Frekansların silinmesi yöntemine - Uyku

Posted on February 25th, 2007 in Uncategorized by admin

Uyku tüm memelilerde, kuşlarda ve balıklarda gözlenen doğal dinlenme biçimidir. Bu canlılar günlük işlevlerini gerçekleştirebilmek için uykuya ihtiyaç duyarlar. Uyku tam anlamıyla şuursuzluk olarak nitelendirilemez. İnsanlarda yeterli uyku alınmaması unutkanlık, asabiyet, dikkat dağınıklığı gibi sorunlara neden olabilir. Ayrıca gereğinden fazla uyku depresyon gibi rahatsızlıklardan kaynaklanıyor olabilir. Uyku bozukluğu kimi insanlarda kronik hale gelip çok büyük sorunlara neden olabilmektedir. Uyku insan ömrünün 1/3 ünü oluşturur. Vücudun dinlenmesini ve beynin bir gün önce aldığı bilgiyi işlemesini sağlar. Uyku, 24 saatlik döngüde doğal olarak yerini almaktadır. Kişinin kolaylıkla uyandırılabildiği, değiştirilmiş bilinçlik halidir. Kişilerin uykudaki davranışlarını ve EEGkullanarak onlarınbeyin dalgalarını inceleyen bilim adamları, uyku sırasında gerçekleşen olaylara dair kanıtları ortaya koyarlar. Uyanıkken ya da uyurken beyin dalgaları, beyindeki milyarlarcanöronlar arasındaki elektrik trafiği sonucunda üretilir.


Derin uyku ve rüyalar

Uyku,belirli bir düzen içnde tekrarlanan olayları takip eder. İnsanlar uykuya daldığında, uyanıklıktan derin uykuya yada yüzeysel uyku (NREM)arasında 4 aşamadan geçer. Kalp ve nefes alma oranı düşer ve beyin aktiviteleri yavaşlar. 90 dakikanın sonunda, kişiler derin uykudan hafif uykuya ya da NREM(rüya zamanı evresi)geçer. Gözler göz kapaklarının altında hareket eder ve rüya görülür. Nefes alma ve kalp atışı oranlarıyla beynin aktivitesi artar. Vücut hareket etmez ve kaslar insanın rüyada gördüklerini gerçekleştirmemesi içn paralize olur. 5-10 dakika sonra uyuyan kişi derin uykusuna geri döner. Gece boyunca bu 5 kez tekrarlanır. Her 90 dakikada bir REM uykusu yeniden başlar. Derin uyku azalır ve REM evreleri uzar. En sonuncusu 50 dakikaya kadar çıkar.


Rüyalar

Rüya insanların uyurken deneyimlediği olaylardır. Nedenleri, kaynakları ve anlamları üzerine geliştirilmiş farklı anlayışlar bulunsa da, genel olarak iki kolda gelişen rüya çalışmalarından bahsedilebilir. Bunlar psikiyatri gibi bilim dallarının teorileri ile metafizik tinsel teorilerdir.

Ayrıca bakınız:

  • Rüya yorumu
  • Düşlerin Yorumu: Sigmund Freud’un psikanaliz yöntemine dayanan rüya yorumu üzerine çalışması.


Dış bağlantılar

  • Uyku ve sağlık üzerine kısa ama bilgilendirici bir makale

*

Açarlar. - Alexander von Humboldt

Posted on February 23rd, 2007 in Uncategorized by admin

[[Resim:humboldt.jpg|thumb|right|200px|Julius Schrader tarafından 1859 yılında yapılan Alexander von Humboldt’un bir resmi. Arka planda Chimborazo Dağı görülmektedir.]]

Friedrich Wilhelm Heinrich Alexander Freiherr von Humboldt, (14 Eylül 1769, Berlin – 6 Mayıs 1859, Berlin), Prusyalı doğabilimci ve kâşif. Prusyalı bakan, filozof ve dilbilimci Wilhelm von Humboldt’un küçük kardeşi. Humboldt’un botanik coğrafya üzerine yaptığı çalışmalar biyocoğrafya dalının temelini oluşturmuştur.

1799 ile 1804 yılları arasında Güney ve Orta Amerika’ya giden von Humboldt, keşif gezileri sonucunda kıtayı bilimsel açıdan betimleyen ilk bilimadamı olmuştur. 21 yıl boyunca yaptığı gezilerde karşılaştıklarını devasa bir eserde toplamıştır. Atlantik Okyanusu’nun iki kıyısında yer alan kara parçalarının (özellikle Güney Amerika ve Afrika’nın) bir zamanlar birleşik olduğunu ilk öne süren Humboldt olmuştur. Hayatının son dönemlerinde yazdığı Kosmos adlı eserinde dünya üzerine bilgi toplayan çeşitli bilim dallarını birleştirmeye çalışmıştır. Humboldt aralarında Joseph-Louis Gay-Lussac, Justus von Liebig, Louis Agassiz ve Matthew Fontaine Maury’nin bulunduğu birçok bilimadamıyla çalışmış ve çalışmaları desteklemiştir.

Contents


Yaşamı ve yolculukları


Gençliği ve eğitimi

Von Humboldt’un Prusya ordusunda binbaşı olan babası Pomeranya’nın önde gelen ailelerinden birine mensuptu ve Yedi Yıl Savaşları’ndaki hizmetleri karşılığında kraliyet nazırlığı göreviyle ödüllendirilmişti. Baron von Hollwede’nin dul eşi Maria Elizabeth von Colomb ile 1766 yılında evlendikten sonra iki oğlu olmuştu. Bunlardan küçük olanı Alexander’dır.

Alexander von Humboldt’un çocukluğu ne sağlık ne de zekâ açısından pek ümit verici geçmemiştir. Yine de kısa sürede kendine özgü özellikleri ortaya çıkmıştır. Bitkileri, kabuklu hayvanların kabuklarını ve böcekleri toplayıp etiketlendirdiği için “küçük eczacı” diye adlandırılmıştır. 1779 yılında babasının beklenmeyen ölümü sonrasında annesinin verdiği yerinde kararlarla eğitimini sürdürmüştür. Politik kariyer için altı ay Frankfurt Üniversitesi’nde finans okudu ve bir yıl sonra 25 Nisan 1789′da Christian Gottlob Heine ve Johann Friedrich Blumenbach’ın verdiği derslerle ünlenen Göttingen Üniversitesi’ne kaydoldu. Çeşitli alanlara duyduğu ilgi ve yeteneği öylesine gelişmişti ki, 1789 yılında bir tatil esnasında Ren Nehri’ne yaptığı bir geziden sonra “Mineralogische Beobachtungen über einige Basalte am Rhein” (Ren Nehri’ndeki bazı Bazalt kayalar üzerine mineralojik gözlemler) (Brunswick, 1790) adlı eseri yazdı.

Yolculuklara olan tutkusu, Kaptan James Cook’un ikinci yolculuğunda yanında bulunan, Heyne’in damadı Georg Foster ile Göttingen’de kurduğu arkadaşlıkla iyice pekişti. Artık çalışmaları ve nadir olarak birarada görülen kişisel yetenekleri olağanüstü bir anlayış ile kendisini bilimsel kâşif olarak hazırlama amacına yönelmişti. Bu düşünceyle Hamburg’ta ticaret ve yabancı diller, Freiberg’te Abraham Gottlob Werner ile coğrafya, Jena’da Justus Christian Loder ile anatomi, Franz Xaver von Zach ve Johann Gottfried Koehler ile astronomi ve bilimsel aletlerin kullanımı konularında eğitimini sürdürdü. Freiberg madenlerindeki bitki örtüsü üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda 1793 yılında “Florae Fribergensis Specimen” (Fribergen Florasından Örnekler) adlı eserini yayımladı. Luigi Galvani tarafından yeni keşfedilmiş olan kasların tepkiselliği fenomeni üzerine yaptığı uzun süreli deneyler sonucunda 1797 yılında Berlin’de “Versuche über die gereizte Muskel- und Nervenfaser” (Kas ve sinir lifleri tepkiselliği üzerine çalışmalar) adlı çalışmasını yayımladı.

thumb|left|250px|Humboldt’un Friedrich Georg Weitsch tarafından 1806 yılında yapılan bir portresi.


