MPEG=Motion Pictures - İçerik biçimi

Posted on May 31st, 2007 in Uncategorized by admin

Bir içerik biçimi çeşitli şekillerdeki verileri standartlaştırılmış çözücülerin biçimine göre sıkıştırılmış halde içeren bilgisayar dosyasıdır. İçerik dosyası farklı veri çeşitlerini belirleme ve sınıflandırmak için kullanılır. Basit içerik biçimleri faklı çeşitlerdeki ses çözücüleri içerebilirken, daha gelişmiş olanları ses, görüntü, altyazılar, bölüm, ve künye-verisi ((etiketleme, dosya bilgisi) destekler.

Bazı içerikler ses için özeldir:

  • WAV (Windows sistemi)
  • AIFF (Mac OS sistemi)
  • MP3

Diğer esnek içerenler birçok ses ve görüntüyü bulundurabilir. En sevilen çoklu-ortam içerikleri:

  • AVI (standart Microsoft Windows içereni)
  • MOV (standart QuickTime içereni)
  • MP4 (MPEG-4 için standart içereni)
  • Ogg (Xiph.org çözücüleri için standart içeren)
  • ASF (Microsoft WMA ve WMV için standart içeren)
  • RealMedia (RealVideo ve RealAudio için standart içeren)
  • Matroska (herhangi bir çözücü veya sistem için standart değil, ama bir açık standart)
  • 3gp (birçok cep telefonunda kullanılıyor)
  • NUT, MPEG, MXF, ratDVD, ve DivX gibi başka birçok içerik biçimi bulunuyor.

CD kalitesinde - İdeCAD Mimari

Posted on May 30th, 2007 in Uncategorized by admin

Merkezi Bursa’da bulunan ideYAPI firmasına ait Türkçe, Almanca, İtalyanca ve İngilizce kullanıcı arayüzleriyle üretilen mimarlara yönelik bir yazılımdır.

İdeCAD Mimari yazılımı; hem mimari çizimlere hem de render ve animasyonlara olanak veren yapısı ile tüm mimari gereksinimleri karşılama amaçlı bir yazılımdır. İki boyutlu çizim özellikleri ile mimari detay paftalarının hazırlanmasını ve fotoğraf kalitesinde render ve render çıktıları alınmasını da sağlamaktadır.

Yazılımın kullanımda olan son sürümü 5.5′dır.


Dış bağlantı

  • Resmi Sitesi
  • İdecad Mimari hakkında bilgi ve döküman

Olan sıkıştırılmış - Cribbage

Posted on May 30th, 2007 in Uncategorized by admin

thumb|right|Cribbage tahtası

Cribbage (kribıc diye okunur), 17. yüzyılın başlarında Avrupa’da soylular tarafından oynanan bir oyun. Çok daha eski bir oyun olan noddy’e benzer. Zamanla halk arasında da oynanmaya başlanan cribbage’da, alınan puanları toplamak için üzerinde delikler olan bir tahta kullanılır. Aslında bir iskambil oyunu olan cribbage tahtası ülkeden ülkeye farklılık gösterir.

MPEG - DVB-H

Posted on May 29th, 2007 in Uncategorized by admin

DVB-H, İngilizce’den Digital Video Broadcasting-Handheld, mobil cihazlarda dijital televizyon yayınlarının izlenmesine olanak sağlayan yayın teknolojisi.
DVB-H’de 250 Kbps’lık MPEG-4 AVC teknolojisi kullanılmaktadır. DVB-T altyapısı kullanılabileceği gibi ayrı bir altyapı da kurulabilir. Yayın biçimi Multicast olacaktır.

Kalitesinde müzik - Arabesk-Pop Müzik

Posted on May 25th, 2007 in Uncategorized by admin

1980 de arabeskin tutulması ile birlikte Türkiyede pop müzik arabeskin etkisinde kaldı.1990 lı yıllarda oluşan bu arabesk-pop müzik dinleyici kesmini arttırarak ve diğer arabeskçilerinde katkıları ile günümüze ulaştı.Fantezi müzik ile karıştırılsa ise de fantezi müzik daha çok sanat müziği etkisinde olan bir müzik iken bu müzik arabesk müziğin batı enstrumanları ile modernize halinden başka bir şey değildir.


Ayrıca bakınız

  • Popstar Alaturka
  • Profesyonel (Yarışma)

Disk - Çalışan CD

Posted on May 25th, 2007 in Uncategorized by admin

Çalışan CD, işletim sistemi çekirdeği yüklenmiş CD.

Çalışan CD’ler kullanılarak sadit disk’e gerek kalmadan bilgisayarda işletim sistemi başlatılabilir. Bu yöntemin farklı kullanım amaçları vardır.


Kullanım amaçları

  • Bazı GNU/Linux dağıtımları sistemlerinin kurulum yapılmadan denenebilmesi için Kurulan CD öncesinde Çalışan CD sürümleri çıkarmaktadır.<ref></ref>
  • Herhangi bir nedenden dolayı normal yollarla işletim sistemi başlatılamadığında bilgisayardaki kaynaklara erişim için kullanılır.
  • İşletim sisteminin sabit diske kurulumu için gerekli ortamın hazırlanmasında kullanılır.


Kaynakça

<references />

Oranına - Japonya’nın ekonomik tarihi

Posted on May 17th, 2007 in Uncategorized by admin

Contents


Avrupayla ilk temas 16.yy

Röneseans Avrupası 16.yy’da , Japonya’ya eriştiğinde bu ülkeye hayranlık duymaya başladı. Japonya değerli metaller açısından zengin bir ülke olarak düşünülüyordu. Buna temel olarak, Marco Polo’ nun anlattığı altın kaplı tapınakları ve volkanik bir yüzeye sahip olmanın getirdiği yerüstü kaynakların derin madenler açılmadan önceki önemli etkileri gösterilebilir. Japonya dönemin en büyük bakır ve gümüş ihracatçısıydı. Japonya’nın yüksek kültürlü, güçlü sanayi öncesi teknolojilere sahip, sofistike bir feodal bir toplum olduğu farkediliyordu. Herhangi bir Batı ülkesinden daha çok şehirleşmiş ve daha kalabalıktı. Batıdaki herhangi eğitim kurumundan daha büyük Budist üniversitelerine sahipti. Dönemin meşhur avrupalı gezginleri “Sadece Doğu uygarlıklarını değil, Batıyı da geçmişler”.
Avrupadan gelen ziyaretçiler Japonya’nın ustalık ve metal işlerine yatkınlıkları. Japonya’nın demir gibi Avrupada çok bulunan kaynaklar konusunda fakir kaldığı için elinde olan kaynakları tasarruflu kullandı ve onlarda ustalaştı. Bakır ve çelik konusunda dünyanın en iyisi haline geldi, silahları en keskin, kağıt sanayisi ise yetişilemez bir hal aldı.


