Frekansların - Horn Hoparlör

Posted on April 29th, 2007 in Uncategorized by admin

Contents


Tarihçe

Horn tipi hoparlörler, hoparlörler arasında en değişik ve özel tasarımlardan bir tanesi hatta belki de en egzotik olanıdır. Türkçe’ye boru hoparlör olarak çevirilebilir. Makelenin bundan sonrasında horn yerine boru kullanılacatır. Ortaya çıkışları ilk amplifikatörlerin bulunmasına kadar uzanır. 1923 yılında ilk triyod lambaların bulunmasının akabinde bu yükseltilmiş sinyallerin ses dönüştürülmesi amaçlanan bir teknoloji aranmaktaydı. Bulunan ilk çözümlerden bir tanesi boru şekline getirilmiş metal diyaframların, titreşimler üreterek ses vermelerine dayanıyordu. Bu ilk tip borular özellikle eski gramofonlarda kullanılmaktaydı. Bell Laboratuarlarından iki mühendis 1927 yılında daha yenilikçi bir çözüm geliştirmeyi başardılar. Farklı şekilde yüklenmiş elektrik sayesinde anlık oluşan manyetikleşmeler ile ses üretebileceklerini buldular. Hoparlörlerin dönüm noktası budur. İlk dönemlerden bu yana birçok firma boru tipi hoparlörler üretmiştir. Hatta bir kısmı üretimlerine devam etmekte, bir kısmıda bu teknolojiyi sadece belirli frekansları kapsayan sürücülerde kullanmaktadırlar. Boru tipi hoparlörleri üreten en önemli firmalar, JBL, Altec Lansing, Klipsch, Lowther gibi firmalardır. Bugün bunlara sadece bu konuda üretim yapan özel firmalarda katılmıştır ki, en önemlisi Avantgarde Audio’dur. O yıllardan bugüne teknolojik olarak devamlı gelişerek üretilmiş, en eski hoparlör tipi boru tipi hoparlörlerdir.


Çalışma Prensipleri

En basit hali ile oldukça hızlı bir sürücü hoparlörlerden gelen titreşimlerin konik bir boru içerisinde daha fazla basınç oluşturarak büyültülmesi esasına göre çalışır. Konik yapılı şekil ilk ortaya çıktığından bugüne kadar çeşitli değişikliklere uğrasa da, ana şekli çok bozulmamıştır. Bu şekil teorik olarak akustik sinyallerin değişimini sağlamaktadır. Zaten boru tipi hoparlörlerin çalışma şekillerinin esası da budur. En önemli parça sürücü hoparlördür. Genelde bütün frekans değerlerini iletebilen tek bir sürücü özel hoparlör kullanılır. Bu da farklı ünitelerin kullanılmasından genelde daha etkin bir çözüm üretir. Tüm zamanlama hataları ortadan kalkar. Bu sürücünün oluşturduğu ses sinyalleri yani titreşimler borunu içerisinde büyüyerek hoparlörden dışarıya çıkar. Alışılagelmiş bir hoparlör tasarımında da en büyük farkı budur. Standart bir hoparlör üzerindeki sürücüler bu tarz mekanik bir büyütme yapmazlar. Bu büyütme oranın büyüklüğünden dolayı teorik olarak desibel kazançları yüksektir. Bu nedenle Single Ended Amplifikatörlerle sürülmeleri daha uygundur.


Tasarım Sorunları

  • Boru tipi hoparlörler genelde ses sinyalleri büyütürken bir değişime uğratırlar. Bunun yanısıra belirli bir orandan daha fazla gürültü oluştururlar. Bu sebeple tasarımları ciddi anlamda mühendislik çalışma gerektirmektedir. Bugün bazı hoparlör üreticileri bu sorunları yenmeyi başarmış ve çok hassas cihazlar üretmeyi başarmışlardır. Fakat ürünlerin fiyatları çok yüksek olduğundan yaygınlaşamamıştır.
  • Yüksek hızlı sürücü tasarımındaki sorunlar. Tüm frekans değerlerini mükemmel olarak yansıtabilen bir tasarım neredeyse imkansızdır. Bu nedenle özellikle alt frekans ses sinyallerinin farklı bir hoparlöre üst ve orta frekansların ise tek bir sürücü hoparlörden aktarılması ile bu sorun çözümlenmiştir. Bazı firmalar her üç grup ses frekansını ayrı hoparlörlerden vererek 3 ayrı boru ünitesi kullanmaktadırlar. Sonuçta 1 hoparlör başına 3 adet boru düşmekte ve cihazın boyutları ve ağırlığı inanılmaz hale gelebilmektedir.
  • Diğer sistem bileşenlerinin maksimum kalitede olması gerekliliği. Bir boru tipi hoparlör sürücüden gelen her sinyali büyütür. Eğer bağlı olduğu sistemde örneğin bir dip gürültü var ise, bu gürültüyü de büyüterek rahatsız edici hale getirebilir. Bunu önlemek için tüm sistem bileşenlerinin, kablolama ve hatta elektrik sisteminin özel olarak tasarlanmış olması gerekliliği, parasal değeri inanılmaz yükseltmektedir.


Dış Bağlantılar

Bazı boru tipi hoparlör üreticilerinin web siteleri
Avantgarde Audio web sitesi [1]
Lowther web sitesi [2]
Klipsch web sitesi [3]
Living Voice web sitesi [[4]]

Formatlar - Kaveh Bahrami Moghadam

Posted on April 28th, 2007 in Uncategorized by admin

1951’de Tahran’da doğmuş; yönetmenlik mezuniyetinin sonrasında, 85 senesinde film çalışmalarına başlamıştır. Kurmaca, animasyon, belgesel film çekimlerinde, Betacam dışında 8, 16, 35 mm formatlar kullanan sanatçının 30 dakikalık kurmacası “The intimate color” [Range Ashena] önemli çalışmalarındandır.

Ses Katmanı - Donanım katmanı

Posted on April 26th, 2007 in Uncategorized by admin

Donanım katmanı veya 1. katman, verinin kablo üzerinde alacağı fiziksel yapıyı tanımlar. Bu katman nasıl elektrik, ışık veya radyo sinyallerine çevrileceğini ve aktarılacağını tanımlar. Gönderen tarafta fiziksel katman bir ve sıfırları elektrik sinyallerine çevirip kabloya yerleştirirken, alıcı tarafta fiziksel katman kablodan okuduğu bu sinyalleri tekrar bir ve sıfır haline getirir.

Fiziksel katman veri bitlerinin karşı tarafa, kullanılan medya (kablo, fiber optik, radyo sinyalleri) üzerinden nasıl gönderileceğini tanımlar. İki tarafta aynı kurallar üzerinde anlaşmamışsa veri iletimi mümkün değildir. Örneğin bir taraf sayısal 1 manasına gelen elektrik sinyalini +5 volt ve 2 milisaniye süren bir elektrik sinyali olarak yolluyor, ama alıcı +7 volt ve 5 milisaniyelik bir sinyali kabloda gördüğünde bunu 1 olarak anlıyorsa veri iletimi gerçekleşmez.

Fiziksel katman bu tip çözülmesi gereken problemleri tanımlamıştır. Üreticiler (örneğin ağ kartı üreticileri) bu problemleri göz önüne alarak aynı değerleri kullanan ağ kartları üretirler. Böylece farklı üreticilerin ağ kartları birbirleriyle sorunsuz çalışır.


Fiziksel katmanın iletişim kuralları

  • RS-232
  • V.35
  • V.34
  • T1
  • E1
  • 10BASE-T
  • 100BASE-TX
  • ISDN
  • SONET
  • DSL

*

Algoritmaları geliştirilmeden - MP3

Posted on April 26th, 2007 in Uncategorized by admin

MP3 (okunuşu me-pe-üç), açılımı MPEG-1 Audio Layer III (Film Uzmanlar Grubu Ses Katmanı 3) olan sıkıştırılmış ses biçimi ve bu biçimde kaydedilen seslere verilen ad. Fraunhofer-Institute tarafından geliştirilmiştir. Sayısal hale getirilmiş sesler üzerinden insan kulağının duyamayacağı frekansların silinmesi yöntemine dayanır. Ses kalitesinde kayıp olmadan 1:12 oranına kadar sıkıştırmaya imkân tanır.

MP3, MPEG-3 ile karıştırılmamalıdır. MPEG-x standartları MPEG grubu tarafından belirlenen, hem ses, hem de görüntüyle ilgili standartlardır. + MP3, MPEG-3

MP3 kelimesi, MPEG Layer 3′ün kısaltmasından oluşmuştur. (MPEG=Motion Pictures Experts Group). Yepyeni bir müzik formatıdır. Sıkıştırma algoritmaları geliştirilmeden önce bilgisayarlarda ses örnekleri wav, pcm, voc, au, snd gibi formatlarda saklanırdı. Bu formatlar sesi depolarken insan kulağının duyamayacağı ses frekanslarını da depolayarak dosyanın şişmesine yol açarlar. Bu formatlarda CD kalitesinde 3-5 dakikalık bir ses kaydının saklanabilmesi için 50 ila 70 megabayt arasında bir sabit disk alanı gerekmektedir.
MP3 sıkıştırma formatı tüm basitliğiyle internette yaygınlaşmaya başladığında kimse sonradan olacaklardan haberdar değildi. Başlangıçta CD kalitesinde müzik dosyalarının sabit disklerde eskiye nazaran 16′da 1 oranında sıkıştırılarak daha az yer kaplar hale getirmesiyle yaygınlaştı. Tüm internet kullanıcıları kendi evlerinde ve ofislerinde bu sıkıştırma algoritmasını kullanan sıkıştırıcı yazılımlar kullanarak CD’lerini, kasetlerini MP3 formatına dönüştürdü.


Ayrıca Bakınız

  • DivX
  • Winamp
  • Ogg Vorbis

Sonradan olacaklardan haberdar - Grado, Asturias

Posted on April 25th, 2007 in Uncategorized by admin

Grado, Asturias, İspanya’nın 17 otonom bölgesinden kuzeyde, Cantabrian Denizi’ne kıyısı bulunan, içinde İspanya Krallığı’nın’da bulunnduğu Asturias Prensliği’ne bağlı belediye. 2002 yılındaki nüfusu; 11,518.

İ.Albenizin sonradan gitara uyarlanan eseri.

Formatlar sesi - Radyo 24

Posted on April 21st, 2007 in Uncategorized by admin

Radyo 24, merkezi İstanbul’da bulunan bir radyo kanalıdır.


Bazı Programcılar

  • İdris Akyüz (İdris Akyüz’le Gündem)
  • Zafer Algöz (Muz Orta)
  • Yalçın Bayer (Halkın Nabzı)
  • Şenay Gürler (Biriktirdiklerim)
  • Cengiz Küçükayvaz (Zaotichi Show)
  • Şahnaz Çakıralp (Şahnaz Çakıralp‘le 120 dakika)
  • Güler Kazmacı (Aşk ve İnsanlar)
  • Rezzan Kiraz (Zaman Tüneli)


Dış bağlantılar

  • Radyo 24 Ana Sayfa

MPEG - Nokia 770

Posted on April 20th, 2007 in Uncategorized by admin

thumb|right|300px|Nokia 770

Nokia 770 Nokia’nın ürettiği bir kablosuz Internet gezinti cihazıdır. Ürün e-posta okuyucusu, Internet tarayıcısı, Internet radyosu ve RSS okuyucusu gibi çevrimiçi hizmetlere yönelik programlar yüklü olarak gelir. Cihaz aynı zamanda Nokia 770 Internet Tablet olarak da bilinir.

Contents


Ürün geçmişi

Nokia 770 ilk olarak 25 Mayıs 2005′te New York, ABD’de düzenlenen LinuxWorld Summit’te tanıtılmıştır.

Ürün ilk olarak 3 Kasım 2005′te Avrupa’da €349–369 fiyat aralığında satışa sunulmuştur. 14 Kasım 2005 tarihinden itibaren Amerika Birleşik Devletlerinde Nokia’nın Internet sitesinden $359.99 fiyatla satılmaya başlanmıştır. Mayıs 2006 itibariyle halen Türkiye’de satılmamaktadır.


Donanım

Nokia 770′ın işlemcisi 250 MHzlik Texas Instruments OMAP 1710′dır. Bu işlemci bir ARM mimarisisidir, bünyesinde bir ARM926TEJ ana bileşeni ve TMS320C55x sinyal işleyicisi barındırır. Cihaz üzerinde standart olarak 64 MB bellek bulunur.

Ekran çözünürlüğü 800 x 480′dir. Cihazın ufak boyutlarından dolayı bu çözünürlük 225 PPI’a tekabül eder. Ekranın tümü dokunmatiktir.