Avrupa’daki yolculukları ve çalışmaları

1794 yılında ünlü Weimar arkadaş grubuna katıldı ve Haziran 1795’te Friedrich Schiller’in Die Horen isimli yeni dergisine Die Lebenskraft, oder der rhodische Genius adlı felsefi bir alegori yazdı. 1790 yazında Georg Foster ile birlikte kısa süreliğine İngiltere’ye gitti. 1792 ve 1797 yıllarında Viyana’da bulundu. 1795′te İsviçre ve İtalya’da jeoloji ve botanik ile ilgilendiği bir gezi yaptı. Bu sıralarda, 29 Şubat 1792’de Berlin’de maden vergi tayin memuru olarak resmî bir göreve atandı. Devlet için çalıştığı bu görevi yalnızca bilime hizmet etmek için bir çıraklık dönemi gibi görmüş olsa da, sorumluluklarını öyle çarpıcı bir yetenekle yerine getirdi ki kısa sürede bölümünün başına geçmekle kalmayıp önemli diplomatik görevler de üstlendi. 19 Kasım 1796’da annesinin ölümü dehasının peşinden gidebilmesinin önünü açtı. Resmî görevlerinden uzaklaşarak, çok uzun zamandır içinde olan uzak diyarlara gitme hülyasını gerçekleştirmek için bir fırsat çıkmasını beklemeye başladı.


Güney Amerika Seferi

Katılması için resmî olarak davet edildiği Nicolas Baudin’in dünya yolculuğunun ertelenmesi üzerine, Mısır’da bulunan Napolyon Bonapart’a katılmak için, ertelenen seferin botanikçisi Aimé Bonpland ile birlikte Paris’ten ayrılıp Marsilya’ya gider. Mısır’a ulaşmak için çabalarken yolları Madrid’e düşer ve beklenmedik bir şekilde, bakan Don Mariano Luis de Urquijo’nun himayesiyle keşif için İspanyol Amerika’sına gitmeye karar verirler.

Önemli tavsiye mektuplarıyla birlikte 5 Haziran 1799’da A Coruña’dan Pizarro gemisiyle denize açılırlar. Teide’ye tırmanmak için altı gün boyunca Tenerif’te durakladıktan sonra 16 Temmuz’da Venezuela’da Cumaná’da Güney Amerika’ya ayak basarlar. Caripe’deki misyoner merkezini ziyaret eden Humboldt burada bulduğu guácharo kuşunu steatornis caripensis adıyla bilim dünyasına tanıtacaktır. Cumaná’dan dönen Humboldt 11 Kasım’ı 12 Kasım’a bağlayan gece dikkat çekici bir meteor yağmuru gözlemler. Bu, günümüzde Leonidler diye bildiğimiz meteor yağmurudur. Bonpland ile birlikte Caracas’a giden Humboldt, 1800 yılının Şubat ayında Orinoco Nehri’nin izlediği yolu keşfetmek için kıyıdan uzaklaşır. Dört ay süren ve 2.775 km. boyunca vahşi ve ıssız arazide geçen bu yolculuk sonucunda Orinoco ile Amazon nehirleri arasında bağlantı sağlayan Casiquiare Kanalı’nın varlığı kanıtlanmış ve bağlantının tam yerinin saptanması da sağlanmıştır. 19 Mart 1800 tarihinde Humboldt ve Bonpland yakaladıkları elektrikli yılan balıkları nedeniyle bolca elektrik şokuna maruz kaldılar.

24 Kasım’da Küba’ya geçen iki arkadaş birkaç ay burada kaldıktan sonra Kolombiya’daki Cartagena’ya çıkarak anakaraya geri dönerler. Suları kabarmış olan Magdalena Nehri boyunca ilerleyip, Cordillera Real Dağları’nın donmuş sırtlarından geçen zorlu bir yolculuktan sonra 6 Ocak 1802’de Quito’ya varırlar. Burada kaldıkları sürede hem Pichincha Dağı’na hem de Chimborazo Dağı’na tırmanırlar. Bu tırmanışla Humboldt ve ekibi zamanın dünya rekoru sayılabilecek olan 5.878 m.lik yüksekliğe ulaşmıştır. Yol üzerinde Amazon’un kaynaklarını araştırdıktan sonra Peru’da Lima’ya ulaşınca sefer sona erer. Humboldt, Callao’da 9 Kasım’da Merkür’ün Güneş önünden geçişini gözlemler. Aynı zamanda guano’nun gübre özelliklerini inceler. Guano’nun Avrupa’ya girişi Humboldt’un yazıları neticesinde olmuştur. Fırtınalı bir deniz yolculuğundan sonra Meksika’ya gelirler. Burada yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra kısa süreliğine Amerika Birleşik Devletleri’ne uğrar ve Delaware Nehri’nin ağzından Avrupa’ya yelken açarlar. Bu yolculuğun sonunda 3 Ağustos 1804 günü Fransa’nın Bordeaux şehrine çıkarak Avrupa’ya geri dönerler.


Güney Amerika Seferi’nde başardıkları

[[Resim:Alexander von Humboldt-selfportrait.jpg|right|250px|thumb|1815 yılında kendi yaptığı portresi]]

Bu unutulmaz sefer sonucunda Humboldt fiziki coğrafya ile meteorolojinin temelini ana hatlarıyla kurmuştur. 1817 yılında çizdiği eşsıcaklık eğrileri ile değişik ülkelerin iklimsel koşullarını kıyaslamayı önerdi ve yöntemlerini ortaya koydu. İlk olarak deniz yüzeyinden yükseldikçe ortalama sıcaklıkların düşüş hızını inceleyerek tropik fırtınaların kaynağını açıkladı. Bu çalışmalar, yüksek enlemlerde karşılaşılan atmosferik karışıklıkları açıklayan karmaşık yasaların bulunmasına ilişkin ilk ipuçlarını oluşturmuştur. Bitkilerin coğrafyası üzerine olan denemesi ise organik yaşamın dağılımını, değişen fiziki koşullardan etkilenmesine bağlamak gibi yeni bir düşünce üzerine oturtulmuştu. Kutuplardan ekvatora doğru gittikçe Dünya’nın manyetik alan yoğunluğunun azaldığını bulan Humboldt, bu buluşunu 7 Aralık 1804′te Paris Enstitüsü’nde kendi okuduğu bir bildiriyle sunar. Başkaları tarafından da yapıldığına dair iddiaların hızla ortaya çıkması bu buluşun önemini ortaya koymaktadır. Jeolojiye olan katkıları, Yeni Dünya’nın volkanları üzerine yaptığı dikkatli çalışmalardan oluşmaktadır. Bu volkanların doğal olarak bir hat boyunca oluştuğunu ve büyük olasılıkla da geniş yeraltı çatlaklarının üzerinde yer aldıklarını gösterdi. Daha önceden tortul olduğu düşünülen kayaçların magmatik olduğunu göstererek hatalı görüşlerin ortaya çıkartılmasına büyük katkılarda bulundu.

Avrupa’dan uzak kaldığı süre boyunca topladığı, ansiklopedik ölçüdeki bilimsel, politik ve arkeolojik bilgi bütününün uygun şekle sokularak yayımlanması artık Humboldt’un en büyük isteği hâline gelmişti. Manyetik sapma yasasını incelemek amacıyla Joseph Louis Gay-Lussac ile İtalya’ya yaptığı kısa gezinin ardından doğduğu şehirde iki buçuk yıl kalan Humboldt 1808 ilkbaharında büyük eserini basabilmek için gerekli olan bilimsel işbirliğini sağlayabilmek üzere Paris’e yerleşti. Başlangıçta yalnızca iki yıl süreceğini umduğu bu devasa iş Humboldt’un yirmi bir yılını aldı ve yine de tamamlanamadı. Paris’te bulunduğu ilk yıllarda önceleri rakibi ama artık arkadaşı olan Joseph-Louis Gay-Lussac ile hem kaldığı hem de çalıştığı yeri paylaştı, gaz analizleri ve atmosferin yapısı üzerine onunla birlikte çalıştı.


Humboldt takdir görüyor

Humboldt artık, Napolyon Bonapart’tan sonra Avrupa’daki en ünlü kişiydi. Her yerde alkışlarla karşılanıyordu. Hem yerli hem de yabancı akademiler, Humboldt’u üyeleri arasına katabilmek için yarışıyordu. Prusya Kralı III. Friedrich Wilhelm, Humboldt’u saray nazırı ilan etmiş, herhangi bir görev beklemeden daha sonra ikiye katlanacak olan 2.500 talerlik bir maaş bağlamıştı. Humboldt, 1810 yılında Prusya eğitim bakanlığı görevini reddetti. 1814 yılında müttefik hükümdarlara Londra’da eşlik etti. 1818 yılında Prusya Kralı’nın emriyle Aachen Kongresi’ne katıldı. 1822 sonbaharında yine aynı kralla birlikte Verona Kongresi’ne katıldı, buradan kraliyet maiyetinde önce Roma’ya sonra Napoli’ye geçti ve 1823 sonbaharında Paris’e döndü.