Avrupayla Ticareti

Tamamen Çin mallarından oluşan ilk kargolar Portekiz gemileriyle Japonya’ya geliyordu. Japonlar bu kargoları büyük bir hevesle bekliyorlardı. Çin’in Wako korsanlarından dolayı Japonya’ya ile ilişkileri yasaklamış olması bunun en önemli sebebi. Japonlar’ın Nanban (Güneyli Barbarlar) dediği, Portekizliler, Asya’nın tüm ticaretini elinde tutuyordu.
Portekizliler, 1557de Macao’yu aldıktan sonra, Çin ile ticarete partneri oldu ve Japonya ile ticarette bazı ayarlamalara gitti; en yüksek fiyatı verene yıllık “Kaptanlık” ünvanını sattı ve sattığı kişiye de yıllık tek bir gemi yürütme hakkı tanıdı. Bu gemi, kalyonun 2 3 katı büyüklüğündeydi.
Ticaret, 1638 yılında gemilerin Japonya’ya rahip sokması yasaklanana kadar ufak kesintilerle sürdü.
Portekiz’in ticareti, gittikçe, Çin’in kaçak ticaret gemilerinden, 1592’den itibaren Japonya’nın Kızıl Amblemli Gemilerinden, 1600’den itibaren İspanya’nın Manila’dan gelen gemilerinden, 1609’den itibaren Hollandalılardan ve 1613’den itibaren İngiliz gemilerinden rahatsız oldu.
Hollanda korsanlık ve deniz savaşları yaparak İspanya ve Portekizin Pasifikteki ticari gücünü azalttı ve sonunda ufak bir liman olan Dejima’da 1638 yılından itibaren ticaret izni olan tek ülke oldu.


Edo Dönemi

Edo döneminin başlangıcı, Nanban ticaret döneminin son yıllarına denk gelir. Bu dönem ekonomik ve dini düzlemde Avrupa güçleriyle yoğun ilişkiler içine girildi. Japonya’nın ilk Batı usulü gemi savaş filosunu yapması bu döneme rastlar. Şogunluk, 350 üç yelkenli ve silahlandırılmış ticaret gemisi toplayıp, Asya ticaretine giriştiler.
Hristiyanlaştırmayı engellemek için, Japonya sakoku tabir edilen izolasyon dönemine girdi. Bu dönem sırasında ekonomi dengeli ve ılımlı bir süreç yaşadı.
Dönemin ekonomik gelişmeleri, şehirleşme, iç ve dış ticarette anlamlı bir gelişme ve el sanatı endüstrisinde bir yayılma şeklinde ortaya çıktı. Yapı ticareti, bankacılık ve tüccar kurumları ile birlikte yayıldı. Han otoriteleri artan tarımsal üretimi ve kırsal el sanatlarının yayılmasını önceden görmeye başladı.
18.yy ın ortalarında, Edo’nun nüfusu 1 milyon, Osaka ve Kyoto’nunkiler ise 400bin idi. Pek çok kale kenti de büyüdü. Osaka ve Kyoto ticaret ve el sanatları üretiminin merkezi, Edo ise yiyecek ve temel şehir tüketim malzemelerinin tedarikçisi oldu.
Pirinç ekonominin temeliydi. Daimyolar köylülerden vergileri pirinç formunda topluyordu. Vergiler hasatın %40’ı gibi yüksek bir orandaydı. Pirinç, Edo’da Fudasashi pazarında satılırdı. Para biriktirmek için daimyolar daha hasat edilmemiş ürünleri dahi sözleşmeyle satmaya başladı.
Bu dönemde Japonya, Hollanda’lılardan aldığı kitaplardan, batı bilimlerini ve tekniklerini öğrenmeye çalıştı. Bu bilim alanları, coğrafya, tıp, doğal bilimler, astronomi, sanat, dil bilimi, elektrik, mekanik gibi fizik dallarını kapsar.


Meiji Dönemi

19.yy ın ortasında, Tokugawa hükümeti ülkeyi Batı etkisine ve ticaretine açtığından beri Japonya iki ekonomik gelişme döneminden geçti. İlki 1868 de başlayıp İkinci Dünya Savaşı’na kadar sürdü; ikincisi ise 1945 – 1990. Her iki dönemde de, Japonya kendisini Batıya ve Batı düşüncesine açmıştı. Devrimsel nitelikte, sosyal, politik ve ekonomik değişimler yaşadı ve dikkatli bir şekilde geliştirilmiş etki alanları ile bir dünya gücü oldu. Her iki dönemde de, Japon hükümeti ekonomik gelişmeleri ulusal devrimi yukarıdan besleyerek, ve toplumun her seviyesinde planlayarak ve yönlendirerek destekledi. Ulusal amaç, her seferinde Japonya’yı bağımsızlığı asla tehdit edilemeyecek kadar güçlü ve zengin kılmak.
Meiji döneminde (1868-1912), liderler batı tarzı yeni bir eğitim sistemi kurdu ve yüzlerce öğreniciyi Amerika ve Avrupa’ya gönderdi ve 3000 kadar Batılı öğretmen aldı. Ayrıca demiryolları yaptı, kara yollarını geliştirdi, toprak reformu yaptı ve ülkeyi yeni gelişmelere hazırladı.

