Amedî Kalemi: Reisülküttabın hususî kalemi olup, aynı zamanda, bütün dış işleriyle meşgul olur ve sadrazamlıkla sarayın irtibatını sağlardı. Padişahın kendisine sadrazam tarafından yazılacak tahrir, telhis ile yabancı devletlerle yapılacak antlaşmalara dair ahidnâme ve musâlahanâme (antlaşma, sözleşme, vb.) suretleri, sadrazam tarafından yabancı devletlere gönderilen mektup müsveddeleri ve protokoller, elçi, konsolos, tercüman ve yabancı tüccarlara ait yazışmalar, burada yazılır ve bu kalemde saklanırdı.

Beylikçi veya Dîvân Kalemi: Dîvânda müzakere olunup karara bağlanan işlerin, gereken yerlere havalesi ve dîvân sicillerinin tutulmasıyla vazifeliydi. Ferman ve beratlar burada yazılırdı. Beylikçi, yazı işlerinden dolayı Reisülküttâbın emri altında bulunurdu.

Tahvil Kalemi: Bu kaleme, Nişan Kalemi veya Kese Kalemi de denilmektedir. Vezir, beylerbeyi, sancakbeyi beratlarıyla, vilayet kadılarının beratları, zeamet ve timarların kayıtları hep burada tutulurdu.

Rüûs Kalemi: Genellikle küçük berat olarak tarif edilir. Vezir, beylerbeyi, sancakbeyi ve vilayet kadısı derecesine çıkmış, ilmiye sınıfı hariç olmak üzere, bütün devlet memuriyetlerine intisab edenlerin (girenlerin) veya kendilerine evkaftan vazife verilenlerin muameleleriyle meşgul olur ve kayıtlarını tutardı. Tahvil ve Rüûs kalemleri, bugünkü özlük işlerinin görevini yaparlardı.

Teşrifâtçılık Kalemi: Dîvân-ı hümâyûndaki mühim vazifelerden biri de teşrifatçılık idi. Gerek sarayda ve Dîvân-ı hümâyûnda, gerekse sadrazam konağında yapılan merasimlerde, elindeki defter gereğince protokolü tatbik ederdi.

Vak’anüvislik Kalemi: Osmanlılarda vakanüvislik ismiyle resmî bir memuriyet ve kalemin kuruluşu, 18. yüzyıl başında ortaya çıkar. Bu kalem, devlet işlerine ait, verilen vesikaları tetkik ve kaydederdi. İlk meşhur vakanüvis tarihçi, Mustafa Nâimâ Efendidir.

Mühimme Odası Kalemi: 1797 tarihinde çıkan nizamnâmeyle, dîvân veya beylikçi kalemlerindeki Mühimme Nüvislerin (yazanların), bir yerde çalışmaları için Mühimme Odası veya Mühimme Kalemi kurulmuştur.

Dîvân-ı hümâyûn kalemlerinin şeflerine Hâcegân ve bir kalemin en kıdemli memuruna Halîfe denirdi.

Dîvân-ı Hümâyûn Defterleri

Dîvân-ı hümâyûnda çeşitli işler hakkında tutulmuş pek çok defter bulunmaktadır. Bunlar arasında en önemlileri; mühimme, ahkâm, tahvil, rüûs, nâme, ahidnâme defterleridir.

Mühimme Defterleri: Dîvân-ı hümâyûnun muntazaman toplandığı zamanlarda her dîvân toplantısında görüşülen siyasî, içtimaî, malî, idarî ve örfî kararların kayıtlarını ihtiva eden defterlere “mühimme defterleri” denirdi. Dîvân toplantılarında zabıt tutma usulü olmayıp, görüşülen işin neticesi, yani karar sureti, dîvân kâtipleri tarafından kaleme alınırdı. Bu karar suretini daha sonra reisülküttâb gözden geçirip tashih eder ve daha sonra icab eden yere yazılır ve en son olarak nişancı tarafından, hüküm veya fermanın tuğrası çekilirdi. Dîvân-ı hümâyûn işlerinin Bâbıâlî’ye nakli sırasında, mühimme defterleri de, oraya taşınmıştır. Elde mevcut mühimme defterleri, 16. yüzyıl ortalarından başlamaktadır.