[[Resim:1964-DDR-5.jpg|left|frame|Humboldt’u gösteren 1964 yılına ait Beş marklık Doğu Alman banknotu]]
Uzun süredir Fransa başkentine gerçek evi gözü ile bakıyordu. Orada yalnızca bilimsel sempati ile karşılaşmamış, güçlü ve dinamik zekâsının aradığı sosyal uyaranları da bulmuştu. Gerek balo salonlarının aslanı, gerekse enstitü ve gözlemevinin bilgini olarak kendini doğal ortamında hissediyordu. Kendi hükümdarı Berlin’de saraya davet ettiğinde bu çağrıya derin bir hüsran duyarak karşılık verdi. Doğduğu şehrin taşralılığı tiksindirici geliyordu. Her zaman, Spree Nehrinin kıyılarında karşılaştığı dinden uzak bağnazlığa, kültürden yoksun estetiğe ve anlayıştan uzak felsefeye karşı durdu. İki iyi niyetli prensin samimi bağlılığı ve aralıksız yardımları minnettar kalmasını sağladıysa da hoşnutsuzluğunu dindirmeye yetmedi. Önceleri yeni ikâmetinin “belirsizlikle dolu atmosfer”inden kurtulmak için sık sık Paris’e yolculuk yaptıysa da yıllar geçtikçe bu gezintiler Potsdam ile Berlin arasında saray maiyetinin tekdüze “salınımları”na eşlik etmeye dönüştü. 12 Mayıs 1827’de kalıcı olarak Prusya başkentine yerleşti ve çalışmalarını Dünya’nın manyetizması üzerinde yoğunlaştırdı.
Uzun yıllar boyunca, uzak noktalarda aynı anda yapılacak gözlemlerle Dünya’nın manyetik alanında karşılaşılan ve “manyetik fırtına” adını verdiği karışıklıkların doğasını ortaya çıkarıp bunları yöneten yasaları bulmak için çabaladı. 18 Eylül 1828’de Berlin’de yapılan bir toplantı sonrasında yeni kurulan bilimsel bir derneğin başkanlığına seçilmesi, dikkatli kişisel gözlemleri ile birleşecek yoğun bir araştırma sistemi kurmasına olanak sağladı. 1829 yılında Rusya hükümetinden istediği yardım sonucunda kuzey Asya boyunca manyetik ve meteorolojik araştırma istasyonları hattı kuruldu. “Royal Society”nin başkanı olan Sussex Dükü’ne Nisan 1836′da yazdığı mektupla, Britanya İmparatorluğu’nun topraklarında aynı işin yapılmasını sağladı. Dolayısıyla modern uygarlığın en onurlu eserlerinden biri olan uluslararası bilimsel işbirliği ilk olarak Humboldt sayesinde başarıyla organize edildi.


Rusya’da keşifler

1811’de Rus hükümeti ve 1818’de Prusya hükümeti tarafından Humboldt’a Asya’da keşif gezisi projeleri önerildiyse de her seferinde istenmeyen koşulların ortaya çıkması nedeniyle sonuçlanmadı. Humboldt ancak altmış yaşına bastıktan sonra, gençliğinde olduğu gibi bilim adına yeniden yolculuğa çıkabilecekti. 1829 yılının Mayıs ile Kasım ayları arasında asistanları Gustav Rose ve C. G. Ehrenberg ile Rusya İmparatorluğu’nu Neva’dan Yenisey’e kadar baştan başa geçerek yirmi beş hafta içinde 15.472 km katetti. Yolculuk Rus hükümetinin doğrudan himayesi altında olmanın verdiği avantajlara sahip olsa da faydalı olabilmek için yeterince yavaş değildi. Bu yolculuğun en önemli başarıları, Orta Asya platosunun yüksekliği hakkında o güne kadarki abartılı tahminleri düzeltmek ve Ural’ların altın tortuları ile kaplı arazilerinde elmas madenleri bulmak olmuştur.


Diplomat Humboldt

1830 ile 1848 yılları arasında von Humboldt, çok samimi olduğu Louis Philippe’in nezdinde sıklıkla diplomatik görevlerde bulundu.
Kardeşi Wilhelm von Humboldt 8 Nisan 1836’da Alexander’ın kollarında öldü. Alexander, yaşamının geri kalanını üzüntüye boğan bu ölümle “diğer yarısını” kaybettiğini söylemiştir.

IV. Friedrich Wilhelm’in Haziran 1840’ta tahta çıkmasıyla Humboldt’un saray nezdindeki desteği arttı. Ancak, yeni kralın von Humboldt ile birlikte olmaktan duyduğu mutluluk nedeniyle, uyku dışında yazılarına ayırmak için yalnızca birkaç saati kalıyordu.


Kosmos

Hayatının projesini yetmiş altıncı yaşına kadar erteleyip sonra da başarıyla gerçekleştirmek pek sık rastlanan bir durum değildir. Humboldt’un şaheseri sayılabilecek olan Kosmos ‘un ilk iki cildi 1845 - 1847 yılları arasında yazıldı ve yayımlandı. Genelleştirmeyi detaylarla destekleyen ve detayları genelleştirmeyle değerlendiren, grafiksel tanımlamanın ötesinde fiziksel dünyayı yaratıcı bir kavram olarak iletebilecek bir çalışmanın fikri yarım yüzyıldan uzun süredir zihnini rahatsız ediyordu. Bu fikir ilk olarak 1827 – 1828 kışında Berlin Üniversitesi’nde verdiği bir dizi konferansta şekillenmişti. Daha sonraları biyografisini yazan yazarın ifade ettiği gibi bu konferanslar “”muhteşem Kosmos freskosunun karikatürü”” idi. Bu dikkat çekici çalışma için kısaca doğanın karmaşıklığı içinde ortaya çıkan birliğin betimlenmesi denebilir. Bu çalışmada 18. yüzyılın geniş ve belirsiz idealleri 19. yüzyılın kesin bilimsel gereklilikleriyle birleştirilmeye uğraşılmıştır. Kaçınılmaz eksikliklerine rağmen bu girişim büyük oranda başarılı olmuştur.

Anlatım tarzının kendine özgü ağırlığı ve zahmetli pitoresk söylem, genel okuyucuya çekici gelmekten çok görkemli gelmektedir. Ancak bu yapıtın asıl üstünlüğü ve ebedi değeri, büyük bir adamın zihninin sadık bir yansıması olmasındadır. Evrenin portresini çizmeye kalkışan Alexander von Humboldt için, çok yönlü zekâsını gösterecek bundan daha iyi bir methiye yazılamazdı.

Hayatının son on yılını eserini tamamlamaya ayırdı ve üçüncü ile dördüncü ciltler 1850 ve 1858’de yayımlandı. Beşinci cildin bir bölümü ölümünden sonra 1862’de yayımlandı. Bu ciltlerde, ilk ciltte yaptığı geniş incelemenin içerdiği bilim dalları üzerine detayları tamamlamaya çalıştı. Çabalarının çoğu, başkaları ile birlikte çalışmaktan kendine yarar sağlayabilmesi ve farklı düşünceleri bir potada eritebilmesi sayesinde başarılı oldu.


Hastalığı ve ölümü

24 Şubat 1857’de Humboldt görülen semptomları olmayan ikinci derece bir apoplektik felç geçirdi. 1858-1859 kışına doğru kuvvetten düşen Humboldt ilkbaharda 6 Mayıs’ta seksen dokuz yaşında sessizce öldü. Hayatı boyunca gördüğü itibarı öldükten sonra da görmeye devam etti. Naaşı Tegel’de aile mezarlığına gömülmeden önce devlet töreniyle Berlin sokaklarından geçirildi ve katedral girişinde naip prens tarafından karşılandı. Doğumunun yüzüncü yılı hem Eski hem de Yeni Dünya’da 14 Eylül 1869’da büyük ilgiyle kutlandı. Adına sayısız anıt dikildi, ününe ve tanınmışlığına tanıklık edecek şekilde yeni keşfedilen bölgelere adı verildi.