Devlet, sanayileşmeyi arttırmak için, özel işletmelere kaynakları ayarlamak ve planlamak konusunda yardım ederken, özel sektör ekonomik büyümeyi uyaracak hale getirilmişti. Hükümetin en büyük desteği, işletmelerin doğması için gerekli ortamı sağlamak oldu. Kısaca, hükümet, üreticiyi yönlendirdi ve işletmeye teşvik etti. Meiji döneminin başında, hükümet yeni fabrikalar, tershaneler yapıldı ve işletmecilere ucuz fiyattan devretti. Bu işletmelerin çoğu hızla büyüdü ve iş dünyasına hükmeden konglomeralar haline geldi. Hükümet, özel teşebbüse ana teşvikçi olarak ortaya çıktı ve düşük vergiler gibi iş sonrası poliçeleri uyguladı.


Militarizm

İkinci Dünya Savaşı’ndan önce, Japonya; Taiwan, Kore, Mançurya ve Kuzey Çin’in bir parçasını işgal ederek ziyadesiyle büyük bir imparatorluk kurdu. Japonya, bu etki alanlarına politik ve ekonomik bir ihtiyaç olarak bakıyordu ve bu yabancı ulusların Japonya’yı hammadde ve kıta sahanlığını elinden alarak kendisini boğmasını engelliyordu. Japonya geniş askeri gücünü imparatorluğun korunması için gerekli görüyordu.
Hızlı büyüme ve yapısal gelişim Japonya’nın 1868 den beri, iki ekonomik gelişim dönemini karakterize ediyor. İlk dönemde ekonomi orta derecede, tarım ise sanayi altyapısının gelişmesini sağlayacak derecede büyüdü. Rus-Japon savaşı 1904 de başladığında, %65 istihdam ve %38 gayri safi yurtiçi hasılaya sahipti ve hala tarıma dayalı fakat modern endüstri gelişmeye başlıyor. 1920lerin sonunda, tarımın %21lik payına kıyasla, üretim ve madencilik gayri safi yurtiçi hasılanın %23ünü oluşturuyordu. Taşıma ve iletişim ağır sanayideki gelişmeyi yakalamak için geliştirir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Japonya savaştan yorgun çıkan Avrupalı rakiplerinin piyasayı boş bırakması sayesinde dünya piyasasında yer edinmeye başladı ve Edo döneminden bu yana ilk kez ticaret fazlası vermeye başladı.
1930lerde, Japon ekonomisi Büyük Buhrandan diğer sanayileşmiş uluslardan daha az etkilendi ve %5 gayri safi yurtiçi hasıla artışı ile devam etti. Üretim ve madencilik gayri safi yurtiçi hasılanın %30’u ile tarımın payının iki katına çıktı. Fakat sanayinin çoğu ulusun askeri gücü için harcandı.


Savaş Sonrası Dönem

İkinci Dünya Savaşı, 1868den bu yana Japonya’nın elde ettiği herşeyi sildi. Fabrikalar ve altyapının %40’ını kaybetti ve üretim seviyeleri 50 yıl önceki haline döndü. Halk bu yıkımdan korktu ve harekete geçti. En modern ekipmanla donatılmış yeni fabrikalar kurmaya başladı. Bu Japonya’ya, eski teknolojiye sahip diğer galip ülkelere kıyasla çok büyük avantaj sağladı. Japonya’nın ikinci ekonomik gelişme dönemi başladığında ise; milyonlarca, iyi disiplinli ve iyi eğitimli askeri ile Japonya’yı yeniden kuracak güce sahipti. Japon kolonileri savaşın sonucu olarak kaybedilmiş; fakat Japonya’nın etkisi Asya ve ötesine yayılmıştı


İşgal

Amerika’nın Japonya’yı işgali (1945-52) ulusun demokratik bir devlet kurulması için yeniden yapılanmasıyla sonuçlanır. Amerikan desteği toplam $1.9milyar veya ulusal ithalatın %15’i ve gayri safi milli hasıla’nın %4’ü gibi bir miktardır. Bu yardımın %59’u yiyecek, %15’i sanayi malzemeler, %12 ise taşıma malzemesidir. Amerika destek garantisi verdi; fakat 1950lerin ortasına kadar bu destek tükendi. Amerika’nın askeri temin oranı 1953’te Japonya’nın gayri safi milli hasılasının %7 si gibi bir seviyeye çıktı ve 1960’da %1 e kadar düştü. İşgal esnasında, Amerika sponsorluklu bazı önlemler alındı. Toprak reformu gibi bu önlemler ekonomik gelişmenin temelini oluşturdu. Özellikle, savaş sonrası endüstriyel liderlerin yok olmasından yeni yeteneklere yer açılması ile ulusal sanayi yeniden yapılandı. Sonunda ekonomi dış ticaretten faydalanmaya başladı; çünkü ihracatın hızla genişlemesi teknoloji ithalatının borca girmeden yapılabilmesine fırsat verdi.


Yeniden İnşa

Savaş sonrası dönemin ilk yıllarını kaybolan sanayi kapasitesini yeniden yaratmak için harcadı. Elektrik enerjisi, kömür, demir, çelik ve kimyasal gübrelere büyük yatırımlar yaptılar. 1950lerin ortasında savaş öncesi seviyelere ulaşılmıştı. Askeri tahakküm altından kurtulan hükümetin talepleriyle, ekonomi kayıp momentini kurtarmakla kalmadı, ayrıca önceki dönemlerin büyüme oranlarını da aştı. 1953 ile 1965 arasında, gayri safi milli hasıla yılda %9 dan daha fazla büyüdü, üretim ve madeniciliğin oranı %13, inşaat sektörünün oranı %11 ve altyapının oranı %12 arttı. 1965de bu sektörler iş gücünün %41 ini oluşturuyordu ve sadece %26 sı tarımda kalmıştı.
Japonya’nın savaş sonrası eğitim sistemi ağırlıklı olarak modernleşme sürecini ele alıyor. Dünyanın en yüksek eğitim oranı ve yüksek eğitim standartlarıyla Japonya’nın teknolojik başarısı açıklanabilir. Japon okulları ayrıca disiplini öğütler ki bu da iş gücüne avantaj katar.
1960ların ortasında, ekonomi kendini uluslararası rekabete açarken, yeni bir endüstriyel gelişim tipini ortaya çıkararak ağır ve kimyasal endüstrisini geliştirdi. Bunlar, tekstil ve hafif ürünler gibi uluslararası piyasada kar getiren sektörler, bunların dışında otomobil, gemi ve makina gibi yeni önem kazanmış olan ürünlerdir. 1965 ile 1970 arasında üretim ve madenciliğin büyüme oranına eklenen değer ile yılda %17 büyüdüler.