Kablosuz bağlantı seçeneği olarak 802.11b/g kullanır, ayrıca Bluetooth üzerinde bir telefonla eşleşerek de Internet erişimi sağlayabilir. Cihaz üzerinde bir adet mini-USB ve bir adet RS-MMC ve DV-RS-MMC standartlarını destekleyen RS-MMC yuvası bulunmaktadır.

Cihazın üstünde küçük bir hoparlör, kulaklık çıkışı ve mikrofon bulunmaktadır.

Aletin boyutları 141 × 79 × 19 milimetredir ve ağırlığı weighs 230 gramdır. Üretildiği yer Almanya ve Estonya’dır.


Yazılım

Nokia 770 işletim sistemi olarak 2.6.12 çekirdeği üzerine kurulu bir Debian GNU/Linux dağıtımı olan Internet Tablet 2005 Software Edition kullanır. Grafik kullanıcı arabirimi [[GTK+]] ve Hildon bileşenlerinden oluşan bir X pencere yöneticisidir. Sistem aynı zamanda bir BusyBox içerir.

Maemo Nokia 770 için yazılım geliştirme platformuna verilen addır. Yazılım bileşenlerinin çoğu açık kaynaklı olan Nokia 770 için oluşturulan bu platforma http://www.maemo.org adresinden ulaşılabilir.

Sistem halihazırda şu dosya biçimlerini destekler:

  • Ses: MP3, RealAudio, MPEG-4, AAC, WAV, AMP, MP2
  • Resim: JPEG, GIF, BMP, TIFF, PNG, hareketli GIF, SVG Tiny, ICO
  • Video: MPEG-1, MPEG-4, RealVideo, H.263, AVI, 3GP

Sistemle beraber gelen Internet tarayıcı Opera’dır. Nokia gelecek sürümlerinde cihaza VoIP ve mesajlaşma desteği ekleme planları olduğunu açıklamıştır.


Eleştiriler

Nokia 770 bazı teknoloji yazarlarından sert eleştiriler almıştır. Genel olarak bu eleştiriler yavaş işlemci, az bellek, kullanımı zor veri girişi yöntemleri ve Internet açıkken çok gitmeyen pil üzerine odaklanır. Dokunmatik ekranındaki klavyenin yavaş olduğu ve el yazısı tanımanın kabul edilemez derece kötü olduğu da şikayetler arasındadır. Başka bir eleştiri de aletin kullandığı hafıza kartlarının piyasada zor bulunması ve en çok 2 GB’a kadar destek vermesidir.

Daha ileri giden eleştiriler arasında Ethernet girişi veya klavye içermemesinden dolayı Nokia 770′in bir PDA olmaktan çok uzak olduğu bulunmaktadır. Nokia’nın aleti neden cep telefonu olarak üretmediği de sorgulanmıştır.

Nokia 770 severler ise eleştirilere Nokia 770′in bir Internet tablet olduğunu, anlık ve kolay Internet erişimi için tasarlandığını, ve ne cep telefonu olma ne de dizüstü bilgisayarların yerine geçme amacı olduğunu belirterek cevap vermişlerdir.


Dış bağlantılar

  • Nokia 770, Türkiye resmi sitesi
  • Nokia 770, Avrupa resmi sitesi
  • Nokia 770, ABD resmi sitesi
  • Nokia 770 ağ güncesi, Nokia 770 haberlerini takip eden bir site
  • Maemo, resmi geliştirici sitesi
  • Planet Maemo, değişik Nokia 770 kaynakları derleyen bir site
  • InternetTabletTalk, Nokia 770 geliştiricileri arasında çok bilinen bir topluluk sitesi
  • Ari Jaaksi’nin ağ güncesi, Nokia Açık Kaynak Geliştirme direktörünün sayfası


Kaynakça

  • Nokia 770
  • Nokia 770, Avrupa resmi sitesi
  • Nokia debuts Linux-based Web device (Nokia Linux Tabanlı Ağ Cihazını Duyurdu)
  • Nokia 770 Now Available in Europe (Nokia 770 Şimdi Avrupa’da)
  • Nokia 770 Linux Internet Tablet hits shelves (Nokia 770 Internet Tablet Mağazalarda)
  • Nokia 770 Internet Tablet review (Nokia 770 Internet Tablet Değerlendirmesi)
  • Nokia 770 özellikleri
  • Worst tech of 2006 (so far) (2006′nın şimdilik en kötü teknolojileri)
  • It Does Little, and Not Very Well (Az İş Beceriyor, Onu da İyi Beceremiyor)

Yöntemine - Katana

Posted on April 20th, 2007 in Uncategorized by admin

thumb|16. veya 17. yüzyılda katana ve saya
Katana (刀), ya da taçinin kullanımını takiben 1400′lerden sonraki ismiyle 大刀 dayito, tek-yönlü, uzun Japon kılıcıdır. Çoğu Japon, katana kelimesini genel olarak kılıç anlamında kullanır.

Japon samurayı tarafından kullanılan, geleneksel tek-yönlü, kıvrık kılıç çeşididir. Vakizaşi veya şoto ile ya da tanto ile eş olarak bilinen katana, buşi sınıfı savaşçılar olan bukeler tarafından kullanılırdı. İki silah beraber olduğunda büyük-küçük anlamına gelen dayişo olarak adlandırılır ve samurayların kişisel onur ve sosyal gücünü temsil ederdi. Uzun kılıç açık alanda yapılan dövüşlerde kullanılırken kısa kılıç yan silah olarak taşınır ve saplama amacıyla ya da yakın dövüşlerde (örn: içeride) ve seppuku için kullanılırdı.

Kın (鞘 saya) ve el siperi (鍔 suba ), özellikle Edo döneminin son yıllarında özel olarak tasarlanan sanat eserleriydi ve karmaşık bir dizayna sahipti.

Asıl olarak kesmek için kullanılmasına rağmen hafif eğriliği sayesinde etkili bir saplama silahı olarak da kullanılabilir. Çift elle tutulacak şekilde tasarlanmış olsa da bazı eski Japon dövüş teknikleri en azından bir ya da iki tek-el tekniği içerir.

Contents


Japon toplumunda kılıç

thumb|200px|Edo döneminde sadece Samuraylar kılıç taşıyabiliyordu.
Kılıcın, samurayın ruhu olduğu düşünülür. Diğer silahlar zamanla popülerliğini yitirirken kılıç yerini korumuştur. Japonlar kılıca olağanüstü değer verirlerdi. Birçok Japon tarihçisine göre Edo döneminde sadece samurayların kılıç taşımasına izin verilirdi. Öyle ki, kılıç taşımak bile bir köylüyü öldürmek için yeterli bir sebep teşkil ediyordu. Paraya ihtiyacı olan efendisiz kalmış samurayın (Ronin) kılıcını satması Japon toplumundaki onursuz durumunu daha da kötüleştirirdi. Bunu yapanlar samurayın gözünde “ruhsuz” olurdu.

Eski Japon kültürünün çoğu, kılıçlar etrafında dönüyordu. Özenle belirlenen kılıç taşıma, temizleme, muhafaza etme, keskinleştirme (ya da keskinleştirmeme) ve tutma metodları dönemden döneme gelişmiştir.

Örneğin; bir başkasının evine giren bir samuray, diz çöktüğünde kılıcını nasıl yerleştirmesi gerektiğini bilmelidir. Kılıcı kolay çekebilecek şekilde yerleştirmek şüphe ya da saldırı hissi uyandırabilir; bu sebeple, kılıcın sağda ya da solda olması ve uzağa ya da bir kişiye doğru tutulmuş olması etik açıdan önemli bir noktadır. Ev sahibinin uzun kılıcı, katana-kake adı verilen bir rafta vakizaşinin üzerine yukarı doğru bükülmüş şekilde konur; omote (suka ya da kabzanın solu göstermesi) geleneklere göre bir uyarıdır. Diğer taraftan, taçi, kuşanıldığı gibi bir duruşa sahiptir, suka tabandaki bir oluğa yerleştirilmiştir ve yukarıyı göstermekte olan saya, keskin kısım aşağıda olacak şekilde bir girintiye yerleştirilmiştir.

Çoğu samuray, kılıcını öncelikli silah olarak kullanmaz; önce yay, sonra mızrak, son olarak da kılıç kullanılır. Kılıç çekmek, son hadde gelindiğinde ruhun serbestçe alev almasına izin vermek gibidir. Teslim olmaktan başka çare kalmayana dek savaşmak olarak açıklanan “Ken ore, ya mo suki” (tam çevirisi : kılıcı kırılmış ve oku da yok) bir deyim olarak kullanılır.


Japon kılıcının tarihçesi


20. yy. öncesi

6. yy’da efsanevi imparator Jimmu, Japonya’nın büyük bir kesimini fethetti. Bu dönemde Japonlar kılıç yapma sanatını Çinli demircilerden öğrendiler. Eski kılıçlar Çin tarzında, düz, tek ya da çift taraflı idi.
Bilinen en eski kenjutsu formu, Kofun dönemine tekabül eder (3. yy ve 4. yy). Kaşima no Taçi (鹿島の太刀) adı verilen stil, Kaşima Tapınağı’nda ortaya çıkmıştır. Hiyan (8.-11. yy) döneminde Aynu bölgesinde, Rusya ve Japonya’nın kuzeyde yer alan Hokkaido bölgesinden alınmış tekniklerle kılıç yapımının geliştiği görülür. Aynu halkı, katananın ortaya çıkmasına etki eden -varabati-tu (蕨手刀)- varabati kılıcını kullanırdı.

Efsaneye göre Japon kılıcı, Amakuni isimli demirci tarafından katlı çelik işlemiyle icat edilmiştir. Değişim sürecinde katananın tek yüzlü olması ve biçmek için daha uygun hale gelmesi, bu dönemde ortaya çıkan kenjutsu stillerine de yansımıştır.


Savaş dönemi

12. yy.da uzun bir çöküş döneminden sonra iç savaş patlak verdi. Beş asır boyunca Japonya kendi karanlık çağlarına damgasını vuran şiddetli savaşlar yaşadı. Onin Savaşı, Japon zırhında devrim yarattı.

Muromaçi döneminde kanlı savaşlar artık gelenek halini almıştı ama tembel Shogun generallerinin kültür ve sanata değer vermesi adaların barbarlığa düşmesini engelledi. Bu dönemde birçok iyi kılıç imal edildi. Kılıçlara olan yoğun ihtiyaç sebebiyle demirciler imalat tekniklerini değiştirdiler. Bunun yanında, savaşmanın getirdiği barbarlık kılıç imalatının altın dönemi olarak da bilinen Kamakura döneminin hayli sanatsal tekniklerinin terk edilmesine, işlevsel ve tek kullanımlık silahlara yönelime sebep oldu. Muromaçi döneminde, Ming hanedanına yasal ticaret yoluyla en az 200.000 katana ihraç edildi. Sonuçta başarısız olan bu kararın nedeni, Japon silah üretiminin tamamını piyasadan toplamak ve korsanların silahlanmasını zorlaştırmaktı. Zaman geçtikçe, bu sebeplerden ve ateşli silahların savaş meydanında sonuca ulaştıran güç olarak ortaya çıkması sonucunda kılıç ustalığı unutulmaya yüz tuttu.

Ünlü Moğol İşgali (元寇, Genko), Japon kılıcının gelişimi için dönüm noktası olmuştur. Kokan Nagayama şöyle anlatır:

Japon savaşçıları daha önce, deri zırhlar giyen ve kendi kılıçlarından bariz üstün böylesine kuvvetli bir kılıç kuşanmış, eşsiz savaş tekniğine sahip bir düşman ile karşılaşmamışlardı. Kimi Japon demirciler, ‘sırt kısmına doğru geniş hatlara sahip kılıçlar daha heybetli görünür fakat kırılmaya meyillidir’ düşüncesine istinaden daha ince ve daha basit hatlara sahip kılıçları benimsemeye başlamışlardır.” <ref name = “ref1″> “The Connoiseur’s Book Of Japanese Swords”, Kodansha International 1997, s. 21</ref>.

Ne yazık ki Nagayama yararlandığı Japon tarihi kaynaklarında Moğol kılıcının, Japon kılıcına üstünlüklerinden bahsetmemiştir. Diğer Japon âlimleri, bu dönemdeki bazı Japon demircilerin Moğol tehdidine karşı daha kalın sırtlı kılıçlar imal etmeye başladıklarının altını çizmiştir.