Mühimme defterleri de birkaç çeşittir. Biri normal dîvân görüşmelerine ait olan defterlerdir. Diğer bir mühimme defteri de “Mektûm Mühimme Defteri” olup, adından da anlaşılacağı üzere, gizli yazılan hüküm ve fermanları havidir (içerir). Bunlardan elde mevcut olanlar, 18. yüzyıldan başlamaktadır. Savaş zamanlarında lâzım olan defterler, sadrazam ve serdâr-ı ekremle (başkomutan) beraber sefere gönderildiğinden, seferdeki görüşmelere ait tutulan mühimme defterlerine “Ordu Mühimmesi” denilmektedir. Sadrazamın seferde bulunması dolayısıyla, devlet merkezinde Rikab-ı Hümâyûn (Sadaret) Kaymakamının başkanlığı altında toplanan dîvân veya meclisteki görüşmelere ait tutulan defterlere, “Rikab Mühimmesi” ismi verilmiştir.

Ahkâm defterleri: Bazen bir eyalete ve bazen muhtelif eyaletlere ait olarak tutulmuşlardır. Bu defterlerde valilere, kadılara ve saireye hitaben yazılan hükümler bulunmaktadır.

Tahvil defterleri: Bu defterlerin pek çok çeşitleri vardır. Tahvil muameleleri, sadrazamın emrini müteakip en son olarak yapılırdı.

Rüûs defterleri: Rüûs, genellikle, küçük memuriyet, vazife veya mültezimlere o işin verildiğini gösteren tayin vesikası olarak, küçük berat şeklinde tarif edilmektedir. On altıncı yüzyıl rüûs defterlerinde, büyük memuriyetlere ait beratlar da bulunmaktadır. Rüûs defterlerinin kadı, mukâtaât, rikab, vakıf, müderrislik ve zeamet rüûsu gibi çeşitleri bulunmaktadır.

Bu belli başlı defterlerin dışında, pek çok Dîvân-ı hümâyûn defteri de bulunmaktadır.

ayrıca:divan-ı mezalim önemli ağır siyasi suçlara başkanlığını yaptığı bu mahkemeler yapmaktadır.ayrıca halktan gelen şikayetleri de bizzat hükündarların başkanlık mezalim divanı bakardı. ~

Evlerinde ve - Armağan, Kırklareli

Posted on October 9th, 2007 in Uncategorized by admin

Armağan, Kırklareli ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür.

Contents


Tarihi

Armağan köyü yerleşim yeri olarak çok eskilere dayanmaktadır. Doğu Roma ve Bizans imparatorlukları dönemlerinde de yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Armağan köyü içindeki alt yapı ve eski ev kalıntıları Roma ve Bizans imparatorluklarına ait kültürel motifler sunmaktadır.