Petrol Krizi

Japonya 1970lerin ortasında ciddi sorunlarla karşılaştı.1973deki dünya petrol krizi, dış petrole bağlı olan ekonomiyi bir şoka soktu. Japonya, savaştan sonraki ilk ekonomik çöküşünü, endüstriyel üretiminde bir azalma ve yoğun bir enflasyon ile karşılaştı. Bu krizden kurtulmak, pek çok iş adamının ümidini geri getirmiş; fakat endüstriyel büyümenin yoğun enerji talebi farklı endüstriyel sektörlere kaymayı gerektirmiştir.
Fiyat durumlarını değiştirmek tasarrufu sağladı, ve endüstriyel enerji için alternatif kaynaklar bulundu. Her ne kadar maliyetler yüksek olsa da pek çok endüstri sektörü enerji bağımlılığını azalttı ve üretimlerini arttırdı. Mikrodevreler ve yarı iletkenler konusunda 1970 ve 1980lerde gelişmesi, tüketici elektroniği ve bilgisayar gibi yeni endüstriler ve varolan işletmelerde yüksek üretim oranları yarattı. Bu ayarlamalar temelde enerji tasarrufu ve bilgiye dayalı sektörlerde gelişme yarattı.
Yapısal ekonomik değişmeler ile, ekonominin olgunlaşması için gereken ekonomik büyümenin sağlanamamadı, ve oranların 1970, 1980 arasında %4 den %6 ya kadar çıkamadı. Fakat bu oranlar bile bu kriz döneminde dünya oranlarıyla karşılaştırılınca çok yüksek oldu.


Büyüme Faktörleri

Karmaşık ekonomik ve kurumsal faktörler Japonya’nın savaş sonrası büyüme faktörlerini oluşturdu. Öncelikle, savaş öncesi tecrübelerinden faydalandı. Tokugawa döneminde istekli olarak, hayati önemde olan, şehir merkezlerinde filizlenen ticari sektör, Avrupa’ya kıyasla çok daha iyi bir eğitime sahip olan bir elit, sofistike bir hükümet bürokrasisi, verimli bir tarım, yüksek derecede gelişmiş pazarlama ve finans sistemine sahip ve sıkı bağları olan bir ulus yapısını ve ulusal yol altyapısını terketti. Meiji döneminde sanayinin inşaası, Japonya’nın dünya güçlerine rakip olmayı işaret eder. İkinci ve daha önemi olarak, yatırımın seviye ve kalitesinin 1980lerde sabit kalması sayılabilir. Sermaye yatırımı, savaştan önce GSMHnın %11’i iken, savaştan sonra, 1950lerde %20lere ve 1960 ve 1970lerde %30lara çıktı. 1980lerin ekonomik patlaması sırasında %20 lerde geziniyordu. Japon işletmeleri son teknolojiyi ithal ederek sanayi tabanını yarattı. Sonradan gelen bir modernizasyon ile, Japonya bazı dene-yanıl hatalarından kurtulmuş oldu. 1970 ve 1980lerde, Japonya teknoloji lisanslama, patent satın alma ve taklit ve önceki incatların geliştirme ile sanayi tabanını geliştirdi. 1980lerde sanayi ARGEsi ile bir seviye yukarı çıktı.
Japonya’nın iş gücünün, ekonomik büyüme ile eşleştirilmesinin sebebi sadece iyi eğitilmiş olması değil ayrıca mantıklı ücret talepleri olmuştur. 2. Dünya savaşı sonrasında tarımdan sanayiye geçen işçiler üretim ve maaşlarda bir artış yarattı. 1960larda nüfus artışı yavaşladıkça ve ulus gittikçe sanayileştikçe maaşlar önemli bir miktar arttı. Buna rağmen işçi sendikaları artış için bastırıyor.
Yüksek üretsel büyüme savaş sonrası ekonomik büyümede anahtar rol oynadı. Yüksek yetenekli ve eğitimli iş gücü, olağanüstü yüksek faiz oranları ve buna denk yatırımlar, ve iş gücündeki düşüş, üretim verimliliğindeki artışı açıklar.
Ulus, ayrıca ekonomik ölçeklerden de faydalandı. KOBİler ulusun istihdamının büyük bölümünü oluşturuyordu; fakat büyük işletmeler asıl üretken olanlardı. Çok endüstriyel şirket birleşip daha büyük ve verimli şirketler oluşturdu. 2. Dünya savaşından önce, büyük holding şirketler toplumsal servetin yığılmasına neden oldu. Bu şirketler savaş sonrası dağıldı fakat, modern sanayi grupları ortaya çıktı. Bu faaliyetlerin koordinasyonu ve entegrasyonu ve küçük gruplar kullanımı ile endüstriyel verimlilik sağlandı.
Japon şirketleri ürün farklılaştırma stratejileriyle büyümeyi sağladı. Çabuk kazanç yerine pazar payı istemeleri onların avantajını oluşturdu.
Son olarak, Japonya’nın kontrol dışındaki faktörler de gelişimi etkiledi. Uluslarası çatışmalar Japon ekonomisini 2. Dünya savaşının sonuna dek harekete geçirdi. Rus-Japon Savaşı, 1. Dünya Savaşı, Kore Savaşı, Hint-Çin Savaşı ekonomik patlamalar yarattı. Ek olarak Amerika ile yapılan iyi niyet anlaşması ulusun gelişme ve yeniden inşaasını kolaylaştırdı.