Barış dönemi

Barış zamanlarında demirciler daha rafine ve artistik kılıç tasarımlarına yönelecek zamanı bulmuşlardır. Monoyoma döneminin başlarında yüksek kaliteli tasarımlar görülmüştür. Önceki savaş döneminde eski demircilerin teknikleri kaybolunca bu kılıçlara yeni kılıç manasına gelen şinto, daha eski kılıçlara da bariz bir şekilde koto (eski kılıçlar) adı verilmiştir. M.Ö. 987 civarında kıvrık kılıçlardan sonra ortaya çıkan kılıçlara da jokoto denilmiştir. Edo döneminde, samuray sınıfının bürokrat ve polis sınıfına dönüşmesi gibi sebeplerle kaliteden yine vazgeçilmiş ve işleme ve süsleme gibi ilgili diğer sanat dalları zaman zaman gelişim göstermiştir. Horimono olarak bilinen bu basit ve zevkli süslemelerin eklenmesi esas olarak dinî sebeplere dayanır. Bir çok şinto kılıcında bulunan daha karmaşık işin, artık güzellik taşımadığı ve özellik arz etmediği düşünülür.

Tecrit taraftarı Tokugava Şogunluğu döneminde ateşli silahlar ve barut yasaklanmış ve dolaşımdan kaldırılmıştır. 18. yy ortalarında çoğu genç Japon, değil bir silahın ateşlendiğini görmek, ateşli silah bile görmemiştir.

Bu dönemin sonlarına doğru silah imalatı tekrar azaldı ve usta demirci Munetsugu’nun çabaları sayesinde 19. yy başlarında sanatsallığa saygı geri döndü. Munetsugu, şinto sanatı ve tekniklerinin koto bıçaklarına nazaran düşük seviyede kaldığı ve ülkedeki bütün kılıç yapımcılarının, unutulmuş tekniklerin açığa çıkarılması için çaba sarf etmesi gerektiği yönündeki düşüncelerini açıkladı. Munetsugu, dinleyen herkese fikirlerini anlatarak ve bildiği her şeyi öğreterek ülkeyi gezdi. Kılıç ustalığı onun yol göstericiliği sayesinde tekrar toparlandı ve Japon kılıç imalatında ikinci yeniden doğuş yaşandı. Şinto metodundan vazgeçilmesi ve eski tekniklerin tekrar keşfedilmesi sebebiyle bu dönemin kılıçlarına “yepyeni” manasına gelen şinşinto denilir.


19. yy sonları

Matthew Perry’nin 1853’te gelişine kadar bir değişim yaşanmaz. Kanagava Anlaşması, Japonya’yı zorla dış dünya ile tanıştırınca Meji Devrimi’nin takip ettiği hızlı modernleşme süreci başlar.

1876’daki Hayitoreyi döneminde silah taşımanın yasaklanması, samurayların halktan ayırt edilmesini zorlaştırmıştır. Katana bulundurmanın yasaklanmamış olması sebebiyle birçok katana saklanmıştır. Bir anda kılıç pazarı ölmüş, birçok demirci ticaretten yoksun kalmış ve değerli yetenekler kaybolmuştur.


20. yy. sonrası

20. yy başlarında askerlerin kılıç ile silahlandırılması ihtiyacı ortaya çıkınca, onlarca yıl sonra demirciler tekrar iş sahibi olmuştur. Gunto olarak bilinen bu kılıçlar, genellikle düşük kalitede, bir çoğu yağ ile ısıtılarak ve keski ile yontulmak yerine damga basılmak suretiyle seri numarası verilerek üretilmiştir.

Katana, birçok meslek dalında kullanılmaya devam edilmiştir. Polisler sadece suçluları yakalamak için değil, aynı zamanda katana kullanan suçlulara karşı kendilerini savunmak için de katana kullanmak durumunda kalmıştır. Bu dönemde Kendo, polis eğitim sürecine dahil edilerek polis memurlarının katana kullanmak için asgari eğitimi alması sağlanmıştır.


II. Dünya Savaşı

thumb|”Tip 95″ .
Savaş döneminde astsubayların kullandığı Tip 95, subayların şin-guntosuna benzer; standart makine çeliğinden metal kabartmalı ve boyanmış saplı geleneksel sukaya benzetilerek tasarlanmıştır.

Bu dönem katana için karanlık olmasına rağmen özellikle imparatorluk sanatçıları olarak istihdam edilen azınlık tarafından ustalık canlı tutulmuştur. Bu demirciler Gassan Sadakazu ve Gassan Sadakatsu; imparator ve diğer yüksek rütbeli görevliler için eski kılıçlar ile yarışacak kalitede işler çıkartmakla meşgul olmuşlardır. Gassan Sadakatsu’nun öğrencileri, Japon kimliği için önemli olan bilgilerin vücut bulduğu, dokunulmaz kültür elçileri ya da yaşayan ulusal hazineler olarak düşünülür. 1934 yılında Japon hükümeti ordusunu, şin-gunto – yeni ordu kılıcı – ile donatınca Tip 94 katana ve buna benzer birçok makine ya da el yapımı geç şinto türleri II. Dünya Savaşı’nda kullanılmıştır.


II. Dünya Savaşı sonrası

ABD işgali sırasında tüm silahlı kuvvetler dağıtılmıştır. Belediye ve polis izni dışında keskin kenarlı katana imalatı da yasaklanmıştır. Daha sonra Dr. Homma Junji’nin General Douglas MacArthur’a başvurması üzerine bu yasak kaldırılmıştır. Görüşmeleri sırasında Dr Homma, Japon tarihinin çeşitli dönemlerinden kılıçları göstermiş ve çabuk kavrayan bir öğrenci olması sayesinde General Mac Arthur, hangi kılıçların artistik değeri olduğunu, hangilerinin ise gerçek silah olarak düşünülmesi gerektiğini kolayca tespit edebilecek hâle gelmiştir. Bu toplantının sonucunda genel yasak düzenlenmiştir. Böylece gunto sınıfı tamamen imha edilecek ve artistik değere sahip kılıçlara sahip olmak ve muhafaza etmek mümkün olacaktır. Hatta birçok katana, kelepir fiyata ABD askerlerine satılmıştır. Bazıları çalınmış, geri kalanlar ise muhafaza edilmiştir.

1958 yılındaki silahsızlanmaya bağlı olarak ABD’de Japonya’dan daha fazla Japon silahı bulunuyordu. Doğudan dönen ABD askerleri genellikle taşıyabildikleri kadar kılıcı beraberlerinde getirmişlerdir. Bu kılıçların 1.000.000 hatta daha fazlası gunto iken küçümsenmeyecek bir kısmı da koto, şinto ve şinşinto idi.

Edo dönemi sonrasında demirciler giderek üretimlerini sivil ürünlere doğru çevirirken silâhsızlanma ve müteakip düzenlemeler neredeyse katana üretiminin sonunu getirdi. Pek az demirci ticaretini devam ettirdi. Dr Homma, kendilerini eski teknik ve kılıçları korumaya adamış “Sanatsal Kılıçları Muhafaza Derneği” (Nihon Bijitsu Hozon Token Kayi) kurucu simgesi haline gelmiştir. Aynı fikirde olan diğer bireylerin de çabasıyla katana karanlık günlerinden kurtuldu ve birçok demirci Mungetsugu’nun başlattığı işi, eski teknikleri ortaya çıkarıp bugünün kılıçlarının eski kılıçlar kalitesinde üretimini devam ettirdi.

Bazı katanalar modern zamanda silahlı soygunlarda kullanıldı. Ne var ki, bu katanaların çoğu kılıca benzer, esasında düzgün olarak imal edilmiş bir katananın fiyatı ucuz bir tabancaya nazaran daha fazladır.


Sınıflandırma


Uzunluğa göre

[[Resim:Katana blades.jpg|thumb|Çeşitli katana ve vakizaşi bıçakları]]

Bütün Japon kılıçları bu metoda göre üretilmiştir ve görünüşte bir bakıma benzerler. Farklı kılıçları birbirinden ayıran en belirgin özellik uzunluklarıdır. Japon kılıçları şaku birimine göre ölçülür (1 şaku = yaklaşık 30,3 cm ya da 11,93 inç; 1891’den itibaren şaku tam olarak 10/33 metre olarak tanımlanır, ama daha eski bilgiler bu değerden az da olsa sapmalar gösterebilir). Daha kesin ölçüm için, “sun”, “bu”, ve “rin” (sırayla şaku’nun onda biri, yüzde biri ve binde biri) kullanılabilir.

  • Kesici kısmı 1 şakudan (30 cm) kısa olanlar tanto (bıçak) olarak adlandırılır.
  • Kesici kısmı 2 şakudan kısa fakat 1 şakudan uzun olanlar (30-61 cm) şoto (kısa kılıç) olarak adlandırılır, vakizaşi ve kodaçi buna dahildir.
  • Kesici kısmı 2 şakudan (61 cm) uzun olanlar dayto ya da uzun kılıç olarak bilinir. Bu katananın dahil olduğu gruptur. Fakat katana terimi sık sık yanlış kullanılmaktadır. Bir kılıç eğer obi adı verilen bir kuşak ile yukarıya doğru bakacak şekilde asılmışsa katanadır (bu katanalar bıçak uzunluğu maksimum 65 cm olanlardır). Eğer kemerden bir şeritle bağlı ise buna taçi adı verilir. (bu katanalar bıçak uzunluğu maksimum 75 cm olanlardır).

[[Resim:Kılıç_samuray.jpg|thumb|Katana, vakizaşi ve tanto]]

  • Anormal derecede uzun bıçaklar (3 şaku ya da 90 cm’den uzun olanlar) genellikle sırtta çapraz taşınır ve ödaçi ya da nodaçi olarak adlandırılır. Ödaçi bazen katana yerine de kullanılır.

Çisa-katana sadece kısa katanadır. Bir katana 2 şakudan uzundur. Ne var ki, çisa-katana, uzunluğu 1 ve 2 şaku arasında olan vakizaşiden uzundur. Genellikle uzun boylular için katana ve daha kısaları için vakizaşi yapılmaya başlandığından beri çisa-katanalar ender görülmeye başlanmıştır. Çisa-katanalar için söylenen en bilindik şey, bıçaklar arasında bir benzeri olmayan kısa katanalar olmalarıdır. Genelde Buke-Zukuri yöntemiyle yapılmışlardır.


Okul ve şehirlere göre

Japon kılıçlarının izi, her birinin kendi okulu, geleneği ve ticari markası olan birkaç şehirden birine kadar sürülebilir. Örneğin Mino şehrinin kılıçları başından beri keskinliğiyle ünlüdür. (Kaynak: Kokan Nagayama - Japon Kılıç Uzmanları Rehberi s. 217). Bu gelenekler ve şehirler aşağıdaki gibidir:

Soşu Okulu Yamato Okulu Bizen Okulu
Yamaşiro Okulu Mino Okulu (Örn. Kanenobu) Vakimono Okulu


Üretim tarihine göre

987 öncesi: Bazı düz çokuto veya jokotolar ve sıradışı şekildeki diğerleri.
987 - 1597: Koto: Japon kılıç sanatının zirvesi kabul edilir. Daha önceki modeller en derin kıvrımlar kabza kısmında olmak üzere eşit olmayan kıvrımlar içeriyordu. Dönem değiştikçe kıvrımın merkezi kılıcın ortasına doğru çıktı.
1597 - 1760: Şinto ya da “yeni kılıç”. Kotonun daha basiti olarak bilinir ve genellikle yapılış becerisinde düşüş vardır.
1761 - 1876: Koto şeklinde yapılmışsa, şinşinto ya da “yeniden diriliş kılıcı” olarak adlandırılır. (Tam çevirisi: “Yeni yeni kılıç”) Bunlar kotolara göre daha kötü fakat çoğu şintoya göre daha üstün kılıçlardır.
1876 sonrası: Hayitorei Kararnamesi yürürlüğe girdi. Toplu üretilen tüm kılıçlar alaycı bir şekilde gunto olarak adlandırılır. Bunların çoğu genelde şinto ve şinşinto dönemlerine ait kılıçlardan çok az kısa olan ve toplu üretilen katanalara benzese de, genellikle katanadan çok, batıdaki süvarilerin palalarına benzerler.


Takma şekline göre

1500 öncesi: Çoğu kılıç, kemere bağlı ve aşağıya doğru duracak şekilde kuşanılır. Bu stile jindaçi-zukuri denir ve bu şekilde kuşanılan tüm daytolara taçi adı verilir.
1500 - 1867: Neredeyse tüm kılıçlar küçük bir bıçak ile birlikte bir kuşak yardımıyla takılır. İki bıçak da yukarıya doğrudur. Bu tarza buke-zukuri adı verilir ve bu şekilde takılan tüm daytolara katana adı verilir.
1867+: Kısıtlamalar ve / veya samuray sınıfının yıpratılmasıyla, çoğu kılıç, batı donanma subaylarının kılıç kuşanma şekline benzeyen jindaçi-zukuri tarzında kuşanılmaya başlanmıştır. Yakın geçmişte (1953 sonrası) buke-zukuri tarzında, sadece gösteri amaçlı kullanılmasına izin verilse de bir canlanma vardır.