Özel yaşamı

Özel mektuplarını yok ettiği için Humboldt’un özel yaşamının büyük bölümü gizemini sürdürmektedir. Magnus Hirschfeld ile çalışan cinsiyet araştırmacısı Paul Näcke, 1908 yılında, Humboldt’un Berlin’deki eşcinsel altkültürün etkinliklerine katıldığını hatırlayan kişilerin anılarını derledi. <ref>Sexual Inversion, Havelock Henry Ellis, Studies in the Psychology of Sex, 1927, cilt 2 s.39.</ref> Yaşamı boyunca erkeklerle güçlü duygusal bağlar kuran Humboldt hiç evlenmemiş ve kadınlarla herhangi bir duygusal bağ da kurmamıştır. Kardeşinin ailesine ise büyük bir bağlılık duymaktaydı. Son yıllarında ise eski ve sadık bir hizmetlisi ile evlilikten öte bir ilişki içindeydi. Bazılarının zayıflık diye adlandırdıkları büyük bir cömertlikle ölümünden dört yıl önce tüm mal varlığını Seifert adındaki bu adama bağışlamıştır.

İç yaşamına ilişkin ipuçlarını dehasının dayattığı ve sürekli kendinden söz ederek ortaya çıkan egoizminde görebiliriz. Bağlılıkları, bir kere kurulduktan sonra samimi ve uzun solukluydu. Sayısız arkadaşı vardı ve hiçbiriyle de ilişkisini sona erdirmedi. Hayatı boyunca yardımseverdi. Galiçya ve Franconia’daki madencilerin koşullarının iyileştirilmesi konusundaki gayreti, köleliğe karşı duyduğu tiksinti, genç bilim adamlarını himayesi altına alma gibi özellikleri karakterinin temelini gözler önüne serer.

İlerleyen yaşının kusurlarının uygunsuz bir şekilde öne çıkarılması, Varnhagen von Ense ile olan yazışmalarının düşüncesizce yayımlanmasından kaynaklanmıştır. Bu kusurların başında, dalkavukluğa varacak kadar aşırı kibar konuşmasına rağmen özel yazışmalarında oldukça alycı ve iğneleyici olması gelir. Her zaman göze çarpan kibri, mizah duygusuyla dengeleniyor ve iyi niyetle açıkça söylendiğinden sempati yaratıyordu. Yine de her açıdan değerlendirildiğinde Humboldt ülkesinin bilimsel yanını temsil etmek üzere Goethe’nin yanında yer alabilecek kadar muazzam bir kişilik olarak karşımıza çıkar.


Humboldt’un onuruna adı verilenler


Humboldt’un adı verilen türler

Keşif gezilerinin sonucu olarak Humboldt, o zamana kadar Avrupa’da bilinmeyen birçok coğrafi oluşumu ve canlı türlerini tanımlamıştır. Onun adı verilen türler arasında şunlar sayılabilir:

  • Spheniscus humboldti — Humboldt pengueni
  • Lilium humboldtii — Humboldt zambağı
  • Phragmipedium humboldtii — Bir orkide
  • Quercus humboldtii — Güney Amerika meşesi
  • Conepatus humboldtii — Humboldt’un domuz burunlu kokarcası
  • Annona humboldtii — Neotropik ağaç ya da çalı
  • Annona humboldtiana — Neotropik ağaç ya da çalı
  • Utricularia humboldtii — “Bladderwort”
  • Geranium humboldtii — Bir sardunya türü
  • Salix humboldtiana — Güney Amerika söğüdü
  • Inia geoffrensis humboldtiana - Amazon nehir yunusunun Orinoco Nehri’nde yaşayan alttürü.

Adı verilen coğrafi oluşumlar:

  • Humboldt Körfezi – Kuzey Kaliforniya’da bir körfez
  • Humboldt Akıntısı – Güney Amerika’nın batı kıyısı açıklarındaki bir akıntı
  • Humboldt Nehri
  • Doğu ve Batı Humboldt Sıradağları, Nevada
  • Humboldt Sıradağları (Asya)
  • Venezuela’nın Caripe’de bulunan ilk ithaf edilmiş ulusal anıtı (”Monumento Nacional Alejandro de Humboldt”).


Humboldt’un adını taşıyan yerleşim birimleri ve yerler

Aşağıdaki yerleşim birimleri Humboldt’un adını taşımaktadır:

  • City of Humboldt, Tennessee, Amerika Birleşik Devletleri
  • Humboldt County, Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri
  • Humboldt County, Nevada, Amerika Birleşik Devletleri
  • Humboldt County, Iowa, Amerika Birleşik Devletleri
  • Humboldt, Saskatchewan, Kanada
  • Şikago Humboldt Parkı, resmî topluluk alanı ve park, Şikago, Illinois, Amerika Birleşik Devletleri
  • Mare Humboldtianum adlı ay denizi,
  • 54 Alexandra asteroidi.
  • Humboldt Tropical Medicine Institute Cayetano Heredia Üniversitesi, Lima, Peru,
  • Humboldt Devlet Üniversitesi Arcata, Kaliforniya. Amerika Birleşik Devletleri
  • Berlin Humboldt Üniversitesi Berlin, Almanya ve birçok Alman okuluna Alexander’ın kardeşi Wilhelm von Humboldt’un adı verilmiştir.


Alexander von Humboldt Vakfı

Ölümünden sonra arkadaşları ve yakın çalışma arkadaşları, Von Humboldt’un genç bilim adamlarına karşı olan cömert yardımseverliğini sürdürmek için Alexander von Humboldt Vakfı’nı kurdular. İlk bağış, 1920’lerin Alman hiper enflasyonunda ve II. Dünya Savaşı sonrasında değerini kaybetse de, Alman hükümeti tarafından Vakıf yeniden ıslah edilmiştir ve günümüzde yabancı araştırmacıları Almanya’ya çekmek ve Alman araştırmacıların yurtdışında bir süre çalışmasını sağlamak açısından önemli rol oynamaktadır.


İthaflar ve atıflar

Edgar Allan Poe son şaheseri “Eureka”yı von Humboldt’a ithaf etmiştir. Humboldt’un “Kosmos” adlı eserindeki bilimleri birleştirme çabası Poe’nun projesi için büyük ilham kaynağı olmuştur.

Charles Darwin, Amerika kıtasındaki bilimsel gezilerini anlattığı “Voyage of the Beagle” adlı eserinde Humboldt’un çalışmalarına sık sık atıfta bulunur.


Basılı eserler


Biyografiler ve diğer eserler

Humboldt’un iyi bir biyografisi Profesör Karl Bruhns tarafından yazılmıştır (3 cilt, 8vo, Leipzig, 1872) ve 1873’te Misses Lasseil tarafında İngilizce’ye çevrilmiştir.

Kariyeri hakkında kısa bilgiler A. Dove tarafından “Allgemeine Deutsche Biographie“ de ve S. Gunther tarafından “Alexander von Humboldt“ (Berlin, 1900) adlı kitapta verilmektedir. “Le voyage aux régions équinoxiales du Nouveau Continent, fait en 1799-1804, par Alexandre de Humboldt et Aimé Bonpland“ (Paris, 1807, etc.), otuz folyo ve dört ciltten ibarettir. Bu ciltlerin arasında önemli olarak şunlar sayılabilir : “Vue des Cordillères et monuments des peuples indigènes de l’Amérique“ (2 cilt. folio, 1810); “Examen critique de l’histoire de la géographie du Nouveau Continent“ (1814-1834); “Atlas géographique et physique du royaume de la Nouvelle Espagne“ (1811); “Essai politique sur le royaume de la Nouvelle Espagne“ (1811); “Essai sur la géographie des plantes“ (1805); ve “Relation historique“ (1814-1825), “Essai politique sur l’île de Cuba“yı da içeren gezilerinin bitmemiş anlatısı.

Humboldt ve Bonpland tarafından toplanan 4500’den fazla türün tanımlarını içeren “Nova genera et species plantarum” (7 cilt. folio, 181 5?1825), Carl Sigismund Kunth tarafından derlenmiştir. J. Oltmanns’ın hazırlanmasına yardımcı olduğu “Recueil d’observations astronomiques“ (1808). Cuvier, Latreille, Valenciennes ve Gay-Lussac ile birlikte çalışarak “Recueil d’observations de zoologie et d’anatomie comparée“ (1805-1833). Humboldt’un Ansichten der Natur (Stuttgart ve Tübingen, 1808) adlı kitabı yaşamı süresince üç kez basılmış ve hemen hemen her Avrupa ülkesinin diline çevrilmiştir. Asya seferinin sonuçları “Fragments de géologie et de climatologie asiatiques“ (2 cilt. 8vo, 1831), ve “Asie centrale“ (3 cilt. 8vo, 1843) olarak yayımlanmıştır. Ayrıca bilimsel derneklerde sunduğu bildiriler ve bilim dergilerine yazdığı yazılar çok olduğundan burada tek tek verilmemiştir.

Humboldt’un Amerikalı bilim adamları ve çevreciler üzerindeki etkileri (Clarence King, Jeremiah N. Reynolds, George Wallace Melville, ve John Muir) Aaron Sachs’ın The Humboldt Current: Nineteenth Century Exploration and the Roots of American Environmentalism, adlı kitabında incelenmektedir. (Viking, 2006).