1980ler

1970ler boyunca, Japonya dünyanın en geniş ikinci GSMH’sine sahipti, ve 1990de endüstriyel uluslar arasında kişi başına düşen gayri safi milli hasıla olan $23801 ile birinci oldu. 1980lerin ortasında ılımlı ekonomik çöküntüden sonra, 1986da Japon ekonomisi genişleme dönemine girdi ve 1992deki ekonomik durgunluk dönemine kadar sürdürdü. 1987 ve 1989 arasında ekonomik büyüme %5ken, çelik ve inşaat gibi endüstriler 1980 ortalarında uyur konumda olmarına rağmen büyümüşler ve rekor maaşlar ve istihdam yaratmışlardır. Fakat, 1992de, Japonya’nın reel GSMH büyümesi %1.7 oranda yavaşlamıştır. Japonya elektronik ürünlerine olan talep hem iç hem dış pazarlarda düşüş yaşadı.
İhracatın ekonomik gelişme sağladığı, 1960 ve 1970 krizlerinden farklı olarak, 1980 krizinde iç talep artışı Japon ekonomisinde baş gösterdi. Bu gelişim esas ekonominin yeniden yapılanmasına sebep oldu ve ihracata dayanmaktansa iç talebe yönelindi. 1986da çıkan bu krizde temel sebep şirketlerin iç müşteriyi bir satın alma çılgınlığına yöneltmesiydi. Japon ithalatı, ihracatından daha fazla büyüdü. Japonya’nın savaş sonrası teknolojik araştırmaları askeri değil ekonomik yönde oldu. Yüksek teknolojik gelişmelerdeki artış daha yüksek yüksek teknoloji talebi ve daha iyi yaşam standardına istek oluştu.
1980lerde, Japon ekonomisi bütün şiddetini birincil ve ikincil faktörlerden işelemeye kaydırdı. Bilgi önemli bir kaynak ve ürün haline geldi. Bilgi tabanlı teknolojilerin ekonomiyi yüksek derecede sofistike teknoloji gibi araştırmalara yönelti. Tokyo, önemli bir finans merkezi oldu.


Evrimleşen İşgalsel Yapı

1955in sonunda istihdamın %40ı tarımda yer aldı; fakat bu 1970de %17 ye kadar ve 1990 da ise %7.2 kadar düştü. Hükümet 1980lerin sonunda yaptığı tahminde 2000lerde %4.9 lara düşeceğini tahmin etti. Japon ekonomisinin büyümesi 1960 ve 1970 lerde, ağır sanayideki hızlı genişlemeye bağlıydı. İkncil sektör 1970lerde %35,6lık bir istihdam payı alıyordu. 1970lerin sonunda, Japon ekonomisi ağır endüstriden hizmet sektörüne kaydı. 1980lerde, toptan satış, finans, sigorta, gayrımenkul, taşıma, iletişim ve hükümet hızla büyüdü ve ikincil sektör sabit kaldı. Üçüncül sektör ise %47 den %59.2 ye erişti istihdam payında.

Ekonomik Tarihi

Sıkıştırılmış - Cem Güneş

Posted on May 16th, 2007 in Uncategorized by admin

Cem Güneş (d. 1966, İzmir), Norveç’te yaşayan Türk şair, yazar ve program yapımcısı.

Contents


Yaşamı

Cem Güneş, 1966 Ağustos’unda İzmir’de dünyaya geldi. Çocukluğunu Anadolu’nun çeşitli bölge ve yörelerinde yaşadı. Lise yılları ise, “dünyanın en güzel bozkır kenti” dediği Ankara’da geçti. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde eğitim gören Cem Güneş, 1987 yılında Norveç’e yerleşti ve o tarihten bu yana Norveç’te yaşamını sürdürmektedir. Aynı zamanda bu ülkenin vatandaşıdır.

Norveç dilini, Trondheim’de kiliseye bağlı bir okulda öğrendi (1988). Oslo’da tiyatro-film makyajı ve cilt uzmanlığı üzerine eğitim veren bir meslek okulunu bitirdi (1992). Norveç Radyo ve Televizyon Kurumu’nda (NRK) radyoculuk eğitimi gördü (1993). Aynı kurumda, 1993 yılından bu yana program yapımcılığı görevini sürdürmektedir.

Aynı zamanda, 1995′ten bu yana TRT Norveç fahri temsilciliği ve muhabirliği ve 1998′den bu yana, Sabah Gazetesi Avrupa sayısına haber ve yazı yazmaktadır. Cem Güneş, yeminli çevirmendir.


Şiirleri

Türk dilinin yanı sıra, Norveç dilinde de şiirler yazan Cem Güneş’in şiirleri, lirik bir duyarlılığı yansıtan yoğunluklu içeriğiyle dikkat çeker. Yaşadığı tarisel dönemi ve coğrafyayı ironik bir dille ve temiz bir dil ustalığıyla işleyen Cem Güneş, edebiyat çevrelerinde, genç yaşına rağmen usta işi şiirler yazan bir şair sayılmaktadır. Şaire göre “şiir, duygunun sözcüklerle söylenildiği dile özgün olarak melodisel şekillenmesidir”. Bir başka deyişle, “şiir duygunun yükselişidir; sıkıştırılmış, yoğun edebiyattır; büyülü sözcükler ve mısralardır”.

Şair, “Şiirler” adlı şiirinde, şiirin varoluşsal sürecini şu sözlerle dile getirmektedir: “Şiirler, yaşanacağı yaşanmışın, yaşanabilinirmişin ışığına yansıtır. / Şiirler, mesajdan dolup, roman yazamaya üşenenlerin bilgilerini; / sayfalara kıyamayanların, haykırışlarını duyurur, temkinlice… / Şiirler, idraklerin ardı ardı ile gelmesi ve birinin, birilerinin veya / bir “şeyin” baruta kibrit vurması ile dökülür kağıtlara…”

ŞATONUN İÇİNDE

Bir coşkudur sürüp gidiyor
müzikten mi? gençlikten mi?.. yoksa içkiden…
arada bir gülümseyen yüzlere
sanki kramp girmiş gibi ansızın
donmuş bunlar!.. donmuş!.. donmuş!..