Notlar

  • Taçi olması amacıyla özel olarak tasarlanmış kılıçlar, şintodan ziyade koto olarak tanımlanır. Bu sebeple daha iyi yapılmış ve daha özenle süslenmişlerdir. Buna rağmen eğer modern buke-zukuri tarzında kuşanılırsa hâlâ birer katanadırlar. Kılıç takıldığında, imza her zaman vücuda bakmayan yüzde olur, böylece demircinin bıçak için düşündüklerini ve tarzını ayırt etmek mümkün olur.
  • Çeşitli tahta antrenman kılıcı bulunur, tahtadan yapılanlar (bokken) ve kendo antrenmanlarında şinayiye alternatif olarak kullanılan bambudan yapılanlar bu grubun içindedir.
  • Değişik mızrakların çoğu Japon kılıçları ile aynı tarzda yapılmış keskin bıçağa sahiptir. Başlıca iki tip, kullanımda mızraklı baltayla aynı olan ‘naginata’ ve geleneksel mızrağa daha çok benzeyen ‘yari’dir. Batı literatürüne geniş bir şekilde bakılmış olmasına rağmen, mızraklar çoğu köylünün ve bir samurayın ilk başvurduğu aletti ve samuray mızrakları üzerindeki bıçaklar genelde çok yüksek kalitedeydi. Bütün bunlara rağmen, samurayın ruhu olarak bilinen mızrak değil, kılıç olmuştur.
  • “Samurayın ruhu” konseptinin kökeni Tokugava Şogunluğu döneminin başlarına dayanır. Kılıca saygı gösterilen bu dönemde, kılıcın ruhu ifade etmesi resmî olarak, Şogunluğun soylu ve vekillere değerli hediyeler vermek ihtiyacı üzerine başlamıştır. Daha önce, bu kıymetli hediye bir arazi olabiliyordu, Şogunluk zamanında arazi seyrek verilen bir hediyeydi. Hediye olarak arazi verilmesindense büyük onur ifade eden bir hediyeyi tercih eden güçlü kişilerin kılıca bu bakış açısının kazandırılmasında rol sahibi oldukları düşünülür. Dayimyo, Şogunlar ve onların aile üyeleri için, doğum ve evlilik gibi özel durumlarda ya da bir araya geldiklerinde kılıçlardan oluşan hediyeleri değiş tokuş etmek geleneksel hâle gelmiştir. Dönemine göre kılıcı, ustasını ve kalitesini bilebilmek için gelişen Kanteyi gibi sanatlar önem kazanınca, kılıçlara uzmanlarca fiyat biçilmesi ve değerlerine göre sıralamaya sokulmasına izin verilmiştir. Böylece onurlu kişilerce yapılmış eski kılıçlar özellikle Şogun ve ailesi için ya da Şogun tarafından özel değer verildiğini göstermek üzere özel hediye olarak muhafaza edilmeye başlanmıştır.


İmalat

Japon kılıçları ve diğer sivri uçlu silahlar, Çin yöntemi olan metalin tekrar tekrar ısıtılması, katlanması ve dövülmesi ile yapılır. Bu uygulama, erime esnasında düşük ısının verdiği kazançtan faydalanmadan eritilen karışık metallerin aynı anda kullanımı ile popüler hâle gelmiştir. Bunun tersine ve kılıçlardaki karbon içeriğini (bazı kılıçlara karakteristik bir katlanma deseni verir) homojenize etmek amacıyla, katlama geliştirilmiş ve işçilik hassasiyetine rağmen çok etkili olduğu keşfedilmiştir.

Katananın tipik kıvrımı farklı daldırma yöntemlerinden kaynaklanır. Kılıcın arka kısmı, kılıç daldırıldığında uç kısmına göre daha yavaş soğumasını sağlayan yalıtım özelliğine sahip kille kaplıdır. Bu, esnek ve hâlâ keskin uca sahip olmasına imkân veren sert-martensit uç ve yumuşak-perlit arka kısımdan oluşan bir kılıç üretilmesini sağlar.

Kılıcın uç kısmının arka kısmına göre soğurken daha az büzülmesine sebep olan bu işlem, kılıca kıvrımını verirken demirciye yardımcı olur.

Katana ve vakizaşinin aynı şekilde yapıldığı sanılsa da çoğu zaman farklı şekilde dövülürler, farklı kılıç kalınlığına sahiptirler ve niku oranlarında farklılıklar vardır. Vakizaşi sadece kısa katana değildir, çoğunlukla katanada nadiren görülen hira-zukuri ya da diğer benzer yöntemlerle dövülür.

Bir bilgiye göre, dayişolar (kılıç çifti) her zaman birlikte dövülmezdi. Eğer bir samurayın dayişo almaya maddi imkânı yetiyorsa, bu genellikle benzer iki kılıçtan oluşan bir sayişo olurdu. Bazen de farklı demircilerin elinden çıkmış ve farklı stillerde yapılmış sayişo kullanılırdı. Bir çift kılıç içeren dayişo aynı demirci tarafından yapılmış olsa da her zaman birlikte dövülmez ya da bir kalıptan çıkmazdı. Çift yapılmış iki kılıçtan oluşan “gerçek” dayişo, çift olarak kalıplanmıştır, birlikte takılır ve aynı kişiye ait olur. Bundan dolayı nadirdir ve özellikle orijinal kalıbını koruyorsa çok değerli kabul edilir. Bunlar, çift olarak üretilmiş olsa bile, sonraki kalıplara göre daha değerlidir.

Japon kılıçları günümüzde oldukça zor bulunur. Yine de güvenilir kaynaklardan ve oldukça yüksek fiyatlara gerçek antikalar bulmak mümkündür. Modern katana ve vakizaşiler günümüzde, hâlâ bu ustalık gerektiren silahları yapmaya çalışan birkaç lisanslı pratisyen tarafından yapılmaktadır. II. Dünya Savaşından kalma Tip 98 katanalarının çoğunluğu da eski versiyonları gibi günümüzde yok olmuştur.

Üretim işlemleri alt bölümlerde detaylı anlatılmıştır.


Bileşim

Geleneksel Japon çeliği, kılıç yapımı için en iyi çeliklerden biri kabul edilir ancak gerçek sebebi gösterişli olmasıdır. Çağdaş batı çeliği ve modern çelikler saflık ve sağlamlık konusunda daha üstündür. Çeliğin bileşimi ustaya ve çelik cevherine göre değişim gösterir.

Kılıçta kullanılan çeliğin bileşimi (II. Dünya Savaşı Dönemi):

İçerdiği elementlerin % miktarı:
Demir 98.12 ila 95.22
Karbon 3.00 ila 0.10
Bakır 1.54
Manganez 0.11
Volfram 0.05
Molibden 0.04
Titanyum 0.02
Silikon Değişen miktarlarda
Diğer Az miktarda

Karbon miktarının yüksek olması bıçağa sağlamlık katarken, silikon esnekliği ve dayanma gücünü artırır.


Yapılışı

thumb|Kılıç ustası Muneçika (10. yy. sonları), tilki ruhun yardımıyla “Küçük tilki” (ko-kitsune-maru) isimli kılıcı döverken. Ogata Gekko (1859-1920), 1873.
thumb|Edo dönemi kılıç imalatı betimlemeleri
thumb|
Japon kılıcının dövülmesi saatler ya da günler alan ve kutsal sanat olarak görülen bir işlemdir. Tek bir zanaatkâr işinden ziyade, karmaşık hünerler gerektiren farklı sanatçıların yer aldığı bir süreçtir. Bu süreçte; kaba şekli döken bir demirci, katlama işini yapan genellikle ikinci bir demirci (çırak), uzman bir parlatıcı ve hatta kenar için ayrı bir uzman yer alırdı. Genellikle kın, kabza ve el siperi (suba) uzmanları da işin içine dahil olurdu.
İmalat aşamasının en ünlü kısmı çeliğin katlanmasıdır. Çelik defalarca katlanır, bükülür ve çekiçle düzleştirilirdi. Bu işlemler aşağıdakileri sağlar:

  • Metal içerisindeki hava kabarcıklarını yok eder.
  • Metalin bütünleşmesini sağlar, karbon gibi elementlerin yayılmasını sağlayarak efektif dayanıklılığı artırır ve potansiyel zayıf noktaları azaltır.
  • Oluşturulan katlarda, devamlı olarak yüzeye dekarbonize işlemi uygulanıp üst kısmı bıçağın içine geçirerek bıçağın eşsiz ve güzel damarlı yüzeyi elde edilir. Genel inanışın aksine katlı yapının, çeliğin mekanik özelliklerini artırdığı tamamen yanlıştır. Katlar kaynak noktası gibi etki ederek sadece kılıcın bütünlüğünü zayıflatır.
  • Saf olmayan maddeleri yakarak Japon çeliğinin düşük kalitesini artırır, kılıcı saflaştırır ve güçlendirir.

Genel inanışın aksine sürekli katlama “süper-güçlü” bir bıçak yaratmaz. Saf olmayan maddeler yakıldıktan ve karbon içerik homojen hale getirildikten sonra uygulanan katlama işlemi çok az fayda sağlar ve karbonun azar azar yanmasına neden olur. Sonuçta, kenarı daha az tutacak yumuşak bir çelik ortaya çıkar. Kat sayısı kılıçtan kılıca değişiklik gösterir. Bir düzine kattan daha azına nadir rastlanır ve iki düzineden çok kata sahip otantik kılıçlar tamamen meçhuldür. 12 katlı bir bıçak başlangıçta 4.000’den fazla tabakaya sahip olacaktır. 20 kat ise bir milyondan fazla tabakaya sahip bir bıçak oluşturacaktır. Bundan daha fazlası bıçağın moleküler yapısı nedeniyle gereksizdir. Hatta bu noktadan önce, daha fazla kat, daha iyi bir kılıç manasına gelmez. Karbonun kontrol edilmesinin bıçağın işlevselliği üzerinde büyük etkisi vardır. Böylece en iyi sonuçlar genellikle 8-10 kat ile elde edilir.

Genellikle kılıçlar, tahta kalastaki gibi damarlar (hada) görünecek şekilde imal edilirdi. Düz damarlara masame-hada, tahtaya benzer damarlara itame, budağa benzer damarlara mokume ve eşmerkezli dalgalı damarlara ayasugi-hada denilirdi. Üç normal damar (masame, itame ve mokume) arasındaki fark, ağacın büyüme yönüne kesit (mokume), açılı kesit (itame) ve damar boyunca kesit (masame) şeklindedir. En güçlü, güvenilir ve en yüksek kaliteye sahip kılıçlar Mino, özellikle de Magoroku Kanemoto geleneğine göre yapılanlardı. Bizen geleneği mokume üzerinde uzmanlaşmıştı. Yamato geleneğindeki bazı okullar ise güçlü savaşçıların silahları üzerinde uzmanlaşmış olarak bilinirdi.

Japon kılıcının en temel felsefesi tek bir keskin yüze sahip olmasıdır. Bu, bıçağın sırtının, keskin kenarı desteklemek için kullanılabileceği anlamına gelir ve Japonlar bu gerçeğin avantajlarını tüm yönleriyle kullanmıştır. Metal Avrupa metodunda soğutulmaz. Çeliğin esnekliği ve sağlamlığı ısı derecesine, ne kadar ısıtıldığına ve ne kadar sürede soğutulduğuna bağlı olarak değişir. Çelik yüksek bir sıcaklıktan hızlı bir şekilde soğutulursa daha sert ve kırılgan olan martensit hâlini alır. Daha düşük sıcaklıktan yavaş yavaş soğutulursa daha yumuşak ve esnek olan perlit halini alır. Soğumayı kontrol altına almak için kılıç ısıtılır ve yapışkan kil ile kaplanır. Kenar kısmındaki ince bir tabakanın hızlı ancak çeliği çatlatmayacak kadar da yavaş soğuması sağlanır (kılıcın kenarının son derece sert martensit olmasını sağlar). Kılıcın geri kalan kısmındaki kalın kil tabakası ise kılıcın yeteri kadar esnek olmasına izin veren daha yumuşak bir çelik için yavaş soğumayı sağlar (sırt ve orta kısmın perlit olmasını sağlar). Uygulama bittiğinde kılıç soğur ve doğru sertliğe sahip olur.