Türklerin Rumeli’ye geçişiyle birlikte Edirne ve Kırklareli Osmanlı idaresine geçmiştir; fakat buradaki azınlığın taşınması uzun yıllar alıyor. Köyün ilk hatırlanan ismi sırasıyla Sur Hisar,Boyacı,Hayde ve Hediye’dir. Daha sonraları Balkan Harbinden sonraki değiş – tokuş sırasında buraya Yunanistan, Bulgaristan ve Yugoslavya tarafından gelen Türkler Sultan Abdullaziz döneminde, Balkan Harbinden önce gelenler Tekirdağ yöresine yerleştirilmek isteniyor. Bu köydekiler orman anlamına gelen “balkanlık” yerlerde yaşamaya alıştıkları için bugünkü Armağan köyü onlara hediye ediliyor ve köyün adı “Hediye” olarak kalıyor. Daha sonra uluslar arası antlaşmalardan doğan mübadele çerçevesinde Boşnaklar ve Bulgaristan’dan gelen Pomaklar buraya yerleştiriliyor, buradaki Rumlarda mübadele sonucunda ülkelerine gidiyor. Bugünkü toplumun içinde büyük bir çoğunluk Pomak olmakla birlikte Boşnak ve daha değişik Balkan uluslarından insanlar buraya yerleşmiştir. Buraya gelenlerin bir çoğu Müslüman olmuş başka ırklara mensup fertlerden oluşmaktadır. Buraya gelen vatandaşlarımızın mübadele sonucu akrabalarının bir kısmı Balkanlarda kalmıştır. Geldikleri yerlerde kalan akrabalarıyla ilişkilerini halen daha sürdürmektedirler. Meselâ Bulgaristan’ın Filibe Yunanistan Selanik in Gümülcine gibi yerlerinde akrabaları bulunmaktadır.

Buraya yerleşmiş olan insanlar, her ne kadar mübadele sonucu yerleşmiş olsa da, Balkanlardan kaçak olarak gelen sülaleler de vardır. Mesela Dal sülalesi Yunanlılar tarafından köyleri yakıldığı için buraya yerleştirilmişlerdir. Armağan köyünün eski bir yerleşim yeridir. Otuz yıl öncesine kadar kaldırımlar döşelidir ve alt yapısı vardır; fakat sonradan bunlar sökülmüştür. Üç kere yangın tehlikesi geçirmiştir, evler birbirine yakın olduğundan dolayı yangın tahribatı oldukça etkili olmuştur.


Kültür

Köyün kültürü hakkında bir bilgi yoktur.


Coğrafya

Armağan köyü Marmara bölgesi içerisindedir. Kırklareli’ne uzaklığı Armağan-Kapaklı üzeri 35 km, Armağan- Düzorman üzeri 25 km. Bulgaristan’a uzaklığı 15 km. kadardır. Çevre köylere nazaran daha gelişmiş bir köy olan Armağan köyü batısında Düzorman ve Koruköy , kuzeydoğusunda Armutveren köyü, güneyinde Çukurpınar köyü, kuzeyinde Karadere köyü ile komşudur.

Armağan köyünde Aşağı mahalle ve Yukarı mahalle olmak üzere iki mahalle vardır ve bu mahalleler birbirleriyle bitişiktir. Evler birbirine yakın olup toplu köy tipi özelliği göstermektedir. Tarlalar evlerden uzaktadır.

Kırklareli’nin kuzey doğusunda olan merkeze 25 km uzaklıktaki,Dereköy sınır kapısına uzaklığı 20 km olan, Istıranca dağlarının güney eteklerinde bulunan 42.000 Dekar idari sınırlara sahip 8000 Dekar ekilebilen tarım arazisi ile 1000 Dekar baraj sahası ile çevrili alan ve kalan kısmını da 33.000 Dekar orman olan köyümüz; engebeli olup,kısmen ovası,dereleri,doğasıyla,barajıyla bir tutku olup yaşanılacak yerler içinde en mükemmel olan bir yerdir.


İklim

Marmara bölgesi ikliminin en karakteristik özelliği geçiş iklimi tipi göstermesidir. Balkanlardan gelen soğuk hava kütleleri bu bölgede etkili olmaktadır. Armağan köyünde Karadeniz iklim tipi ve karasal iklim tipi de görülmektedir. Yazlar sıcak ve serin geçerken ; kışlar, karasal iklim tipi kadar sert olmasa da, soğuk geçmektedir. Yağışlı havalar en fazla sonbahar ve ilkbaharda görülür, kar yağışı kış aylarında seyrek olarak görülmektedir.
Bölgedeki sıcaklık ortalamaları şu şekildedir.
• Yıllık sıcaklık ortalaması : 15 c
• Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 5 c
• Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 27 c
Bitki örtüsü ormanlıktır. Köy yerleşim alanının birkaç metre uzağında ormanlık alan kendisini göstermektedir.


Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 810
1997 795


Ekonomi

Köy ailesinin ekonomik faaliyet alanları genellikle çevre şartlarınca tayin edilmektedir. Sosyal yapısı da cemaatvari bir özellik gösterir. Cemaat yaşamının en ayırıcı özelliği ise iş bölümünün sosyal olmasıdır. “fertler hayatlarının bir yönüyle değil her yönüyle sosyal hayata katılırlar. Böyle homojen bir ortamda yetişen fert şehirdeki bir ferde göre daha sınırlı olarak insan davranışlarını daha geniş olarak da tabiatı gözler. Çalışma konusu ve davranışı konusunda da aynı konumdadır. Çevrenin sınırlılığı çalışma ile ilgili davranış normlarını kazanmasını da tayin edecek,daha çok hayvancılık ve ziraat faaliyetleriyle ilgili tutum ve davranışları küçük yaşlardan itibaren öğrenmek zorunda kalacaktır.” Armağan köyünde sosyal ve fiziki şartların ekonomik yapıdaki belirleyiciliği kendini hissettirmektedir. Dar olan fiziki ve sosyal mekan, zirai üretim için yeterli olmayan tarım alanları üretim biçimindeki temel belirleyicilerdir.

Hayvancılık
Köyde gerek küçük baş gerekse büyük baş hayvancılık ticari amaçlı olarak ve köylülerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapılmaktadır. Buna mukabil hayvancılığın eskiye nazaran önemini yitirdiği dile getirilmiştir. Köyde yaklaşık 3000-4000 civarında küçük baş hayvan ile ev başına 3-5 tane büyük baş hayvan bulunmaktadır. Köylüler gerek kuzu satışı gerekse süt satışı için hayvancılıkla uğraşmaktadır. Köyde iki tane süt işletmesinin var oluşu ticari amaçla yapılan hayvancılığı arttırmıştır. Daha evvel köy dışında yapılan küçük baş hayvancılık sürülerin azalmasına bağlı olarak köy içinde yapılmaya başlanmıştır. Köyde 12 küçük baş hayvan sürüsü vardır.

Ormancılık
Armağan köyü bir orman köyüdür. Ormancılık köyde ekonomik girdi de sağlamaktadır. Orman işletmesi her yıl kendi ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla her yıl köyde bir miktar orman kesilmesine izin vermektedir. Ormanın kesimi , tomruk ve odun haline getirilmesi ,depolanması , istiflenmesi, araçlara yüklenmesi gibi faaliyetler köylüler tarafından yapılmaktadır. Orman işletmesi bu hizmetlere karşılık köylülere ücret ödemektedir. Orman işletmesi köylülerin kendi ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla köylülerin de odun kesimine gerekli hallerde izin vermektedir. Odun kesimi orman işletmesinin kontrolü altında belli bir sıra ile yapılmaktadır.

Ticaret
Armağan köyünde geçici işçi olarak köy dışında çalışanlar vardır; ayrıca D.S.İ de iş imkanı sağlayan bir diğer devlet kuruluşu olarak varlığını köyde göstermektedir. Köyden şehre sanayi işçisi olarak giden gençler de vardır. Kadınlar evlerinde çavdar sazından süs ve ev eşyaları yaparak ev için ek gelir sağlamaktadır. Köyde barajın varlığı balıkçılığı da küçük çapta da olsa köylü için bir gelir kaynağı olarak gündeme getirmiştir. Balıkçılık ticari amaçla yapılmasa da köylünün et ihtiyacını bir nebze karşılayabilmektedir. Çevre şartlarının Türk köylüsü üzerindeki etkisi kendisini Armağan köyünde de hissettirmektedir. Ticari uğraşılar genelde tarım ve hayvancılık temelli olup sanayileşmeye bağlı olarak sanayi işçiliği de oluşmaya başlamış bunun yanı sıra ev ekonomisi ağırlığını sürdürmeye devam etmiştir. Üretim, tüketim amacıyla yapılmaktadır. Köydeki süt işletmeleri de ekonomik yapıda ticaretin rolünü arttıran faktörler olarak kendisini hissettirmektedir.


Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 - Yüksel Yesin
1999 -
1994 -
1989 -
1984 -


Altyapı bilgileri

Hane Sayısı : 220
Denizden Yüksekliği (Rakım) : 370 Metre
İl : Kırklareli
İlçe : Kırklareli
İl/İlçe Merkezine Uzaklığı : 25 Km
Dereköy Sınır kapısına Uzaklığı : 24 Km
Köy Muhtarının Adı : Yüksel YESİN
Cep : 0 544 827 18 94
Muhtarlık Tel / Faks : 0 288 233 82 01
Köy Konağı : Var
Sağlık Evi : Var
İlköğretim Okulu : Var
Su Şebekesi : Var
Kanalizasyonu : Var
Bilgi İşlem Merkezi : Var
İnternet / ADSL Kullanıcısı : 4 Kişi
Ekilebilen Arazi : 8000 Dekar
Ekilen Arazi : 6000 Dekar
Sulanabilen arazi : 600 Dekar
Küçükbaş Hayvan Sayısı : 4500 Adet
Büyükbaş Hayvan Sayısı : 600 Adet
Süt Ürünleri İşletmesi : 3 Mandıra var
Market : 2
Kahvehane : 5
Cami : 1
Kuran Kursu Binası : 1
Kuran Kursu Lojmanı : 1
Okul Lojmanı : 1
Cami Lojmanı : 1
Sağlık Evi Lojmanı : 1
Marangoz Ustası : 2
Demir Doğrama Ustası : 1
Traktör Sayısı : 52
Kamyon-Kamyonet-Otomobil : 62
Bilgisayar : 18
İlköğretimde Okuyan Öğrenci sayısı : 39
Lisede Okuyan Öğrenci sayısı : 15
Üniversite Okuyan Öğrenci sayısı : 13
Bağkur-SSK-v.s.’den Emekli olan : 135 Kişi
Bağkur-SSK’ lı Olan Pirim yatıran : 127 Kişi


Dış bağlantılar

  • Yerelnet

Eskiye nazaran 16′da - John Rawls

Posted on October 9th, 2007 in Uncategorized by admin

John Rawls, Amerikalı filozof.21 Şubat 1921′de doğdu.24 Ekim 2002′de öldü. Temel eseri Bir Adalet Kuramı’dır.Bu kitap 20.yüzyılın siyasal felsefe alanında hazırlanmış en önemli kitap olarak görülmektedir.1971′de yazdığı bu kitaptan sonra 1993′de Siyasal Liberalizm’i yazmıştır.Bu kitap da bir anlamda onun adalet kuramı çalışmasının bir devamı niteliğindedir. 1950′lerde ceza üzerine yazdığı ilk yazılarından, doğruluğun (ve dolayısıyla Etik’in) temellerine yönelik yazılarına kadar onun bütün yazılarında toplumsal adalet ya da adaletin eşit dağılımı sorunlarıyla uğraşmış olduğu görülür.Sözkonusu Bir Adalet Kuramı kitabın da Rawls, ” doğruluk olarak adalet” fikrini şekillendirmeye çalışır.O faydacı ahlak felsefesi karşısında toplumsal bir adalet düşüncesi oluşturma arayışındadır.Bu bağlamda şekillenen liberal adalet anlayışını sözleşmecilik ilkesiyle birlikte temellendirir.Bu bir anlamda “toplumsal sözleşme” geleneğinin devam ettirilmesi olarak görülmektedir.Rawls’ın adalet kuramı şu iki ilkeyle belirtilebilir.Bir; özgürlükler konusunda eşitlik.İki; toplumsal eşitsizliklerin çoğunluğun yararı gözetilerek çözümlenmesi.Kuramı ve formülasyonları cok yoğun tartışmalara yol açmıştır.Özellikle kuramın içerdiği rasyonel çekirdek, yani neden ve nasıl diğerlerine nazaran Rawls’ın belirttiği adalet anlayışını tercih edecegimiz konusundaki rasyonellik, kuramın tartışmaya açık yanını oluşturmaktadır.Rawls, çogulcu ve eşitlikçi bir siyasal liberalizm anlayışı içinde doğruluk olarak adalet fikrine imkan olacağını düşünmektedir.