Öykücülüğü

Cem Güneş’in öykücülüğüne gelince, ünlü edebiyatçı Mahmut Makal, abece dergisinin Ağustos 1999 sayısında şunları söyelmektedir: “Cem Güneş iki şiir kitabından sonra gelen bu eseriyle gurbet edebiyatımıza çok önemli bir katkıda bulunuyor. Avrupa’nın kuzeyindeki soğuk ucunu, o ucun insanını, o uca kadar giden insanlarımızı sıcak bir anlatımla ve insalcıl bir yürekle kucaklıyarak bize getiriyor. Otuzüç yaşında olduğuna göre gurbette yaşayan yazarlarımızın belki de en genci. İzlenimlerini öyküleştirdiği bu kitabın dilinin, anlatımının aksamadan akması ve konuların da ilginçliği dolayısıyla, okurun ilgisini çekeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Edebiyatın ana kuralı, ele alınan konunun edebi bir bicimde verilmesidir. Bu açıdan ele alınca yazarın başarılı olduğunu görüyoruz. Kaldı ki, konuları da anlatımı da ilginç. Gerçek anlamda edebi, yani yazınsal. Kitap ilk öykü kitabi da olsa ilk eser izlenimi vermiyor. Ayrica Norvec’in düzenini, havasını ve o düzen, o hava içindeki, başka ülkelerden, özellikle Türkiye’den gelmiş insanlarin bulundukları ortamı, koşulları, davranışları tökezlemeden ve merakla izliyorsunuz. Satırların altında buram buram yurt özlemi. Yurt özleminin yaninda gurbet dedigimiz ülkenin oturmuş, tıkır tıkır işleyen düzeninden de memnun oluş. Okurken, her iki duyguya da hak verdirecek ögeleri buluyoruz öykülerin havasında”.

Oslo Üniversitesi, Doğu Avrupa ve Oriental Bilimler Kürsüsü’nde Türkolog olan Doç. Dr. Bernt Brendemoen ise, Cem Güneş’in öykücüğü konusunda şunları söylemektedir: “Norveç’te doğmuş fakat otuz yıldan beri Türkiye’ye sıkça gelen, hatta uzun bir süre Türkiye’de kalmış olan bir Norveçli olarak bana Cem Güneş’in öyküleri özellikle ilginç geldi. Onları okurken uzun yıllar Norveç’te yaşamış olan bir Türk’ün edindiği izlenimlerin ilginçliği ötesinde toplumlarımızın ve insanlarının psikolojisinin birbirlerine olan zıtlıkları ve benzerlikleri konusunda bir çok şey öğrendim. Yazarın içinde yaşadığı ortamdan sözcük haznesi gibi ayrıntılarda bile ne kadar etkilendiğini gördüğümüz halde, yine de Akdenizli benliğini koruduğunu görüyoruz. Yurt dışındaki Türklerin çoğunluğunun bulunduğu Orta Avrupa’nın kuzeyindeki ülkelerin gerçekten dünyanın öbür ülkelerinden apayrı ortamları olduğunu yabancı bir yazarın gözleriyle görmek son derece ilginçtir. Zira Norveç, gerçekten yazarın belirttiği gibi bir ‘karanlık, soğuk ve yalnızlıklar ülkesidir’. Dünya’nın en iyi ülkesinin Norveç olduğuna kanaat getiren Norveçliler, gerçeklerin böyle olmadığına kanaat getirmelidirler. Cem Güneş’in öyküleri Norveççe’ye de çevrilirse, hem kendi özelliklerini daha objektif bir gözle gören bir Akdenizlinin ilginç iç dünyası ile aşina olurlar.”

Cem Güneş’in kendisi ise, ilk öykü kitabı olan “Oslo’da Olay Var” için şunları söylemektedir: “Öykü kitabımın rengine dikkat ediniz! Kıvılcım rengi. Kıvılcım renginin tonları. Olay ve olaylar.. ve çıkardıkları kıvılcım… Norveç istediği kadar soğuk, beyaz ve sakin olsun. Zaman zaman kıvılcımlar çıkıyor. Kişisel dramların kıvılcımlarını birilerinin o siyah tuvalin üzerinde takip edip hissetmesi sürpriz değil. Biz insanlar çocukken tanıştığımız ilk kitapları ve bize özenle seçilerek gösterilen dünyayı ilk defa kavrarken; herkesin bir standard A4 kağıdı gibi yaşami olduğunu sanırız. Yani çocukluk, gençlik, bir iş, bir aile, bir araba, gül bahçeli bir ev, normaliz ya; bir oğlan bir kız çocuk. Hep pembe ve açık mavi renkli yaşam… Ama bir de gerçekler var ya… çogu zaman normalin dışına taşmak, yaşlanmak… ya da sakat olarak yaşamak.. neden doğduk, şimdi de ölüyoruz? sorusunu sordugumuz o an… Gurbet var ya… Dev bir makamda veya para içinde yüzerken bir de bakarız hastalık, uyuşturucu veya acimasiz bir aşk kuşa cevirmiş kahramanları. İnsan ömrü aslında pamuk ipliğine bağlı. Çocukken Kafamızda çizdiğimiz o standard yaşama çok küçük bir azınlık sahip. Bunun dışına taşanlar ise büyük çoğunluktur. Işte bu çoğunluğun kendi ülkesinden uzaklarda yaşayan kesimi, öyku kitabimda çokça kaleme aldığım kesim oldu. Öykü kitabım da bu şekilde ortaya çıktı. Öykülerimi hep kış mevsiminde meydana getirdim. Kitap iki şiir kitabından sonra meydana getirdiğim ilk öykü kitabıdır. Bu internet sitesinde o kitaptan bağzı öyküler ilişikteki sayfalarda sunulmuştur.”


Yapıtları

  • “Kutup Geceleri” (Şiirler, 1997)
  • “Camgöz” (Şiirler, 1998)
  • “Oslo’da Olay Var” (Öyküler, 1999)


Dış Bağlantılar

  • Cem Güneş’in şiirlerini okumak için buraya tıklayın.
  • Cem Güneş’in öykücüğü hakkında yazılanlar için buraya tıklayın.
  • Cem Güneş’in “Oslo’da Olay Var” adlı kitabından “Üç Kollu” adlı öyküsü için buraya tıklayın.
  • Cem Güneş’in fotoğrafları için buraya tıklayın.