Zamanla Japonlar değişik tip çelikleri kılıcın değişik kısımlarında kullanmaya başlamıştır. Örnekler aşağıda gösterilmiştir:

700px

  • Maru: En ucuz imalat, nadiren tanto veya ko-vakizaşi imalatında kullanılırdı. Bu basit bıçakların sertliği yüzey boyunca farklılık göstermezdi.
  • Kobuse: Basit bıçak imalatı, ucuzluğu nedeniyle büyük askeri çatışmalardaki yüksek malzeme gereksiniminin maliyetini düşürmek amacıyla II. Dünya Savaşı’na kadar kullanıldı.
  • Honsanmayi: En genel imalat çeşididir. Bıçağın kenarları kabuk demir tarafından korunmaktadır. Bıçağın arka kısmının ayrıca sertleştirilmemiş olması sebebiyle kırılmaya karşı dayanıklıdır. Bazı eski bıçak örnekleri hâlâ dövüş izlerini taşır.
  • Şihozume: Honsanmayiyi andırır ama arka destek eklenmiştir. Sadece bıçağın arka kısmını sert demir korur. Oldukça ender rastlanan bir çeşittir.
  • Makuri: Sert çelik gövde ile çevrelenmiş demir iç çekirdekten oluşan basit bir tasarımdır. İki tip çelik kullanarak imal edilir. Biri diğerine göre daha fazla katlanır ya da daha az karbon içeriğe sahiptir. İki kısım da layıkıyla katlandığında “U” şeklinde bükülür ve yumuşak kısım sert parçanın içine yerleştirilir. Uzun kılıç şekline gelene kadar çekiçle dövülür. Bu işlem bittiğinde iki ayrı çelik parçası bir bütün haline gelir fakat sertlik farklılığını hâlâ korumaktadır.
  • Variha Tetsu: Esneklik sağlayan basit bir tasarım. İyi katana ve vakizaşilerin büyük çoğunluğu bu tiptedir.
  • Orikayeşi Sanmayi Honsanmayi metodunun basitçe geliştirilmiş hâlidir.
  • Gomayi: Sert demir çekirdeği kaplayan demir katmana sahip sıradışı bir tasarım çeşididir. Son olarak yüksek karbon çelik ile kaplanır.
  • Soşu Kitaye: 7 çeşit çelik alaşımı kullanılan sıradışı metodlardan birisidir. Bu imalat tekniği demirci Masamune tarafından kullanılır ve üstün iş olarak kabul edilirdi.


Anatomisi

200px|left
thumb|right|19. yy katana’nın kabzası (suka)
thumb|right|Katananın uç kısmı (Kissaki)
thumb|right|Emniyet (tanka)
Her bıçağın kendine özgü bir profili vardır. Bu görünüş yapımcısına, imalat yöntemine ve biraz da şansa bağlı olarak değişir. En belirgin fark bıçağın orta sırtında, şinogide görülür. Kılıç şinogiye doğru daralabilir, sonrasında keskin kısma doğru da daralabilir ya da şinogiye doğru genişleyip bıçak kısmında büzülebilir (ikizkenar yamuk şeklinde). Düz ya da daralan şinogiye şinogi-hikuşi denilirken, şişman görünümlü olanlara da şinogi-takuşi denilir.

Şinogi, bıçağın arka tarafına yakın olacak şekilde konumlanırıldığında uzun, keskin ve kırılgan bir kılıç tipi oluşur. Şinogi, bıçağın ortasına yakın olursa daha makul olacaktır.

Katana, diğer kılıçlardan farklı net bir uç şekline sahiptir. Uç kısmı uzun (ö-kissaki), orta (çü-kissaki), kısa (ko-kissaki) ve hatta geriye doğru çengel şeklinde (ikuri-ö-kissaki) olabilir. Uç kısmının kavisli (fukura-suku) ya da nispeten düz (fukura-kareru) oluşu ayrıca önem arz eder.

Kissaki ne keskiye, ne de batı bıçaklarının tanto ucu yorumuna benzer. Batı bıçaklarının, bilemesi kolay, düz, çizgisel bir eğimi vardır ve Japon kissakiye üstünkörü bir benzerlik taşır. Kissaki kıvrık bir profildedir, kenara doğru olan yüzey boyunca yumuşak, üç boyutlu bir kavise sahiptir – buna rağmen sınır çizgisi (yokote) nettir.

Bıçağın kabzaya denk gelen metal (nagako) kısmına mekugi –ana adı verilen bir delik açılır. Kabzada (suka) yer alan boşluk ile bu delik içerisine yerleştirilen bambudan yapılmış pin (meguki), bıçak kısmı ile kabzayı sabitlemek için kullanılır. Sukayı çıkartabilmek için öncelikle megukiyi çıkartmak gerekir. Ayrıca kılıcı imal eden ustanın imzası (mei), nagako üzerinde yer alır.


Süsleme

thumb|right|Vakizaşinin pırazvana kısmı (Nagako)

Bütün kılıçlarda süsleme mevcuttur ama pek azının görünmeyen kısımlarına süsleme yapılır. Kılıç soğuduktan ve kirden arındırıldıktan sonra çeşitli motifler ve oluklar işlenir. Kılıcın üzerindeki en önemli işaretlerden olan seri numarası, sonradan kabzanın altında kalacak olan pırazvana üzerine işlenir. Pırazvana asla temizlenmez, bu kısmı temizlemek kılıcın değerini yarıya indirir. Amaç, bıçak çeliğinin eskimesini görmektir. Yatay, yana yatık, kareli gibi çeşitli numaralandırma teknikleri kullanılır. Bu teknikler, içi-monji, kosuji-çigayi, suji-çigayi, o-suji-çigayi, katte-agari, şinogi-kiri-suji-çigayi, taka-no-ha ve gyaku-taka-no-ha olarak bilinir. Numarayı pırazvana boyunca çapraz işlemeye higaki denir. Eğer bıçak çok eski ise törpüleme yerine tıraşlama (sensuki) uygulanır. Süslemenin dışında, pürüzlü bir yüzey oluşturması sebebiyle kabza ve pırazvananın daha sıkı tutulmasını sağlarlar. Böylece pin (meguki) ikinci bir güvenlik sağlamış olur.
thumb|Soşu Ju Yasuharu tarafından imzalanmış katana, Muromaşi dönemi, (16.yy)
Kılıç üzerinde bulunan diğer işaretler estetik amaçlıdır. Kanji ile yazılmış ifadeler ve imzalar, tanrıları betimleyen oymalar, ejderhalar ve kabul edilebilir diğer varlıklara horimono adı verilir. Fazladan esneklik ve hafiflik sağlaması amacıyla açılan oluklara ise taçikaze adı verilir. Kılıç kuvvetle savrulduğunda ürkütücü ses çıkartan bu oluklar farklı biçimlerde olabilir; geniş (bo-hi), dar çift (futasuji-hi), geniş ve dar çift (bo-hi ni sure-hi), kısa (koşi-hi), kısa çift (gomabuşi), birleşik uçlu uzun çift (şobu-hi), düzensiz kesiklere sahip uzun çift (kuyiçigayi-hi), balta tarzı (naginata-hi). Genel inanışın aksine, bu oluklar düşmanın kanını daha fazla akıtmaya yaramaz.


Parlatma

thumb|Parlatma öncesi kissaki

Pürüzlü bıçak tamamlandığında, demirci bıçağı togişi adı verilen parlatıcıya verir. Parlatıcının görevi çeliği parlatmak ve bıçağı savaş için bilemektir. Bu, bıçağın her bir santimi için farklı taşlar ve azami dikkat gerektiren, saatler süren bir işlemdir. Eski cilacılar üç, yeni cilacılar ise yedi çeşit taş kullanırdı. Parlatma, neredeyse bıçak imalatından daha uzun sürer ve hüner gerektirir. İyi bir parlatma kılıcın daha iyi görünmesini sağlarken, kötü bir parlatma en iyi kılıçların bile gunto gibi görünmesine sebep olur. Hepsinden önemlisi, eğitimsiz bir parlatıcı kılıcın işlevine, tarihine, sanatsal ve maddi değerine kalıcı şekilde hasar verebilir, kılıcın geometrisini bozabilir ya da çeliğin çekirdek kısmına kadar yıpranmasına sebep olabilir.

Hadori ve saşikomi olarak adlandırılan iki genel parlatma çeşidi vardır. Hadori (son 100 yılda keşfedilmiştir), beyazlatılmış hamonu (sert kısım ile yumuşak kısmı ayıran desenli hat) içeren pürüzlü asıl hamon ve koyulaştırılmış gövdeyi takip eden beyazlatılmış hamonun göze çarpmasını sağlayan modern metoddur. Yüz güzelliğini ortaya çıkartan makyaja benzetilir. Saşikomi ise eski yöntemlere daha yakındır ve hamonun hatlarını belli etmek yerine asıl hamonun ayrıntılarını daha rahat açığa çıkarır ve hadori ile kıyaslandığında ortaya daha parlak bir sonuç çıkar.

Kılıçlar parlatmaya göre incelendiğinde;,kılıcın parlak yapısı ve hamon, kılıcın eşsiz doğasını gösterir. Her bıçak kendi hamonu ve hadasına (dövülme izleri) göre kıyaslandığında farklıdır. Kilin uygulama şekline bağlı olarak oluşan hamon, genel olarak demircinin kendi imzasının da ötesinde ve üstünde bir imza gibi kullanılırdı. Her demirci geleneğinin tercih ettiği yöntem diğerlerinden farklıydı. Hamon, düz, dalgalı veya zikzaklı olabilir ve amacı dışında olsa da bıçak hakkında önemli gerçekleri ortaya koyar. İyi bir parlatma, kenarın hangi dereceden, ne kadar sürede soğutulduğunu ve çeliğin karbon alaşımını gösterir. Bunu nayoyiyi ya da nayiyi baskın bir şekilde ortaya çıkartarak yapar.


Donanım

thumb|Edo dönemi ince işlemeli suba

Bu aşamada kılıç, kabza yapımcısına devredilir. Kabzaların yapısı, kullanılan parçalar ve sarma stiline göre dönemden döneme değişim gösterir ancak genellikle aynı temel mantığa dayanır. En belirgin parça suka adı verilen metal ya da tahta saptır. El siperliği (suba) ise küçük, yuvarlak bir metalden yapılır ve süslemelere sahiptir.

En son kısımda kaşira olarak bilinen bir topuz yer alır. Çapraz sargının altında menuki adı verilen bir süsleme bulunur. Bambudan yapılmış bir pim (meguki), suka ve pırazvana (nagako) üzerinde yer alan mekugiyana adı verilen deliğe takılır. Bu pim kılıcın kabzaya sabitlenmesini sağlar. Kılıcın tıngırdamasını engellemek için sap ile bıçak kısmının birleştiği noktaya habaki denilen bir kemer takılır.

Kılıcın kınını yapma görevi hiç de kolay değildir. Her ikisi de güç ve yorucu bir emek isteyen iki kın (saya) çeşidi mevcuttur. Biri, genellikle tahtadan yapılan ve dinlenme kabı olarak düşünülen ve muhafaza amaçlı kullanılan şira-saya, diğeri ise daha süslü ve savaş için tasarlanmış olan, kayışla obiden dışarı sarkacak şekilde bağlanarak Taçi-Koşiraye olarak kuşanılacak ise jindaçi-zukuri veya obinin içerisine yerleştirilmek suretiyle katana-koşirae olarak kuşanılacak ise buke-zukuri. 20.yy ordusunda kiyu-gunto, şin-gunto ve kayi-gunto gibi kuşanma şekilleri de mevcuttur ama bu alt sınıf kılıçlar genellikle toplu şekilde üretilmiştir ve pek az gerçek Japon kılıcı bu şekilde kuşanılır.


Teknik

Katana genel olarak, saplamaktan ziyade kesmek için tasarlanmış bir silahtır. Bu tarz silahlarla girişilen çatışmalarda fazla riske girmeden, rakibi en kısa ve etkili yoldan öldürmek esastır. Dolayısıyla darbeler kol ve bacak gibi uzuvlara değil, tümüyle gövdeye yönelir.

Dikey savurmalarda hedeflenecek bölge, esas olarak köprücük kemiği bölgesidir. Rakibe bu ölçüde yaklaşılamıyorsa göğüs kafesinde derin bir yarma hedeflenir. Yatay savurmalarda ise hedef, boyun ya da bel bölgesidir.

Yukarıdan aşağı darbelerde, uygun yapılmışsa köprücük kemiğinden bele kadar biçilmiş olunur, yatay darbelerde ise, yine uygun yapılmışsa vücut bel bölgesinden ikiye ayrılır. Kurban, ilk anda acı hissetmeyecektir, ilk birkaç saniye içinde vücuttaki kanın yaklaşık yarısı boşalacağı için bilincini yitirir.

Katananın sapının iki elle tutulması esastır. Eğer kişi sağ elini kullanıyorsa sağ el daha yukarıdan, sol el ise aşağıdan kavramalıdır. Katananın kabzasını kavramada esas kuvvet bu durumda sağ elde olmalı, sol el, hareketler arasındaki hızlı geçişi sağlamada kullanılmalıdır. Sol el, kabzayı her an bırakacakmış gibi gevşekçe sarmalıdır.