Ses örnekleri - Joss Whedon

Posted on October 9th, 2007 in Uncategorized by admin

23 Haziran 1964 tarihinde New York’ta doğan Joseph Hill Whedon, Buffy The Vampire Slayer, Angel, Firefly televizyon dizilerinin, Firefly’ı takiben çekilen Serenity filminin ve Fray adlı çizgi romanın yaratıcısıdır. Ayrıca, televizyon ve sinema sektöründe yazar, senarist, yönetmen ve uygulayıcı yapımcı olarak da boy göstermiş ve çeşitli ödüller almıştır.

Dizilerindeki karakterlerin çeşitliliği ve derinliği, diyalogların zekice planlanmış olması, hazırladığı kurgunun özgünlüğü ve sunduğu hayal gücünün çarpıcılığı, Whedon’ın özellikle Buffy The Vampire Slayer ile birlikte sıkı bir izleyici kitlesi edinmesindeki en önemli etkenler olarak kabul edilebilir. Senaryolarında birçok sembol ve temayı tekrar tekrar kullanırken, dizi bölümlerinde devamlılık örnekleri sunmayı ve hatta dizileri arasında (Btvs ve Angel) senkronizasyon sağlamayı başarmıştır.
Yapımlarında feminist bir bakış açısı sunmasının yanı sıra, eşcinsel ve biseksüel karakterleri işleyişindeki duyarlılıkla bir kez daha rating kaygısına tutunan ortalama diziler yerine kaliteli ve özgün işler yaratma tutkusunu izleyicilere yansıtmıştır.

Katıldığı Equality Now organizasyonunda, daima karşılaştığı “Neden hep böyle güçlü kadın karakterler yaratıyorsunuz?” sorusuna bu defa “Çünkü bana bu soruyu sorup duruyorsunuz.” cevabını vermiştir.

“Gelmiş geçmiş en iyi TV dizisi” olarak tanımladığı Veronica Mars’ın 2. sezonunun Rat Saw God adlı 6. bölümünde, konuk oyuncu olarak bir araba kiralama şirketi çalışanını canlandırmıştır.

Kendi evlerinde - Banyo

Posted on October 8th, 2007 in Uncategorized by admin

thumb|Tipik bir Amerikan banyosu

Banyo, insanların başta beden temizliği olmak üzere ağız ve diş bakımı, tıraş ile boşaltım işlemlerini gerçekleştirdiği oda. Banyo terimi, bir evin, bireyin vücut temizliğini yapması için hazırlanmış en azından basit bir düzenek içeren bölümüdür. Tercihe göre banyolarda tuvalet ünitesi ve lavabo bulunabilir.

Banyoların şekil ve düzenleri ile içerdiği üniteler kültürden kültüre değişiklik gösterir. Batıda evin diğer bölümlerinden aşırı farklılığı bulunmayan, duvarları boyanmış, duvarlarında çeşitli aksesuarlar bulunan banyolar göze çarparken, daha az gelişmiş ülkelerde banyolar daha basit bir düzeneğe sahiptir. Genelde banyo ve tuvalet üniteleri bir aradadır ve yıkanma için özel bölüm bulunmaz.