Audio - Üç boyutlu ses

Posted on May 13th, 2007 in Uncategorized by admin

Üç boyutlu ses veya İngilizce adıyla “environmental audio” veya “surround sound“, seslerin geliş yönlerini gerçekçi bir şekilde ayarlama teknolojisidir. Örneğin, kullanıcının arkasından gelmesi gereken su sesi gerçekten de arkasından geliyormuş gibi yollanır.


Gerçek üç boyutlu ses

Üç boyutlu sesi yaratmanın en basit ve en gerçekçi yolu bu ses için gerekli sayıda hoparlör kullanmaktır: örneğin sinemalarda veya 5.1 ve 7.1 ses sistemlerde bu teknoloji kullanılır. Bu tür teknolojilerde başarının en önemli faktörü hoparlörlerin kullanıcılara göre olan pozisyonlarını doğru ayarlayabilmektir.

Bu pozisyona olan hassaslık, bazı ortamlarda sorun çıkartabilir: örneğin sinemada bir filmi ortadan ve sol köşeden izlemek arasında muazzam farklar olmaktadır. Dolayısıyla, büyük yatırımlarla yaratılmış bir gerçek üç boyutlu ses sistemini aynı anda kullanabilecek kullanıcı sayısı kısıtlı olmaktadır.

Gerçek üç boyutlu sesi yaratırken gerçekliğe yaklaşmak için hoparlör sayısını artırmak gereklidir: sağ, sol, orta, ön, ön sol, ön sağ, … , alt sol, alt orta, alt ön orta derken gerekli hoparlör miktarı artmakta ve bunları bir odaya koymak zorlaştırmaktadır. Aynı zamanda, yüksek sayıdaki hoparlörün seslerini saklamak, üretmek ve senkronize etmek maliyetleri artırmaktadır.


Sanal üç boyutlu ses

Öte yandan, bu konuyla ilgili başka bir ilginç nokta vardır: insanlar iki kulakları olmasına rağmen üç boyutlu ses duyabilmekte, yukarıdan, aşağıdan, önden ve arkadan gelen sesleri ayırt edebilmektedir. Dolayısıyla, sadece iki hoparlör kullanarak insanlara üç boyutlu ses izlenimi vermenin mümkün olması beklenir.

Sanal üç boyutlu sesi yaratırken farkdilen en basit iki fenomen kulaklar arası ses şiddeti farkı (interaural intensity difference) ve kulaklar arası zaman farkıdır (interaural time difference). Daha detaylı bilgi için sağ ve sol taraftaki şemalara bakabilirsiniz. Bu iki fenomeni bir araya getirerek ve lineer olmayan kombinasyonlar kullanarak sesi kullanıcının sağ kulağının yanından çıkartıp, önüne (tepesine değil, önüne) ve ardından da sol tarafında getirebiliriz. Buna ek olarak, hafifçe bas seviyeleriyle oynayarak arkasına da simetrik şekilde geçirebilir, klasik “helikopter” efektini çok az efor sarfederek (sesi yer yer kısarak ve senkronizasyonu ile hafifçe oynayarak, başka bir deyişle sadece çarpma ve toplama yaparak) yaratabiliriz.

Sanal aleme dökmesi daha zor olan fenomenler ise ortamın kendisi ve kulakla alakalı olanlardır:

  • Eğer dikkatli bakacak olursak, kulağın son derece asimetrik ve her yönden değişik kavislere sahip bir yapısı olduğunu görebiliriz. Bu kavisler, kulağın özellikle orta ve yüksek dalga boyunda (6 ile 15 santimetre arası) olan ses frekanlarına yönüne bağlı olarak filtrelemesine olanak sağlar.
  • Ortam ile alakalı olan fenomenler ise yankı gibi basitçe taklit edilebilenlerden küçük çıkıntılar gibi karmaşık denklemlerle ancak çözülebilenlere kadar büyük bir dalda değişiklik gösterir.

Genelde piyasada bulabileceğiniz sanal üç boyutlu ses üreticileri kulaklar arası ses ve zaman farkı, yankı ve basit dalga boyu şiddeti oynamaları yaparak gerçekçi sonuçları az işlemci kullanarak üretebilmektedir.


Dış Bağlantılar

  • Interactive 3D Audio Rendering Guidelines Level 1.0
  • Interactive 3D Audio Rendering Guidelines Level 2.0

Ayrıca Bakınız - ZDA

Posted on May 7th, 2007 in Uncategorized by admin

ZDA, Türk askeri terminolojisinde Zırhlı Devriye Aracı’nın kısaltmasıdır.


Ayrıca Bakınız

  • Türk Silahlı Kuvvetleri
  • Kara Kuvvetleri Komutanlığı

Sesler üzerinden - Gürseltur

Posted on May 6th, 2007 in Uncategorized by admin

GürselTur, veya tam adı ile Gürsel Turizm Taşımacılık ve Servis Tic. Ltd. Şti. Türkiye’nin en büyük personel taşımacılık şirketi olup, şirket merkezi Üstbostancı’dadır.

Fenerbahçe futbol takımını taşımakla ünlenmiş olmakla beraber, Sabancı Üniversitesi ve Koç Üniversitesi gibi üniversitelerin öğrenci ve personel taşımacılık işlerini de yapmaktadır. Ayrıca Türkiyenin en büyük firmalarının personel servisi işlerini yürütmektedir.

Gürsel Tur, çok güçlü bir IT altyapısına sahiptir. Öğrenci taşımacılığı yapan araçların tümünde araç takip sistemi vardır. Gürsel Tur, sektörün öncü programı olan Milenyum Personel Taşımacılığı Programını kullanmaktadır. Böylece tüm personel taşımacılığı ve öğrenci taşımacılığı işlerini Milenyum Programı üzerinden yönetmektedir. Milenyum Programı ile tedarikçi hakedişleri, proje bazında şirket kar-zarar raporları anlık olarak görülmektedir. Milenyum Personel Servisi Programı internet üzerinden çalışmaktadır.