Eller arasındaki boşluk ve kavrama, kesmek veya bir silahı karşılamak için yapılacak manevraya izin verecek şekilde ayarlanır. Kesme sırasında birbirine daha yakın, karşılama -blok- hareketlerinde ise daha ayrık olmalıdır.

Buna rağmen katana tek elle de kullanılabilir. Bu durumda, her parmağın kılıcın kabzasına uyguladığı kuvvet farklı olmalıdır. Kabzayı en sıkı tutan küçük parmaktır. Yüzük parmağı kabzaya biraz daha az bir kuvvet uygular; orta parmak biraz daha az, işaret parmağı ise belli belirsiz kavramalıdır.

En kısa ve en güçsüz parmak olan serçe parmağının kavramada bu denli önemli rol üstlenmesi, uzun egzersizler gerektirir. Katana kullanım eğitimine başlamış bir kişinin, ilk birkaç hafta tüm günü mümkünse elde kılıçla geçirmesi uygun olur. Böylece kol sinirleri kılıcı iyice benimseyecektir, kılıç, kolun bir parçası olmalıdır.

Kılıcın keskinliğini denemek veya kesme tekniği üzerinde pratik yapmak için insan dahil çeşitli materyaller üzerinde test yapmaya tameşigiri adı verilir. Japon kılıçlarının çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, kılıç tekniğinin zaman geçtikçe değişim gösterdiği görülür.

Gerek tek elle, gerek çift elle kullanımda, birbirini izleyen hareketler arasında bir geçiş bölümü olur. Kılıcın ve vücudun pozisyonu, bir hareketten diğerine geçiş yapacaktır. Bu geçiş hareketlerinde kol eklemleri önemli bir pozisyon değişikliği yapmak zorundadır. Özellikle tek elle kullanımlarda, hızlı hareketin kaslarda hasara yol açmaması için -hareketin momentumunu karşılamak üzere ters yönde çalışacaklardır- tüm kolun, omuz ekleminden döndürülmesi uygun olur. Ancak, harekete başlandığı andan itibaren bilek ekleminin kilitlenmesi gerekir. Kılıcın kolla yaptığı açı hiçbir zaman 180 derece olmamalıdır, en uygun biçme hareketi daha kapalı bir bilek pozisyonunda, örneğin 160 derecelik bir açıda sağlanır. Bu açı, savurma hareketinin başından sonuna kadar sabit kalabilmelidir. Savurma hareketi omuz ekleminden yapılmalı, dirsek eklemi de aynı bilek eklemi gibi kilitlenmelidir. Ancak dirsek eklemi 180 derecelik açıda olmalıdır. Omuz eklemiyle yapılan hareket, bel kemiği eklemleri, kalça eklemleri (kalça kemiği ile uyluk kemiği arasındaki eklem), diz ve ayak bileği eklemleriyle desteklenmeli, kuvvetlendirilmelidir.

Belli dönemlerde kılıcın boyunun uzadığı ve at üzerinde kullanıldığı görülür. Aynı zamanda yaya askerler süvarilere eşlik eder ve daha kısa olan katate-uçi kuşanırlar. Bu, daha kısa boylu ve daha kısa saplı, sadece tek el ile kullanılmak üzere tasarlanmış bir katanadır. Aynı zamanda vakizaşi ve kodaçi olarak da bilinir.

Zamanla zırhlar ve düşmanlar değiştikçe kılıçlar da ağır profilden hafif profile doğru, dövüş sırasında farklı kullanım amaçlarına uygun olarak değişim göstermiştir. Ağır olan kılıçlar ağır, yavaş ve daha güçlü savaşlar için uygunken, hafif kılıçlar hız ve keskinlik için uygundur.

Kılıç çoğunlukla ok, mızrak ve olası uzun silahlardan sonra kullanılabilecek son silah olarak düşünülürdü. Buna rağmen Edo döneminde Japon samurayı dayişo kuşanmışken kullanacağı ilk silah katanaydı.


Yıpranma

700px|center

İmalattan veya yanlış uygulamadan kaynaklanan birçok hata mevcuttur.

  1. Karasunokuçi (からすのくち): Kılıcın ucundaki yırtık. Eğer yırtık kenara paralel ise sert ve yumuşak metal kısımlar ayrılıyor demektir. Eğer bıçağın yapısı çok zarar gördüyse kılıç kullanılmaz hâle gelmiştir.
  2. Şinaye (撓え): Ufak kıvrılma noktaları. Bükülmeden kaynaklanan metal yorgunluğunu gösterir. Bu yerler genellikle sertleştirilmemiş metal üzerinde bulunur ve kenara göre sağa yatıktır. Daha ziyade zararsızdır.
  3. Fukure (膨れ): Çeliğin dövülmesi sırasında oluşan çukurcuklar. Bu çukurcuklar cila ile açığa çıkar ve çirkin bir görünüme neden olur. Bıçağın kalitesi ve güzelliğini azaltır.
  4. Kirikomi (切り込み): Kılıcın sırtındaki çentik. Bu çentikler kılıç için zararlı değildir. İyi cilalama ile ortadan kaldırılabilir. Eski kılıçlarda savaş izi olan bu çentiklere rastlamak mümkündür.
  5. Umegane (埋め金): İmalat sırasında yapılan hatayı düzeltmek için yapılan müdahaleler sonucunda oluşur. Cilalama sonucunda çekirdek çeliğin ortaya çıkması sonucu da oluşabilir.
  6. Hagire (はぎれ): Hamon kısmında, meydana gelen kertik veya çatlak. Kertik şeklinde oluşan hagireyi teşhis etmek kolaydır ancak çatlak şeklinde oluşursa hem teşhis etmesi zordur hem de kılıç için hayati önem taşır.
  7. Hakobore (刃毀れ): Bıçağın kuvvetlendirilmiş kısmına kadar ulaşmayan ancak yırtılmaya sebep olabilecek silindirik kertik.
  8. Hajimi (はじみ): Bilemeden dolayı oluşan matlaşma. Bıçak parlaklığını kaybetmeye başlamıştır. Zararsızdır ancak bıçağın eskidiğinin işaretidir.
  9. Nayoyi Gire (匂切れ): Keskin kısmın kuvvetlendirme işlemine tabi tutulmasına rağmen sert kısım ile yumuşak kısmı ayıran çizginin standartlar dışında olması. İyi bir bileyici bu hatayı ortadan kaldırabilir. Ne var ki, sertleştirme çizgisinin devamlılık arz etmemesi, keskin yüzün yeterli sertlikte olmaması gibi ciddi bir hatanın göstergesi de olabilir.
  10. Mizukage (水影): Genellikle yenileme ya da kuvvetlendirme sonucunda bıçağın keskin yüzünde oluşan kararmadır.
  11. Şintetsu (しんてつ): Parlatılmış yüzey altındaki ara katman olan çelik mantonun görünür olması. Kılıcın dayanıklılığını kaybettiği manasına gelir.
  12. Sukare (疲れ) (Resimde gösterilmemiştir): Sık bileme sonucunda keskin yüzün incelmesi. Bıçak kullanılıp bilendikçe çelik kaybeder. Bileme işleminin sadece keskin yüze uygulanması bıçağın kalınlığının korunmasını sağlar. Sukare kelimesi, “metal yorulması” şeklinde tercüme edilebilir.


Avrupa kılıçlarıyla kıyaslama

Katanaların Avrupadaki kılıçlara göre çok üstün olduğu genel ve yaygın bir inanıştır. Bu inanış FRP oyunlarında ve birçok filmde sıkça gündeme getirilmiştir. Fakat bu iddialar, çoğunlukla Avrupa kılıçlarının rolü ve üretim şekli hakkındaki yanlış anlamalardan ve en kötüleriyle kıyaslama yapılmasından kaynaklanır.

Japonya demir açısından fakir bir ülke olduğu için kılıç yapmak pahalı bir girişimdi. Kaynaklar kısıtlıydı ve bir kılıcı gücünün yettiği malzemeyle yapmak demircinin bu işe ilgisine bağlıydı. Avrupa’da da üstün kılıç ustaları vardı, İspanya Toledo’da yapılan çelik kılıçlar, Japonya dışında yapılan efsanevi kalitedeki kılıçlara bir örnektir. Fakat demirin kolay bulunabilir olması, yüksek sayıda kaliteli silahın ucuza mal edilmesini sağlamıştır. Avrupalılar, pahalı ve ucuz kılıçlar arasında seçim yapma şansına sahipken, Japonlar pahalı kılıçlar ya da daha az pahalı kılıçlar ve kılıç üretmemek arasında seçim yapmak zorundaydı.

Japon kılıçlarının katlanması, tüm kılıcın değerlenmesini sağlamakla kalmaz, kalitesi düşük demire sahip olan bir ülkede demirin içindeki fazlalıkların ayrılarak kılıç yapılmasını mümkün kılar. Eğer başlamak için daha iyi demiriniz ya da metali eritme imkânınız varsa buna gerek yoktur. Üretim esnasındaki dövme metodu sayesinde katana, çok sert martensit bir uç kısım ile yumuşak fakat esnek perlit bir orta kısım ve gövdeye kavuşur. Düz kenarlı bir kılıçta olmayan fevkalade çarpışma direncine ve keskinliğe sahip olmasını sağlar. Geleneksel olarak üretilmiş bir katananın 9 mm çapındaki bir silahla karşı karşıya kaldığında zarar görmeden etkiyi karşılayabildiği görülmüştür. Kurşun ikiye bölünmekte ve katana 50 kalibrelik ağır makineli silahtan çıkan 7 direkt vuruşa parçalanmadan dayanmaktadır. Ayrıca, silahla ateş edilmeden önce demir kesme makinesine karşı da kesilemez olduğunu kanıtlamıştır. Bu başarılar, kılıcın sert fakat esnek olan martensit/perlit yapısından kaynaklanır. [1]

Avrupa teknolojisinin, Japon demircilerin gizemli doğasının önünü kesecek önemli mesafe katettiği düşünülür. Avrupalılar, şekilli kılıçlar yerine daha kaliteli ama yapılması daha çabuk ve kolay olan katı demir çubuklardan kılıçlar üretmiştir. Avrupadaki metalcilik demircileri düz uçlu ve pala gibi eğimli kılıçlar yapmaya teşvik ederken, benzer sebeplerden Japonlar, antik Ken tarzı modelleri bırakıp kıvrık kılıçlar yapmaya başlamıştır.

Bazı Avrupa kılıçları farklı dövüş şekilleri için tasarlanmıştır. Keskinliği katanayı mükemmel kesici bir silah yapar fakat diğer uluslarca kesmek için yapılan modellerin de aşağı kalır yanı yoktur. Katana, bugün şinkendo ustaları kask kesme töreni düzenlese de, savaş sırasında bir zırhı delebilecek etkiye sahip değildir.

Bu hafiflikteki belli başlı Avrupa kılıçları, kulllanım gereklerine göre üreticilerinin düşündüğü limitlerin altında kullanılmaktadır. Maruz kaldıkları koşullar tanımlanmazsa karşılaştırma yapmak manasız olur. Avrupa kılıçları, Japon kılıçlarının dayanamayacağı bazı gerilmelere dayanma gücü veren daha fazla yanal esnekliğe sahiptir. Katanalarda ise Avrupa kılıçlarının dayanamayacağı bazı darbelere dayanmasına imkan veren yüksek bir çarpışma direnci vardır.

Kılıç tarihinin başlangıcından beri, ortaçağ ve rönesans döneminden 20. yüzyıla kadar birçok Avrupa kılıç tipi, Japon dövüş modelleri ile benzer şekilde hafif-zırhlı ve zırhsız piyadelerle savaşmak için yapılmıştır. Ağırlık farkları çok abartılmıştır. Hem uzun kılıçlar hem de katanalar 1,0 ve 1,5 kilogram (2-3 pound) arasında değişen tipik ağırlığa sahiptir.

Avrupa kılıçları, aynı amaçla kullanılan Japon kılıçlarına göre daha uzundur. En uzun katana, yaklaşık, tek elle kullanılmak için tasarlanan bir Avrupa kılıcı uzunluğundadır. Tek elle tutulan Avrupa kılıcı, dövüşün niteliğini tamamen değiştiren bir kalkan ile birlikte kullanılmasına rağmen bir vakizaşi’ye yakın uzunluktadır. Uzun Avrupa kılıcı ya da yarım kılıç, odaçi olarak sınıflandırılabilir, fakat kullanımda katana ya da taçiye daha benzerdir. Daha çok odaçi gibi kullanılan büyük Avrupa kılıçları ile, sadece birkaç odaçi ile karşılaştırılabilecek boyuttadır.


Kullanılan terimler ve anlamları

Terminoloji için Japon Kılıcı Terminolojisi maddesine göz atın.