Humboldt’un yazışmaları

Ölümünden itibaren Humboldt’un yazışmalarının önemli bölümü halka açıldı. Hem zaman hem de önem açısından bunların başında “Briefe an Varnhagen von Enze “ (Leipzig, 1860) gelir. Bunları “Briefwechsel mit einem jungen Freunde” (Friedrich Althaus, Berlin, 1861); “Briefwechsel mit Heinrich Berghaus” (~ cilt., Jena, 1863); “Correspondance scientifique et littéraire” (2 cilt., Paris, 1865?1869); “Lettres à Marc-Aug. Pictet,” “Le Globe” da yayımlandı, cilt vii. (Geneva, 1868); “Briefe an Bunsen” (Leipzig, 1869); “Briefe zwischen Humboldt und Gauss” (1877); “Briefe an seinen Bruder Wilhelm” (Stuttgart, 1880); “Jugendbriefe an W. G. Wegener” (Leipzig, 1896); yazışmaları izledi. Humboldt’un başlıca çalışmaları “sekiz” baskı olarak Tb. Morgand tarafından Paris’te yayımlanmıştır (1864?1866). Ayrıca bakınız: Karl von Baer, “Bulletin de l’acad. des sciences de St-Pétersbourg”, xvii. 529 (1859); R. Murchison, Proceedings, Geog. Society of London, vi. (1859); L. Agassiz, American Jour. of Science, xxviii. 96 (1859); Proc. Roy. Society, X. xxxix.; A. Quetelet, Annuaire de l’acad. des sciences (Brussels, 1860), p. 97; J. Mädler, Geschichte der Himmelskunde, ii. 113; J.C.Houzeau, Bibl. astronomique, ii. 168. (A. M. C.)


Kaynakça


Dış bağlantılar

  • Alexander von Humboldt Vakfının internet sitesi
  • Travels to the Equinoctial Regions of the New World’ün online versiyonu
  • In our Time: Humboldt üzerine 45 dakikalık BBC Radio 4 programı: [1]

Dosyalarının - Recep Tayyip Erdoğan

Posted on February 20th, 2007 in Uncategorized by admin

Recep Tayyip Erdoğan (d. 26 Şubat 1954, Rize), Türkiye Cumhuriyeti’nin 59. ve 60.dönem hükûmeti başbakanı, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski başkanı.

Contents


İlk yılları

Ailesi Batum göçmeni olan-kürt kökenli Tayyip Erdoğan çocukluğunu Rize’de geçirdi. 14 yaşında ailesi ile Rize’den İstanbul’a Kasımpaşa semtine göç etti ve Piyale Paşa İlkokulu’nda okudu. 1965′te İmam Hatip Lisesi’ne kayıt olup 1973 yılında mezun oldu. Yüksek öğrenimini, daha sonra Marmara Üniversitesi’ne bağlanarak adı Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi olarak değiştirilen Aksaray İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu’nda yapan Erdoğan, Camialtı, İETT ve Erokspor’da 16 yıl futbol oynadı ve 12 Eylül 1980 sonrasında futbolu bıraktı.


Özel hayatı

1977 yılında tanıştığı Emine Erdoğan ile, 4 Temmuz 1979 tarihinde evlendi. Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal isimli iki oğlu, Esra ve Sümeyye adında da iki kız çocuğu oldu. Türkiye’de üniversitelerdeki türban yasağı yüzünden türbanlı kız çocuklarını bu yasağın olmadığı Amerika Birleşik Devletleri’nde okutmaya karar verdi.<ref>Başbakan’ın, kızıyla duygulandıran vedası.Sabah</ref>


İş hayatı

12 Eylül 1980’de İETT’den ayrılınca özel sektörde çalışmaya başladı ve bir müddet özel sektörde çalıştıktan sonra, 1982 yılında askere gitti. Askerden döndükten sonra yine aynı şirkette yaklaşık birbuçuk sene çalıştı. Bir sonraki çalışma hayatına başka bir şirkette genel müdür olarak devam etti.


Siyasi Kariyeri

Milli Türk Talebe Birliği’nde orta öğrenim komitelerinde görev ve sorumluluk üstlenmek suretiyle başladığı teşkilatçılık kariyeri, MSP İstanbul İl Başkanlığı ile devam etmiştir.


Millî Selâmet Partisi

1978 yılında Millî Selâmet Partisi (MSP) Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığına ve aynı yıl MSP İstanbul İl Başkanlığına seçildi.


Refah Partisi

12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile siyasi hayata tekrar atıldı. 1984 yılında Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında da İl Başkanı ve MKYK üyesi seçildi. 1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı oldu. Ardından 1989 yılında da Beyoğlu ilçesinden belediye başkan adayı oldu ve 1989 seçimlerinden Refah Partisi 2. parti olarak çıktı. 1991 yılında tekrar milletvekili adayı oldu ve parti barajı geçince milletvekili oldu. Tercihli oy sistemi nedeniyle yüksek seçim kurulu milletvekilliğini iptal etti. 27 Mart 1994 seçimlerine kadar İstanbul İl Başkanlığı görevini sürdüren Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu ve 27 Mart 1994 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Başkanlığı döneminde İstanbul’daki kaçak yapılaşma ile mücadele etti (bkz. Gökkafes maddesi). Hakkında 18 dosyadan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde dava
açıldı. Bunlardan bazıları Akbil<ref>[1] “Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Ak Partili Mehmet Mustafa Açıkalın, İdris Naim Şahin ve Mikail Arslan’ın milletvekili olmalarını dikkate alarak, Anayasa’nın 83. maddesi uyarınca dosyalarının ayrılmasına karar verdi.”, Radikal, 2 Aralık 2003</ref>, İsfalt, <ref>Hürriyet Gazetesi’nin 28 Nisan 1999 tarihli AKBİL skandalı büyüyor haberi</ref> İstaç ve İdo <ref>Milliyet Gazetesi’nin 30 Nisan 1999 tarihli İstanbul belediyesi çalkalanıyor haberi</ref> davalarıdır. Bu davalar, milletvekili olduğunda dokunulmazlığı nedeniyle düştü.


Hüküm giymesi

thumb|300px|Recep Tayyip Erdoğan gençlerle konuşurken
thumb|300px|Erdoğan ve ABD Başkanı Bush
12 Aralık 1997 yılınında davet üzerine gittiği Siirt’te, miting sırasında Ziya Gökalp’ın 1912 yılında Balkan Savaşı için yazdığı Asker Duası’nın değiştirilmiş bir versiyonu <ref>Şiiri böyle montajlamışlar Murat Bardakçı, Hürriyet</ref><ref>Tarih Bilinci</ref><ref>Ziya Gökalp ve sözün büyüsü Emre Kongar</ref> ile; orduyu öven dizeyi söylemeden yerine

mısralarını eklediği için Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı. Yargılama sonucu Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesinden “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği gerekçesiyle dört ay hapis cezasına çarptırıldı. Erdoğan cezasını 24 Temmuz 1999 günü tamamladı. Bu süreçte başını Nazlı Ilıcak’ın çektiği gazeteciler ile Korkut Özal gibi politikacılar tarafından yeni bir parti kurması yolunda telkinlere açık oldu..


Adalet ve Kalkınma Partisi

Fazilet Partisi’nin, Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatılmasının ardından, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” olarak adlandırılan iki kanattan sürdürdü. “Millî Görüş’çü” olarak adlandırılan kanat, Recai Kutan’ın genel başkanlığında 20 Temmuz 2001′de Saadet Partisi’ni kurarken, “değişimci” kanat da, Tayyip Erdoğan liderliğinde 14 Ağustos 2001′de, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu ve Tayyip Erdoğan, parti genel başkanlığına seçildi.<ref>[2]</ref> Erdoğan “biz gömleğimizi değiştirdik” ifadesiyle gelenekçilerden büyük tepki aldı. <ref>Milli görüş gömleğimizi değiştirdik konulu ulusal gazete haberi.Sabah</ref>
thumb|300px|Tayyip Erdoğan ve AK Parti mitingi

Kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), 3 Kasım 2002 seçimlerinde kayıtlı 41.291.568 seçmenin oy kullanan 32.652.702 kişisi içinden 10.770.704 adet oy alarak %34,29 ile birinci parti oldu. <ref>Yüksek Seçim Kurulu Resmî Sitesi verileri</ref><ref>10 Kasım 2002 tarihli 24932 sayılı T.C Resmi Gazetesi</ref>


Başbakanlığı

Erdoğan seçim yasağı bulunduğu için meclise giremedi. Abdullah Gül bir süreliğine parti başkanlığını ve başbakanlığı yürüttüyse de, seçimlerde Siirt milletvekili seçilen Fadıl Akgündüz’ün milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından Siirt seçimlerinde Ak Parti’den ilk sıradaki Mervan Gül’ün adaylıktan çekilmesi ile seçime girerek kazandı. Ak Parti Hükûmeti’ni Abdullah Gül’den devralarak Başbakan oldu.