Şirket aşağıdaki şehirlerde faaldir.

  • İstanbul
  • Ankara
  • İzmir
  • Eskişehir
  • Bursa
  • İzmit


Bağlantılar

  • http://www.gurseltur.com.tr

Oranında sıkıştırılarak daha - With the Lights Out

Posted on May 5th, 2007 in Uncategorized by admin

With the Lights Out, Nirvana’nın 2004 çıkışlı, 3 CD ve bir DVD içeren kutu setidir. İçinde şarkıların ilk halleri ,coverlar ev ve stüdyo kayıtları vardır.

Contents


Şarkılar


Disk 1

  • Heartbreaker (daha önce yayınlanmamış, 1987′den)
  • Anorexorcist (daha önce yayınlanmamış, 1987′den)
  • White Lace And Strange (daha önce yayınlanmamış, 1987′den)
  • Help Me I’m Hungry (daha önce yayınlanmamış, 1987′den)
  • Mrs. Butterworth (daha önce yayınlanmamış, 1988′den)
  • If You Must (daha önce yayınlanmamış, 1988′den)
  • Pen Cap Chew (daha önce yayınlanmamış, 1988′den)
  • Downer (daha önce yayınlanmamış, 1988′den)
  • Floyd The Barber (daha önce yayınlanmamış, 1988′den)
  • Rauncholda / Moby Dick (daha önce yayınlanmamış, 1988′den)
  • Beans (daha önce yayınlanmamış)
  • Don’t Want It All (daha önce yayınlanmamış)
  • Clean Up Before She Comes (daha önce yayınlanmamış)
  • Polly (daha önce yayınlanmamış, 1988′den)
  • About A Girl (daha önce yayınlanmamış, 1988′den)
  • Blandest (daha önce yayınlanmamış, 1988′den)
  • Dive (daha önce yayınlanmamış, 1988′den)
  • They Hung Him On A Cross (daha önce yayınlanmamış, 1989′dan)
  • Grey Goose (daha önce yayınlanmamış, 1989′dan)
  • Ain’t It A Shame (daha önce yayınlanmamış, 1989′dan)
  • Token Eastern Song (daha önce yayınlanmamış, 1989′dan)
  • Even In His Youth (daha önce yayınlanmamış, 1989′dan)
  • Polly (daha önce yayınlanmamış, 1989′dan)


Disk 2

  • Opinion (daha önce yayınlanmamış, 1990′dan)
  • Lithium (daha önce yayınlanmamış, 1990′dan)
  • Been A Son (daha önce yayınlanmamış, 1990′dan)
  • Sliver (daha önce yayınlanmamış, 1989′dan)
  • Where Did You Sleep Last Night (daha önce yayınlanmamış, 1989′dan)
  • Pay To Play (1990′dan)
  • Here She Comes Now (1990′dan)
  • Drain You (daha önce yayınlanmamış, 1990′dan)
  • Aneurysm (1990′dan)
  • Smells Like Teel Spirit (daha önce yayınlanmamış, 1991′den)
  • Breed (daha önce yayınlanmamış, 1991′den)
  • Verse Chorus Verse (daha önce yayınlanmamış, 1991′den)
  • Old Age (daha önce yayınlanmamış, 1991′den)
  • Endless, Nameless (daha önce yayınlanmamış, 1991′den)
  • Dumb (daha önce yayınlanmamış, 1991′den)
  • D-7 (daha önce yayınlanmamış, 1990′dan)
  • Oh The Guilt (1992′den)
  • Curmudgeon (1992′den)
  • Return Of The Rat (1992′den)
  • Smells Like Teen Spirit (1991′den)


Disk 3

  • Rape Me (daha önce yayınlanmamış, akustik versiyon 1992′den)
  • Rape Me (daha önce yayınlanmamış, elektronik version 1992′den)
  • Scentless Apprentice (daha önce yayınlanmamış, 1992′den)
  • Heart Shaped Box (daha önce yayınlanmamış, 1993′ten)
  • I Hate Myself And I Want To Die (1993′ten)
  • Milk It (daha önce yayınlanmamış, 1993′ten)
  • Moist Vagina (daha önce yayınlanmamış, 1993′ten)
  • Gallons Of Rubbing Alcohol Flow Through The Strip (1993′ten)
  • The Other Improv (daha önce yayınlanmamış, 1993′ten)
  • Serve The Servants (daha önce yayınlanmamış, 1993′ten)
  • Very Ape (daha önce yayınlanmamış, 1993′ten)
  • Pennyroyal Tea (daha önce yayınlanmamış, 1993′ten)
  • Marigold (1993′ten)
  • Sappy (daha önce yayınlanmamış, 1993′ten)
  • Jesus Doesn’t Want Me For A Sunbeam (daha önce yayınlanmamış, 1994′ten)
  • Do Re Mi (daha önce yayınlanmamış, 1994′ten)
  • You Know You’re Right (daha önce yayınlanmamış, 1994′ten)

Ayrıca Bakınız - Açısal boyut

Posted on May 2nd, 2007 in Uncategorized by admin

Açısal boyut, dönme ölçümü kullanarak belirlenmiş nesnenin boyutudur. 2-boyutlu görünecek kadar uzakta bulunan nesnelerin boyut ölçümleri için kullanılır.


Ayrıca bakınız

  • Açısal çap

Kullanarak CD’lerini kasetlerini - Nikos Sampson

Posted on May 2nd, 2007 in Uncategorized by admin

Nikos Sampson (1935 - 9 Mayıs 2001)EOKA-B isimli örgütün lideridir.

Yunanistan’daki Cunta Hükümeti’nin de desteği ile 15 Temmuz 1974′te Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı Rum Milli Muhafız Güçleri ile darbe yaparak ‘Ulusal Kurtuluş Hükümeti’ kurduklarını ve Kıbrıs’ta bir ‘Yunan Cumhuriyeti’ ilan edildiğini açıkladı.

Bu gelişmeler üzerine Türkiye Cumhuriyeti garantörlük haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974 tarihinde, Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştirerek EOKA-B’nin ve Nikos Sampson’un faaliyetlerine son vermiştir.