Ünlü katana ustaları

  • Amakuni
  • Muneçika
  • Rayi Kunitoşi
  • Rayi Kunimitsu
  • Soşu Masamune
  • Soşu Sadamune
  • Sengo Muramasa
  • Inoyu Şinkayi
  • Nagasone Kotetsu
  • Gassan Sadakazu
  • Yosozymon Sukesada
  • Yamato Kaniyuji
  • Bizen Saburo Kunimune
  • Eçhu Norişige
  • Go Yoşihiro
  • Magoroku Kanemoto
  • Kasama Ikkansayi Şigetsugu
  • Kiyomaro
  • Umetada Miyoju
  • Yoşindo & Şoji Yoşihara


Katana üstadları

  • Aşikaga Yoşiteru
  • Sukahara Bokuden
  • Ayizasa Ayinayo
  • Miyamoto Musaşi
  • Sasaki Kojiro
  • Okita Soji
  • Sayito Hajime
  • Hattori Hanzo
  • Sayigo Takamori
  • Toşiro Mifune - oyuncu
  • NKHC
  • Kavakami Gensayi


Ayrıca bakınız

  • Japon Kılıcı Terminolojisi
  • Taçi
  • Vakizaşi
  • Tanto
  • Samuray


Kaynakça

  • İngilizce Wikipedia ve Almanca Wikipedia ‘dan derlenmiştir.
  • Kapp, Leon (1987). The Craft of the Japanese Sword. Kodansha Intl. Ltd..
  • Perrin, Noel (1979). Giving Up the Gun: Japan’s Reversion to the Sword, 1543-1879. Boston: David R. Godine.
  • Robinson, H. Russell (1969). Japanese Arms and Armor. New York: Crown Publishers Inc..
  • Sinclaire, Clive. Samurai: The Weapons and Spirit of the Japanese Warrior.
  • Yumoto, John M (1958). The Samurai Sword: A Handbook. Boston: Tuttle Publishing.
  • Leon und Hiroko Kapp, Yoshindo Yoshihara: Japanische Schwertschmiedekunst. Ordonnanz-Verlag 1996 (dt.). ISBN 3-931-425-01-0 (Übersetzung des folgenden)
  • Leon and Hiroko Kapp, Yoshindo Yoshihara: The Craft Of The Japanese Sword Kodansha International, Tokyo 1987 (englisch). ISBN 0-87011-798-X
  • Lydia Icke-Schwalbe: Das Schwert des Samurai – Exponate aus den Völkerkundemuseen Dresden und Leipzig. Brandenburgisches Verlagshaus, Berlin 1977, 1990. ISBN 3-327-00735-7
  • Kanzan Sato: The Japanese Sword – A Comprehensive Guide. Kodansha International, Tokyo 1983, 121997 (englisch). ISBN 4-7700-1055-9
  • W. M. Hawley: Laminating Techniques in Japanese Swords. o.O. 1975. ISBN 0910704546
  • Nagayama, Kokan (1997). The Connoisseur’s Book of Japanese Swords. Kodansha International, 21. ISBN 4-7700-2071-6.
  • Perrin, Noel. Giving Up the Gun: Japan’s Reversion to the Sword, 1543-1879. Boston: David R. Godine, 1979.
  • Sword Robbers Strike Third Shop. IC Coventry.
  • Nagayama, Kokan (1997). The Connoisseur’s Book of Japanese Swords. Kodansha International, 217. ISBN 4-7700-2071-6.
  • Irvine, Gregory (2000). The Japanese Sword: The Soul of the Samurai. London: V&A Publications.
  • http://www.schielhau.org/Meyer.title.html

<references/>

Haberdar - Archie Shepp

Posted on April 18th, 2007 in Uncategorized by admin

right|200px
Archie Shepp ABD’li bir caz saksofoncudur.

Shepp 24 Mayıs, 1937 tarihinde Fort Lauderdale, Florida’da dünyaya gelmiş ancak Philadelphia, Pennsylvania’da büyümüş ve tenor saksofona odaklanmadan önce orada piyano, klarinet ve alto saksofon çalışmıştır (zaman zaman soprano saksofon da çalmaktadır).

Shepp en çok altmışlardaki tutkulu Afrikamerkezci müzikal fikirleri ile tanınmaktadır ve Afrika kökenli insanların karşılaştıkları haksızlıkları vurgulamıştır. Aynı zamanda New York Contemporary Five ve Cecil Taylor, John Coltrane gibi çağdaşlarının bulunduğu “New Thing” ile ortak çalışmalarından ötürü isim yapmıştır.

Contents


Hayatı ve kariyeri


Erken dönem kariyeri ve Cecil Taylor

Shepp Goddard College’de 1955 yılından 1959′a dek drama çalışmış ancak New York’a taşınmasından sonra yeterli rol bulamaması üzerine profesyonel olarak müziğe dönmüştür. Avantgard piyanist Cecil Taylor’ın orkestrasına katılmadan önce kısa bir süre bir Latin caz orkestrasında çalmıştır. Piyanist Taylor o dönemde çok egzantrik Thelonious Monk etkili bir oluşumdan çıkıp 1960lar avantgardının en önemli ve sıradışı ismi olma yolunda ilerliyordu. Shepp Air, The World of Cecil Taylor ve Cell Walk for Celeste gibi Taylor’ı tanımlan en önemli albümlerde çalmıştır.


John Coltrane

Shepp’in kendi isminde yaptığı ilk kayıtlar New York Contemporary Five orkestrası ile olmuştur ve bu orkestrada Don Cherry de vardı. John Coltrane’in hayranlığı ona Impulse! kayıtlarının da yolunu açmıştır ve bunlardan ilki 1964 yılında çıkan Four for Trane albümü idi. Bu albüm Coltrane bestelerinden oluşuyordu ve ona tromboncu Roswell Rudd, basçı Reggie Workman ve alto saksofoncu John Tchicai eşlik etmişti. Giant Steps albümü Coltrane’in en meşhur albümlerinden biri idi ve bu yeni sürümlerin koleksiyonu da cazın olduğu yerde donup kalmadığının bir göstergesi idi. Coltrane, Shepp ve diğerleri bu müziği tekrar bir adım öteye taşıyordu.

Shepp, Coltrane’in 1965 başlarındaki A Love Supreme kayıtlarında da yer almıştır ama nihai plakta onun çaldıkları yoktur (bunlar daha sonra, 2002′de yeniden çıkartılan albümde bulunmaktadır). Ancak Shepp yine 1965 yılında, Tchichai ve Four for Trane kayıtlarında bulunan diğerleri ile çok etkili ve aşırı avantgard Ascension albümünde Coltrane’in yanında yer aldığını göstermiş ve ikilinin 1965 sonlarına doğru çıkan New Thing at Newport albümleri (plağın bir yüzünde Coltrane, diğerinde Shepp’in kayıtları vardır) avantgard müzik dünyasında bu isimleri ölümsüzleştirmiştir. Her ne kadar bazı müzik eleştirmenleri tarafından Coltrane etkisinde kalmakla itham edilmiş olsa da, bu durum o yıllarda yıldızlığa oynayan hemen her saksofuncu için öne sürülen bir şeydi (mesela özellikle de Wayne Shorter için).


Fire Music

1965 yılında aynı zamanda Fire Music (Ateş Müziği) diye bir plak da çıkaran Shepp, Afrikamerkezcilik ile ilgili politik bilinçlenmesinin ilk sinyallerini vermeye başlamıştı: Malcolm X için bir ağıt içeren bu albümün başlığı da bir Afrika müzik geleneğine dayanıyor, aynı zamanda tüm bu projenin ne kadar tutkulu olduğuna da işaret ediyordu. Albüm Shepp’in cazın sınırlarını zorlamakla birlikte yer yer geleneksel bebop türüne bağlı kaldığının da göstergesi idi çünkü “Prelude To A Kiss” ve “The Girl From Ipanema” gibi standartlar çok çeşitli tempolarda ve nefesli sazların geçişleri ile çalınmıştı.


The Magic Of Ju-Ju

1967′deki The Magic Of Ju-Ju albümü de ismini bir Afrika müzik geleneğinden almaktadır ve bu albümdeki müzik doğrudan Afrika tarzından beslenmektedir, yoğun bir Afrikalı perküsyon grubu yer almıştır. O dönemdeki pek çok Afrikalı-Amerikalı cazcı Afrikamerkezcilikten ve Afrika kıtasının müzikal geleneklerinden haberdar olmaya başlamıştı. Archie Shepp, Pharoah Sanders ile birlikte bu akımın başını çekiyordu. The Magic of Ju-Ju albümü gelecekteki birkaç yıl için Shepp’in ’sound’unu belirlemişti.


70ler ve sonrası

Shepp bir sonraki dönemde farklı şeyler denemeye devam etti, zaman zaman topluluklarında armonikacılar ve şairlerle çalıştı. Bu dönemde, 1972′de gerçekleştirdiği Attica Blues ve The Cry Of My People siyah özgürlük konusundaki en sert ifadelerini içerir. Attica Blues, Attica Hapishanesi ayaklanmasına cevabıdır.

Shepp’in kariyeri, 1970lerin sonlarında ve daha sonra eski bölgelerle yeni bölgeler arasında zigzag çizmekle geçti. Bir yandan Afrika kökenli müzikleri keşfetmeye devam ederken bir yandan da blueslar, baladlar kaydetti. Horace Parlan ile 1977 yılında kaydettiği Goin’ Home ve Charlie Parker ile Sydney Bechet gibi önemli isimlerin anısına gerçekleştirdiği kayıtlar ve R&B bağlamında yaptıkları bunlara örnek gösterilebilir; ayrıca Jasper Van’t Hof ve Dresch Mihály Avrupalı sanatçılarla da pek çok kayıt gerçekleştirdi. 1990ların başından beri Fransız trompetçi Eric Le Lann ile sık sık çalmaktadır ve bu sanatçı ile 1995 yılında Live in Paris isimli bir albüm kaydetmiştir.


Diğer alanlar

Shepp kariyeri boyunca çeşitli zamanlarda ilk aşkına yani oyunculuğa da döndü, eserleri arasında The Communist (1965) ve Lady Day: A Musical Tragedy (1972) de vardır.

1970lerden 2000lere dek University of Massachusetts, Amherst’te Afrika-Amerika Çalışmaları bölümünde profesörlük yapan Shepp müzik ve müzik tarihi eğitimleri vermiştir. Shepp 1970lerin başlarında da benzer görevi Buffalo’daki SUNY üniversitesinde üstlenmiştir.

1981 yılında çekilen Imagine the Sound belgeselinde müziği ve şiirleri hakkında bilgi vererek ve müziğini icra ederek yer almıştır.

Shepp aynı zamanda 1984 yılında Sun Ra hakkında hazırlanmış bir Fransız belgeselinde yer almış ve kendisi ile bu gizemli caz efsanesi hakkında röportaj yapılmıştır. Filmde Shepp’in Sun Ra’nın Arkestra’sı ile çaldığı bölüm de vardır.


Önemli Kayıtları

  • Four for Trane - (1964) Impulse Records
  • Fire Music - (1965) Impulse Records
  • On This Night (1965) w Bobby Hutcherson on vibes
  • The Magic of Ju-Ju (1967)
  • The Way Ahead (1968) - Impulse Records
  • Kwanza - (1968-69)
  • Attica Blues (1972) - Verve Records
  • The Cry of My People (1972) - Impulse Records
  • Archie Shepp and Horace Parlan - Goin’ Home (1977) -
  • Archie Shepp and Dollar Brand Duet - (1978) -
  • Blue Ballads - (1995) - With John Hicks (piano), George Mraz (bass) and Billy Drammond (drums).
  • Archie Shepp and Roswell Rudd Live in New York (2001) - reunion concert


Harici bağlantılar

  • http://www.archieshepp.com Resmi Web Sayfası
  • Detaylı bilgi

MPEG - KMPlayer

Posted on April 16th, 2007 in Uncategorized by admin

KMPlayer, Çok geniş özelliklere sahip olan, Windows alt tabanlı işletim sistemlerinde çalışabilen bir Ortam oynatıcı’dır. VCD, DVD, AVI, MPEG-1/2/4, WMV, RealMedia, ve QuickTime formatlarını desteklemektedir. Video’larda Alt yazıları gösterme ve Görüntü alabilme özellikleri de mevcut. Tamamen özelleştirilebilen ve Kişiselleştirilebilen bir Yapısı olan KMPlayer, Desteklediği Formatları istenilen hızda veya yavaşlıkta oynatabiliyor. Güncel Stabil sürümü 2.9.3.1214′dür.