Recep Tayyip Erdoğan 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan 23. Dönem Milletvekili Seçimlerinde partisinin %46,6 oy alarak 341 milletvekili çıkarmasından sonra 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 6 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. Hükümetini kurmak üzere görevlendirildi.


Bağlantılar

  • Recep Tayyip Erdoğan karikatürleri
  • Başbakanlık sayfası
  • Resmi web sitesi
  • Biyografi
  • Özgeçmiş
  • Ak Parti Resmî Web Sitesi


Kaynaklar

1 oranında - Balistik jel

Posted on February 19th, 2007 in Uncategorized by admin

Balistik jel FBI ve CIA tarafından mermilerin denenmesi için yaratılan bir insan eti simülasyonudur.Yoğunluğu insan etiyle özdeş olduğu için bunu kullanmaktadırlar.
Formül çok basit olup hazırlanışı şöyledir

%90 oranında 60 derece ılık suya %10 oranında jelatin tozu veya toz jelatin yavaş yavaş köpüklenmeyecek şekilde ilae edilir.Renk vermek için mürekkep gıda boyası yada bunun gibi maddeler kullanılır.Ama her şey tavsiye edilmez.Bu madde yeterince karıştırıldıktan sonra 2 saat oda sıcaklığında ve ardından 36 saat 4 derecede bekletilir.Fakat şöyle bir sorun vardır ki balistik jel dayanıksızdır.Kısa vadeli testler içindir. 2 saat içinde eriyebilir.

Algoritmasını kullanan sıkıştırıcı - Gottfried Benn

Posted on February 19th, 2007 in Uncategorized by admin

[[Resim:Gottfried Benn by Tobias Falberg 26-11-05.JPG|thumb|right|Gottfried Benn yaklaşık 1951′de Tobias Falberg tarafından çizilmiş]]

Gottfried Benn (d. 2 Mayıs 1886 Mansfeld/Brandenburg, ö. 7 Temmuz 1956 Berlin) Alman doktor ve şair. Şiirlerinde kaba ve anatomik bir üslup kullanan Gottfried Benn, Dışavurumculuk akımının önde gelen temsilcilerindendir.


Eserleri

  • Oğullar (1913)
  • Beyinler (1917)
  • Et (1917)

Benn, Gottfried
Benn, Gottfried

Nazaran 16′da - Josefstadt

Posted on February 17th, 2007 in Uncategorized by admin
8.Viyana Merkez İlçesi
Arma Harita (8)
center|110px center|160px
İlçe Adı: Josefstadt
Yüzölçümü: 1,08 km²
Nüfus: 22.057 (Sayım 2001)
Nüfus Yoğunluğu: 20.423 Kişi/km²
Posta Adresi: Schlesingerplatz 4 1080 Wien
İnternet Adresi: www.wien.gv.at/josefstadt
Elektronik Adresi: post@b08.magwien.gv.at
Belediye Başkanı: Heribert Rahdjian (Yeşiller)

Josefstadt, Viyana’nın 8. Merkez İlçesi’dir. Bölgeye yerleşim Viyana’nın diğer bölgelere nazaran daha geç başlamışdır, çekirdeğini oluşturan yer Merkez İlçe yakınındaki isimsiz yerleşim alanıydı.Josefstad’ın kayda değer tarihi binası günümüze kadar ulaşmış Rote Hof diye bilinen binadır.

İlk yerleşim 16 yy başlarında başlamışdır.1700 yılında Viyana tarafından kendi alanına girmiş ve bu bölgeye İmparator I. Joseph’in adı verilmişdir. Zamanla şuanki semtleri Alservorstadt, Alt-Lerchenfeld, Breitenfeld, Strozzigrund oluşmuşdur.

1850 yılında Neubau ve Alsergrund ilçerinin yerleşim alanlarınıda içine alarak Viyana Eyaleti’ne 8.Merkez İlçe olarak bağlanmışdır.

Josefstadt genelde üst düzey memurların ve politikacıların oturmayı tercih ettiği bir ilçedir. Bugünkü Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer’de burda oturmaktadır.

Neubau İlçeşi’nden sonra Yeşiller’in belediye başkanı olduğu ikinci ilçedir.


Görülecek yerler

  • Theater in der Josefstadt - Josefstadt Tiyatrosu
  • Vienna’s English Theatre - Viyana İngiliz Tiyatrosu, Viyana’nın oyunlarını İngilizce sahneleyen tek tiyatrosu.
  • Strozzi Sarayı - Günümüzde Bölge Maliyesi olarak kullanılmaktadır, Josefstaedter Strasse 39.
  • Lenaugasse - Lenau Sokağı boydan boya harika mimarisi ile görmeye değer.


Dış bağlantılar

Josefstadt (Almanca)

Sıkıştırma - Brayton çevrimi

Posted on February 17th, 2007 in Uncategorized by admin

Brayton çevrimi, genel olarak gaz türbinlerinde kullanılan, periyodik bir prosesdir. Diğer içten yanmalı güç çevrimleri gibi açık bir sistem olmasına rağmen; termodinamik analiz için egsoz gazlarının içeri alınıp tekrar kullanıldığı farzedilir ve kapalı bir sistem gibi analize uygun hale gelir. İsmini George Brayton’dan almıştır. Aynı zamanda Joule çevrimi olarak da bilinir.

Çalışma Modeli :


Bir Brayton tip makine şu üç elemanı içerir:

  • Kompresör
  • Karışım odacığı
  • Genleştirici

19. yüzyıldaki orijinal Brayton makinesinde çevre havası , kompresör pistonuna girer, burada basınçlandırılır.(Teorik olarak izentropik bir işlemdir.)Sıkıştırılmış hava daha sonra karışım odacığı boyunca ilerler, yakıt ilave olur.(Bu da sabit basıçta olan bir prosesdir.) Isıtılmış, basınçlandırılmış hava ve yakıt karışımı daha sonra genişleme silindiri içinde alev alır ve enerjisini verir, piston/silindir boyunca genişler.(Teorik olarak yine izentropik bir prosestir.) Piston/silindir ile elde edilen işin bir bölümü kompresöre güç sağlamak için bir mil düzeneği aracılığı ile kullanılır.

Brayton çevrimi günümüzde en çok gaz türbinli makinelerde kullanılır. Burada da yine üç eleman vardır:

  • Gaz kompresörü
  • Brülör (Yakıcı) veya yanma odası
  • Genleşme türbini

Burada da çevre havası kompresöre girer ve basınçlandırılır.(Teorik olarak izentropik prosestir.) Basıçlı hava yanma odasına girer, yakıtın yanması ile hava ısıtılır. (Sabit basınçta gerçekleşen proses). Hava açık olan yanma odası boyunca akış yapar.(Girer ve çıkar) Basınçlı ve ısıtılmış hava, enerji vererek, türbin veya türbinler boyunca genişler ve iş elde edilir.(İzentropik proses) Türbinden elde edilen işin bir kısmı ile kompresöre güç verilir.

Ne sıkıştırma, ne de genişleme gerçekte izentropik olamaz, kompresör ve genleştirici boyunca kayıplar, verim kaybını kaçınılmaz kılar. Genelde, sıkıştırma oranındaki artış, bir Brayton sisteminin tüm çıkış gücünü arttırmak için en çok kullanılan yoldur.

Ad. Fraunhofer-Institute - EHI Perakende Kurumu

Posted on February 17th, 2007 in Uncategorized by admin

Almanya’nın Köln şehrindeki bugünkü EHI-Retail Enstitüsü’nün geçmişi 1951 yılında kurulan RGH (Rationalisierungsgemeinschaft des Handels) ve 1957 yılında kurulan ISB- Enstitüsü’ne (Institut für Selbstbedienung) dayanıyor. Her iki kurum 1989 yılında DHI (Deutsches Handelsinstitut) adı altında birleşmiş ve 1993 yılında da EHI Enstistüsü (Euro-Handelsinstitut) adını almıştır. Söz konusu kurum dernek statüsünde bulunmakta ve sahipleri tüccarlar ve ticaret birliklerinden oluşmaktadır. EHI-Retail Enstitüsü uygulamaya yönelik ticari araştırmalar yapmaktadır.