Türk evlerinde genelde banyo ve tuvalet olmak üzere iki oda bulunur. Geçmiş yıllarda ve hattâ günümüzde kırsal kesimdeki evlerde hamamlık adı verilen, tek kişinin sığabileceği büyüklükte bölmeler bulunur. Bunlar genellikle kapıları evin odalarına açılan kabinler niteliğindedir.

Büyük şehirlerdeki evlerde genellikle banyo ve tuvalet bir arada bulunmakta, çamaşır makineleri de burada bulunmaktadır. Son yılarda birçok şirket banyo mobilyaları üretmeye de başlamıştır.

Resim:Bathroom - by Ulybug.jpg
Resim:1970s bathroom Hotel Innsbruck.jpg
Resim:Badewanne fcm.jpg

Dakikalık - Siyah Giyen Adamlar

Posted on October 6th, 2007 in Uncategorized by admin

  • Siyah Giyen Adamlar (UFO) : (İng., Men in Black) UFO komplo teorilerinde, UFO görgü tanıklarını susturmaya uğraşan ve hükûmet ajanı oldukları ima edilerek genellikle koyu renkli takım elbise giymeleriyle betimlenen, gizemli kişiler.
  • Siyah Giyen Adamlar (çizgi roman) : (İng., The Men in Black) Lowell Cunningham’ın yaratıp yazdığı, Sandy Carruthers’in çizdiği, Aircel Comics’in yayımladığı ve 1997 yapımı Siyah Giyen Adamlar filmine (ayrıca, onun devam filmi, ilgili bir televizyon çizgi dizisi ve çeşitli çizgi romanlara) esin kaynağı olan çizgi roman serisi.
  • Siyah Giyen Adamlar (film, 1934) : (İng., Men in Black) Three Stooges’ın başrolünde olduğu, 19 dakikalık kısa film.
  • Siyah Giyen Adamlar (film, 1997) : (İng., Men in Black) Barry Sonnenfeld’in yönetmenliğini yaptığı, başrollerinde Tommy Lee Jones ve Will Smith’in olduğu film, Aircel Comics tarafından yayımlanan ve Lowell Cunningham’ın yarattığı Siyah Giyen Adamlar (The Men in Black) adlı çizgi roman serisinden esinlenilmiş film.
  • Siyah Giyen Adamlar 2 : (İng., Men in Black II) Siyah Giyen Adamlar (1997) filminin 2002 yapımı devam filmi.
  •  : (İng., Men in Black: The Series) Siyah Giyen Adamlar (1997) filminden esinle üretilen ve 1997-2001 yılları arasında yayınlanan çizgi film dizisi.

Bir müzik formatıdır. - Kralın Konseri-Anılarım

Posted on October 5th, 2007 in Uncategorized by admin

Kralın Konseri-Anılarım İbrahim Tatlıses’in eski parçalarından oluşan, konser havası verilmiş toplama albümüdür.Türküola firması lisansı altında Şahin Özer Müzik tarafından 1989 yılında yayınlanmıştır.


Albümdeki Şarkılar

  1. Dert Sayanım söz-müzik:Mustafa Sayan
  2. Ceylan söz-müzik:İbrahim Tatlıses
  3. Gülmemiz Gerek söz:Burhan Bayar müzik:Hamza Dekeli
  4. Seni Yakacaklar söz:Mustafa Sayan müzik:Ali Tekintüre
  5. Bir mumdur söz-müzik:İbrahim Tatlıses
  6. İsyan Etmek Boşuna söz-müzik:anonim
  7. Acı Gerçekler söz:Mustafa Sayan müzik:Ali Tekintüre
  8. Yaşamak Bu Değil söz:Yılmaz Tatlıses müzik:Burhan Bayar
  9. Hepsi Geçer söz:Ali Tekintüre müzik:Burhan Bayar