Dış bağlantılar

  • KMPlayer Forumları
  • KMPlayer güncel Stabil sürümü (2.9.3.1214)
  • KMPlayer güncel sürümleri

MPEG-3 - K3b

Posted on April 12th, 2007 in Uncategorized by admin

K3b KDE çalıştırabilen Unix benzeri işletim sistemleri (örn. GNU/Linux) için CD/DVD yönetim yazılımıdır.


Özellikleri

  • CD/DVD oluştururken işleri kolaylaştıran bir arabirim sunar.
  • Doğrudan diskten-diske kopyalama yapabilir.
  • Deneyimli kullanıcılar tarafından düzenlenerek yüksek başarım elde edilebilir.
  • MPEG dosyalarından VCD/DVD oluşturabilir.
  • CD-RW silebilir.
  • Çift katman DVD yazabilir.


İşleyiş

K3b cd/dvd yazımında; cdrecord, cdrdao ve growisofs gibi komut satırı yazılımlarını kullanır.

MPEG dosyalarından VCD/DVD oluştururken GNU VCDImager kullanılır.


Harici Bağlantılar

  • K3b sitesi
  • Türkçe K3b pardus wikisi
  • Türkçe K3b kullanım klavuzu

Formatlar - SACD

Posted on April 10th, 2007 in Uncategorized by admin

right|200px|thumb|Resmi SACD Logosu
SACD, (Super Audio Compact Disc), Sony ve Philips konsorsiyumu tarafından geliştirilmiş dijital ortam. Açılımı “Süper Ses Birleşik Diski” dir. Yüksek kalitede (High-Fidelity) ses depolama ortamıdır. Halk arasında Süper CD ya da Yüksek Yoğunluklu CD olarak da bilinir. Müzik dinleyicilerinin artan isteklerine CD ile karşılık verilememesinin ardından ortaya çıkmıştır. 1999 yılında piyasaya sürülmüştür. Standart bir CD’den daha fazla kapasiteye sahiptir, 4.7 GB. DSD kayıt teknolojisi kullanılarak kaydedilmektedir. Ki bu kayıt teknolojisi de, gene aynı konsorsiyum tarafından geliştirilmiştir. CD’den kapasite farkının yanısıra çok kanallı müzik kaydına izin vermesi en önemli farkıdır. Özel cihazlar tarafından okunabilmektedir.SACD, CDDA ve DVD-A’dan farklı olarak PCM (Pulse Code Modulation) yerine DSD (Direct Stream Digital) olarak da bilinen, DSM’yi (Delta-Sigma Modulation) kullanır. DSM’nin örnekleme frekansı 2.8224 mHz dir.

2-Kanal (stereo), 4-kanal (quad) ve 5.1-kanal (surround) ses içerir.
DVD-A, DualDisc ve SACD arasındaki rekabette, SACD biraz daha öne çıkmıştır. Bu formatlar arasında en çok SACD odyofiller tarafından ilgi görmüştür.

Contents


Çeşitleri

3 çeşittir;

  • Hybrid: CD Audio Standard ını (Red Book) destekleyen bir CDDA katmanı ve 4.7gb lık HD (High Definition) SACD katmanı içerir. Hem SACD hem de CD çalarlarda kullanılabilir.
  • Single Layer: Fiziksel olarak DVD ile aynıdır. Sadece HD katmanı, yani 4.7gb lık SACD katmanını içerir. Sadece SACD çalarlarda dinlenebilir. Genellikle Sony Music Entertainment. tarafından kullanılır.
  • Dual Layer: Fiziksel Olarak DL/DVD (çift taraflı DVD) ile aynıdır. Her yüzde sadece 4.7gb lık SACD katmanı bulunur. Sadece SACD çalarlarda dinlenebilir.


DSD

DSD (Direct Stream Digital) ile 1-bit, 2.8224 mHz örnekleme yapılabilmektedir. Bu da, maksimum çıkış gücünü (dynamic range) 120dB ve frekans aralığını 100 kHz e kadar çıkarmaktadır. (Bir çok High-Fidelity ve High-End cihazın üst limiti 80-90 kHz dir.)


Kopya Koruması

SACD birçok koruma yöntemi kullanmasına rağmen genellikle DTCP (Digital Transmission Content Protection) sistemini kullanır.

Sadece hybrid SACD lerin CDDA katmanı bilgisayarda CD-ROM veya DVD-ROM ile dinlenebilir. Yani MP3 veya kopyaladığınız CD, CD kalitesinin ötesine geçemeyecektir. Bir SACD çalardan line-out ile kopya almanız durumunda ise yine seste kayıp yaşanacaktır. Sonuçta SACD kopyası şu an için CD kalitesinden öteye geçememekte.


Kaynak

  • Sony SACD
  • Audio Engineering Society SACD

Ses frekanslarını da depolayarak - MP3

Posted on April 8th, 2007 in Uncategorized by admin

MP3 (okunuşu me-pe-üç), açılımı MPEG-1 Audio Layer III (Film Uzmanlar Grubu Ses Katmanı 3) olan sıkıştırılmış ses biçimi ve bu biçimde kaydedilen seslere verilen ad. Fraunhofer-Institute tarafından geliştirilmiştir. Sayısal hale getirilmiş sesler üzerinden insan kulağının duyamayacağı frekansların silinmesi yöntemine dayanır. Ses kalitesinde kayıp olmadan 1:12 oranına kadar sıkıştırmaya imkân tanır.

MP3, MPEG-3 ile karıştırılmamalıdır. MPEG-x standartları MPEG grubu tarafından belirlenen, hem ses, hem de görüntüyle ilgili standartlardır. + MP3, MPEG-3

MP3 kelimesi, MPEG Layer 3′ün kısaltmasından oluşmuştur. (MPEG=Motion Pictures Experts Group). Yepyeni bir müzik formatıdır. Sıkıştırma algoritmaları geliştirilmeden önce bilgisayarlarda ses örnekleri wav, pcm, voc, au, snd gibi formatlarda saklanırdı. Bu formatlar sesi depolarken insan kulağının duyamayacağı ses frekanslarını da depolayarak dosyanın şişmesine yol açarlar. Bu formatlarda CD kalitesinde 3-5 dakikalık bir ses kaydının saklanabilmesi için 50 ila 70 megabayt arasında bir sabit disk alanı gerekmektedir.
MP3 sıkıştırma formatı tüm basitliğiyle internette yaygınlaşmaya başladığında kimse sonradan olacaklardan haberdar değildi. Başlangıçta CD kalitesinde müzik dosyalarının sabit disklerde eskiye nazaran 16′da 1 oranında sıkıştırılarak daha az yer kaplar hale getirmesiyle yaygınlaştı. Tüm internet kullanıcıları kendi evlerinde ve ofislerinde bu sıkıştırma algoritmasını kullanan sıkıştırıcı yazılımlar kullanarak CD’lerini, kasetlerini MP3 formatına dönüştürdü.


Ayrıca Bakınız

  • DivX
  • Winamp
  • Ogg Vorbis

Sesi depolarken - Bayrak Radyo Televizyon Kurumu

Posted on April 7th, 2007 in Uncategorized by admin

frame|BRT|right|200px
Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRT), KKTC Hükümeti’ne ait televizyon kanalıdır. Haber,müzik programı,köyleri tanıtım amaçlı programları yayınlamaktadır. BRT’nin ilk yayin hayatı 1963 yılında bir garajdan 2 mücahit tarafından radyo yayını olarak kurulmuştur. İlk yayın sözü ise ‘Bayrak,Bayrak,Bayrak’ diye verilmişti. BRT,Bayrak Radyo Televizyon Kurumu olarak adlandırılmıştır.

Özel radyo ve televizyonların kurulmaya başladığı 1996 yılına kadar KKTC’nin tek yayın kurumu olan BRTK’nın temelleri 1960′lı yıllara dek uzanmaktadır. 1960 - 1963 yılları arasında Kıbrıs adasının tek yayın kurumu olan CBS (Kıbrıs Yayın Kurumu), 1960 Kıbrıs Anayasası gereğince %70 Kıbrıslı Rumlardan, %30 da Kıbrıslı Türklerden oluşuyordu. 1963′te başlayan ve adayı 1974 Kıbrıs Harekâtı’na götürecek çatışmalar yüzünden Türkler CBS’ten ayrıldı. Ülkenin yegâne yayın kurumunda herhangi bir şekilde temsil edilmeyen Türkler, bu ihtiyaçları nedeniyle 1964′te 6 adet radyo istasyonu kurarak yayına soktular. Bayrak Radyosu, Canbulat Radyosu, Lefke Sancak Radyosu, Gazi Bafın Sesi Radyosu, Larnaka Doğanın Sesi Radyosu ve Limasol Radyosu adı verilen bu 6 kanal “Sancak Radyoları” ortak adıyla anılıyorlardı. 1983′te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Bayrak Radyosu dışındaki 5 radyo kapatıldı. Bayrak Radyosu’nun da ismi değiştiridi ve “Bayrak Radyo Televizyon Kurumu” adıyla kamu hizmetine sokuldu.

1996 yılında ilk özel radyo kanalı First FM ve ilk özel TV kanalı Tempo TV’nin kurulmaları sonucu teklik özelliğini yitiren BRTK; hâlen ülkedeki 5 TV kanalından ikisini, 24 radyo kanalından da 5′ini bünyesinde bulundurmaktadır.

DivX Winamp - Google Video

Posted on April 7th, 2007 in Uncategorized by admin

framed|right
Google Video, Google tarafından işletilen, hareketli görsel görüntü arşividir.

İnternetin ilk açık video pazarı; video arayabilir, izleyebilir ya da satın alabilirsiniz. Size ait görüntüleri satabilir veya geçiçi süre için kiralanmasına izin verebilir bu şekilde gelir elde edebilirsiniz. Görüntüler Google’ın sunucularında saklanmaktadır.

İnternet TV (IPTv) konseptinin pratik uygulaması olarak da görülebilir. Bu görüntülerin bazılarını indirebilir ve Google video player ile (ya da codec ile) daha sonra izleyebilirsiniz.

Teknik codec bilgileri:

  • Divx 480 x 360 veya 480x(değişken çözünürlük)
  • Bitrate oranı saniyede 128bit (mpeg-1 ebatında mp4 sunulmaktadır şu an için)
  • Psp ve Ipod kullanılan sabit codec H.264 (*.mp4) formatı 320x 240 veya 320x(değişken çözünürlük)


Dış bağlantılar

  • Google Video
  • VLC gösterici için yamalar

Video

Yazılımlar kullanarak - Donanım yazılımı

Posted on April 6th, 2007 in Uncategorized by admin

Donanım yazılımı (İng: firmware), sayısal veri işleme yeteneği bulunan her tür donanımın kendisinden beklenen işlevleri yerine getirebilmesi için kullandığı yazılımlara verilen addır.

Donanım yazılımları genellikle kullanılan mikroişlemcinin komut seti ile yazılmış olan yazılımlardır. Bazı mikroişlemci kontrollü elektronik donanımların yazılımları; olası hata ve eksikliklerin giderilmesi veya güncel gereksinimlerin karşılanabilmesi gibi amaçlar ile yenilenebilir.


Genel Bakış

Gelişen teknoloji ile maliyetleri azalan, yetenekleri artan ve boyutları küçülen mikroişlemciler, karmaşık işlevler yerine getiren elektronik gereçlerde ile sıklıkla kullanılmaktadır. Mikroişlemcilerin kullanımı ile elektronik cihazların yapılarını basitleştirmek, yeteneklerini ileri derecede arttırmak ve maliyetlerini ucuzlatmak mümkün hale gelmiştir.

Cep telefonları, sayısal fotoğraf makineleri, MP3 çalarlar gibi bilgisayarlar ile iletişim kurabilen donanımlar ve CD okuyucu/yazıcılar, grafik kartları, bilgisayar ana kartları gibi bilgisayar donanımları mikroişlemci kontrollu elektronik donanımlara örnek olarak verilebilir.


Güncelleme

Yenilenebilir/güncellenebilir yazılım özelliği olan donanımlarda dahili yazılımlar EPROM veya EEPROM gibi (Elektrikle silinebilir yazılabilir sadece okunabilen bellek - İng: Electrically erasable programmable read-only memory) belleklerde saklanılır. Dahili yazılımlar gerek duyulan durumlarda, üretici kuruluşlar tarafından genellikle ücretsiz olarak dağıtılan yenilemeler ile güncellenebilir.

Türkçe desteği olmayan bir cep telefonunun, Türkçeyi destekler hale gelmesi için dahili yazılımının Türkçe destekli olanı ile değiştirilmesi işlemi güncelleme/yenileme işlemine örnek olarak verilebilir.

Genellikle bir bilgisayar ile kurulan bağlantı aracılığı ile yapılan bu işleme güncel kullanımda “ROM’u update etme”, “ROM’u flash etme” gibi kendine has adlar da verilmektedir.
*