Enstitünün ticari faaliyetleri EHI GmbH şirketi üzerinden yürütülmekte, ayrıca EHI Holding üzerinden iştirakleri bulunmaktadır. EHI GmbH danışmanlık, seminer organizasyonu, yayıncılık ve fuarcılık alanlarında faaliyet göstermektedir.

EHI-Retail Enstistüsü’nün iştiraklerini veya önemli işbirliği girişimlerini kronolojik olarak şu şekilde sayabiliriz:

  • 1964(66): Messe Düsseldorf ile EuroShop-Sözleşmesi
  • 1974: Uluslararası barkod için Centrale für Coorganisation(CCG)/ bugünkü adıyla GS1 Germany ve Almanya Markalar Birliği (Markenverband Deutschland) ile işbirliği
  • 1996: Dana/Dana etinin geriye dönük kontrolü için Centrale Marketing Agrarwirtschaft (CMA) ile Organivent
  • 1996: Tarım uygulamalarına benchmark niteliği taşıyan European Retailers Produce Good Agricultural Practice (EUREPGAP)
  • 1997: EuroShop’ un segmentasyon stratejisi doğrultusunda oluşturulan Retail Technology Forum (bugünkü adıyla : EuroCIS)
  • 1999: Internet üzerinden ticaret için güvence logosu “Geprüfter Online-Shop”
  • 2005: Üniversite düzeyindeki ticaret araştırmaları için uluslararası bir ağ oluşturmak amacıyla European Retail Academy’ nin kurulması Uluslararası Yeşil Hafta etkinliğinin Doğu-Batı Forumu çerçevesinde tarım sektörü ve ticaret sektörü arasında diyalog platformu oluşturmak amacıyla Messe Berlin ile birlikte AgriBusinessForum’ un kurulması

EuroShop’un yaygınlaşma stratejisi kapsamında EHI Rusya’da Shop Design Russia (Moskova) ve Çin’de Chinese Retail Conference (Shanghai) için destek vermektedir


Dış bağlantılar

  • www.ehi.org - Resmi site

Duyamayacağı - Aslan

Posted on February 16th, 2007 in Uncategorized by admin

Aslan (Panthera leo), kedigiller (Felidae) familyasından etçil memeli bir hayvan türü.

Contents


Özellikleri

Afrika aslanı, savanların en büyük yırtıcısı, dünyanın en büyük ikinci kedisi gibi unvanları elinde bulunduran 4 büyük kediden bir tanesidir. Erkek aslanın boyu, 90 cm’i kuyruk olmak üzere 2,70 metreyi, ağırlığı ise 250 kiloyu bulabilir. Dişiler ise bunun nerdeyse yarısı kadardır. Postu kahverengimsi sarıdır. Erkeğin yelesi kahverengimsi sarıdan siyaha kadar değişir. Geniş alınlı, güçlü çeneli, uzayıp çekilebilen tırnaklı, sarımtırak kısa ve yatık tüylüdür. Kuyruğunun ucu püsküllüdür. Erkek aslanın başının etrafı uzun ve güzel bir yele ile süslüdür. Omuzlarının üzerine kadar dağılan bu perçem, kızdığı zaman kabarır. Çok güçlü ve cesur olduğundan dolayı hayvanların kralı olarak adlandırılır. Yeryüzünde kaplanlardan sonra en büyük kedidir. Vahşi hayatta bilinen en güçlü ikinci kedidir. Korkunç kükremeleri 4 km ileriden duyulabilir.


Beslenme

Afrika aslanı çoğunlukla etobur olmakla birlikte bazen yere düşmüş meyveleri de yer. Protein, yağ, karbonhidrat ve madden tuzlarına ek olarak vitaminini çoğunlukla bu meyvelerden ve avlarının iç organlarından alırlar. Aslan, tipik bir şekilde önce avın iç organlarını ve arka kısmını yer. Sonra yavaşça başa doğru gelir.Hayvanat bahçelerinde verilen etlere vitamin de eklenirse hayvan en iyi şekilde gelişir ve başarıyla ürer. Avı çoğu zaman dişi öldürür; fakat her zaman öncelik erkek aslanındır. Sonra sıra dişiye gelir. Yavrular ise sona kalır. Aslan, genellikle antilop ve zebraları avlar. Fakat bazen kamış sıçanı gibi küçük avları yakalar. Bazen çiftlik hayvanlarına da saldırdığı olur. Hatta insanları bile av olarak seçebilir. Özellikle kadın ve çocuklara saldırmak bir alışkanlığa dönüşebilir. Fakat asıl avları bir araştırmayla şöyle belirlenmiştir: Öküz başlı Afrika antilobu (Gnu), Afrika ceylanı, zebra, su antilobu, kudu, zürafa, bufalo. Daha sonraki bir araştırma ise bu avları şöyle listelemektedir: Su antilobu, öküz başlı Afrika antilobu, kudu, zürafa, siyah antilop, çessebe, zebra, bufalo, saz ceylanı. Fakat Afrika aslanları bazen Afrika filleri ve su aygırlarına saldırabilir. Fillerin devasa kulakları insanların duyamayacağı sesleri duyacak kadar hassastır. Fakat gecenin sessizliğinde bu kulaklar hiçbir işlerine yaramayan bir yükten başka bir şey değildir. Ayrıca fillerin görüş yetenekleri fazla iyi olmadığından gece çok savunmasızdırlar. Fakat aslanlar kedilerde olduğu gibi geceleri insanlardan 6 kat daha iyi görürler. Bu yüzden de filleri iyi bir grup çalışmasıyla kolayca alt edebilirler. Su aygırlarına da suyun dışında; yani en savunmasız anlarında saldırarak onları öldürebilirler. Yaşlı ya da yaralı aslanlar, çevik avları yakalayamazlar. Bu durumda çiftlik hayvanlarına saldırabilir. Hatta insanları bile av olarak seçebilir. Özellikle kadın ve çocuklara saldırmak bir alışkanlığa dönüşebilir. Bir keresinde bir grup aslan, Tsavo’daki işçilere saldırarak Uganda demir yollarının döşenmesini durdurmuşlardır. Ayrıca ilginç bir şekilde köpekleri de öldürebilir, fakat onları yemezler.thumb|left|Bir erkek aslan ile yavru nadir bir şekilde yanyana…


Avlanma

Savunmada ve av sırasında birleşen aslanlar, avlarını kovalar ya da pusuya düşürürler. Genellikle gece avlanırlar. Gözleri geceleyin insanlardan 6 kat daha iyi görür. Av esnasında genellikle kükremezler. Fakat avı kovalarken birbirleriyle bağlantıyı sürdürmek için homurdandıkları olur. Ortalama bir Afrika aslanının hızı saatte 60 km’yi bulabilir. Ancak bu hızını yalnızca kısa bir süre devam ettirebilir. Hız almadan 3,60 m yüksekliğe zıplayıp, 12 metre uzaklığa atlayabilir. Nil timsahlarından can havliyle kaçan bufalo, zebra, gnu gibi hayvanlar karaya çıkıp bilinçsizce koşarken aslanların tuzağına düşebilirler.


Üreme

Afrika aslanı 2 yaşında çiftleşmeye başlar. Fakat tam olgunluğu 5 yaşında erişir. Erkekler poligamdır, yani birden fazla eşleri vardır. Çiftleşme sırasında ve öncesinde erkek sürekli kükrer. İşe karışan erkeklerle kavga edebilir. Gebelik süresi 105-112 gün arasında değişir. Dişi bir doğuruşunda 2-5 arası yavru dünyaya getirir. Yeni doğan yavrular kördür. Ayrıca kürkleri de beneklidir. Gözleri doğumdan 6 gün sonra açılır. Dişi, 3 aylıkken yavruları sütten keser ve onları avlanma dersleri vermeye başlar. Bir yaşındaki yavrular bunu kendileri başarırlar. Yavrular arasındaki ölüm oranı fazladır. Bunun nedeni yavruların en son beslenmesidir. Bu yüzden yavrularda vitamin eksikliği görülür. Fakat bu doğal bir nüfus kontrol yöntemidir. İnsanlar aslanları öldürmeye ya da onları milli parklara toplamaya başlarsa avlar bollaşır, dolayısıyla besin artmış olur. Yani bir aslanın trajedisi, bir diğeri için bolluk anlamı taşır. Böyle durumlarda da dişiler yavruları ölümden kurtarmak için onlar için avlanır ve önce yavruları beslerler.


Yaşam şekli

Afrika aslanı, fundalarda, gölge yaparak onları sıcaktan koruyan ağaçların olduğu yerlerde, sazlıklarda yaşarlar. Açık toprakları severler. Kedigiller familyasının tek sosyal türüdürler. Sayısı 20 kadar olan sürüler halinde yaşarlar. Çok büyük sürüler 30 üyeyi barındırabilir. Grubu bir erkek aslan ya da birden fazla erkeğin oluşturduğu bir koalisyon yönetir. Genelde geceleri aktiftirler. Gündüzleri ise tembel bir kediden farkları yoktur. Gölgelik yerlere uzanır ve serinlemeye çalışırlar. Afrika aslanları günde 20 saat uyur.


Düşmanlar

Afrika aslanının gücüne rağmen birçok düşmanı vardır. Av esnasında zebralar sert bir çifte atarak aslanın dişlerini kırabilirler. Bu durumda aslan, küçük kemirgenlerle beslenmek zorunda kalır. Ayrıca gnu, beyaz antilop, bufalo gibi güçlü boynuzları olan avlarından ağır bir boynuz yarası alabilirler. Bu yara onları doğrudan öldürebilir ya da enfeksiyon kapmasına neden olur. Yani her iki durumda da aslanın hayatı tehlikeye girer. Ya da avlarını almak isteyen benekli sırtlanlar onlar için tehlike arz edebilir. 5-6 dişi aslanın avladığı ava üşüşen 10-15 sırtlan onların yemeğini kapmakla kalmaz, onlara ağır yaralar da verebilirler. Ayrıca bazen bunu doğa yapar. Ağaca tırmanan bir aslan inerken sivri dallara takılarak can verebilir.


Dağılımı

Yaklaşık 10 bin yıl önce aslanlar Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avrupa, Asya ve Afrika olmak üzere 5 kıtada yaygın haldeydiler. Bugün ise Amerika kıtasının tamamında, Asya kıtasının Hindistan hariç her yerinde, Avrupa’nın tamamında ve Afrika kıtasının bir bölümünde nesilleri tamamen tükenmiş halde. Bugün Afrika aslanı alt türü, aslan türünün en kalabalık ırkını teşkil ediyor. Vahşi doğada Afrika aslanı, sadece Afrika kıtasının bazı bölümlerinde bulunur. Sahra Çölü’nün güney bölgelerinde, Orta Afrika’nın yaklaşık yarısında, Doğu Afrika’da ve Güney Afrika’nın küçük bir bölümünde yaşamaktadır.


Dış bağlantılar

[[got:

Kalitesinde müzik dosyalarının - Funk

Posted on February 15th, 2007 in Uncategorized by admin

Funk, groove kavramının üzerine kurulu bir müzik türüdür. Tek başına bir müzik türü değildir, belirli türlere ayrılmıştır. Özellikle 70′lerin sonunun funk müzikalitesi disco/pop izlenimi verir. İlk olarak Afrika kökenli Amerikalı müzikçiler tarafından yapılmıştır.

Yepyeni bir müzik - Benim Sevdam

Posted on February 12th, 2007 in Uncategorized by admin

Nil Burak’ın beşinci albümü.

thumb

1) benim sevdam

söz: Selma Çuhacı / müzik: Yavuz Çuhacı / düzenleme: Uğur Dikmen

2) o şarkıyı henüz yazmadım

söz: Aysel Gürel / müzik: Selmi Andak / düzenleme: Uğur Dikmen

3) gel gülüm

söz: Aysel Gürel & Nil Burak / müzik: Mehmet Duru / düzenleme: Uğur Dikmen

4) hatıralar

söz: Sezen Aksu / müzik: Sezen Aksu / düzenleme: Uğur Dikmen

5) evvel zaman içinde

söz: Nil Burak & Yavuz Çuhacı / müzik: Yavuz Çuhacı / düzenleme: Uğur Dikmen

6) canım Kıbrısım

söz: Nil Burak / müzik: Selmi Andak / düzenleme: Uğur Dikmen

7) çal yine aynı plağı çal

söz: Aysel Gürel / müzik: Selmi Andak / düzenleme: Uğur Dikmen

8) her aşktan bir şarkı kaldı

söz: Aysel Gürel / müzik: Uğur Dikmen / düzenleme: Uğur Dikmen

9) elveda

söz: Aysel Gürel / müzik: S. Andrea / düzenleme: Uğur Dikmen

10) o akşamdan

söz: Nil Burak / müzik: Uğur Dikmen / düzenleme: Uğur Dikmen

Frekansların - MP3

Posted on February 11th, 2007 in Uncategorized by admin

MP3 (okunuşu me-pe-üç), açılımı MPEG-1 Audio Layer III (Film Uzmanlar Grubu Ses Katmanı 3) olan sıkıştırılmış ses biçimi ve bu biçimde kaydedilen seslere verilen ad. Fraunhofer-Institute tarafından geliştirilmiştir. Sayısal hale getirilmiş sesler üzerinden insan kulağının duyamayacağı frekansların silinmesi yöntemine dayanır. Ses kalitesinde kayıp olmadan 1:12 oranına kadar sıkıştırmaya imkân tanır.

MP3, MPEG-3 ile karıştırılmamalıdır. MPEG-x standartları MPEG grubu tarafından belirlenen, hem ses, hem de görüntüyle ilgili standartlardır. + MP3, MPEG-3

MP3 kelimesi, MPEG Layer 3′ün kısaltmasından oluşmuştur. (MPEG=Motion Pictures Experts Group). Yepyeni bir müzik formatıdır. Sıkıştırma algoritmaları geliştirilmeden önce bilgisayarlarda ses örnekleri wav, pcm, voc, au, snd gibi formatlarda saklanırdı. Bu formatlar sesi depolarken insan kulağının duyamayacağı ses frekanslarını da depolayarak dosyanın şişmesine yol açarlar. Bu formatlarda CD kalitesinde 3-5 dakikalık bir ses kaydının saklanabilmesi için 50 ila 70 megabayt arasında bir sabit disk alanı gerekmektedir.
MP3 sıkıştırma formatı tüm basitliğiyle internette yaygınlaşmaya başladığında kimse sonradan olacaklardan haberdar değildi. Başlangıçta CD kalitesinde müzik dosyalarının sabit disklerde eskiye nazaran 16′da 1 oranında sıkıştırılarak daha az yer kaplar hale getirmesiyle yaygınlaştı. Tüm internet kullanıcıları kendi evlerinde ve ofislerinde bu sıkıştırma algoritmasını kullanan sıkıştırıcı yazılımlar kullanarak CD’lerini, kasetlerini MP3 formatına dönüştürdü.


Ayrıca Bakınız

  • DivX
  • Winamp
  • Ogg Vorbis

Yaygınlaşmaya - Çandır, Yozgat

Posted on February 9th, 2007 in Uncategorized by admin

Yozgat ilinin bir ilçesidir.

İlçe, İl topraklarının güneydoğusunda olup, doğuda; Çayıralan, güneyde; Kayseri, batıda; Boğazlıyan, kuzeyde ise, Sarıkaya ile çevrilidir. Çayıralan ilçesine bağlı kasaba iken, 1990 yılında ilçe olmuştur. İdari olarak bil kasaba ve 3 köy bağlı bulunmaktadır.

İlçe merkezi, düz bir alana kurulmuştur. Etrafı, fazla yüksek olmayan tepelerle çevrilidir. Bu tepeler, küçük dere ve özlerle parçalanarak, platolar oluşmuştur. En önemli yükseltisi, Gevencik Dağı, (1607m) dır. Ayrıca, Güllü Dağ, Samantepe, Beştepeler, Ağbayır ve Kel Dağ, ilçenin diğer engebeleridir. Yer altı ve yer üstü suları bakımından zengin olan Çandır’ın, Çayıralan’dan gelen Mera ve Kozan çayları önemli akarsularıdır.


İklim

İlçede, İç Anadolu’nun tipik karasal iklimi olup, yazları; sıcak ve kurak, kışları ise, soğuk ve kar yağışlıdır. İl genelinde, sisli gün sayısının en çok olduğu ilçedir. Yağışların miktarı, ilk ve sonbaharda artmaktadır. Doğal bitki örtüsünün, bozkırlardan oluştuğu ilçede, akarsu kenarlarında yoğun olarak kavakçılık yapılmaktadır.


Nüfus ve Ekonomi

İlçenin nüfusu, 2000 yılı Genel Nüfus sayımı sonuçlarına göre 19.037 kişidir. bu nüfusun 13.449′u ilçe merkezinde, 5.588′i ise köylerde yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu ise, Km² ye 100 kişidir. Ekonomisi genellikle tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Yurtdışı işçiliği de geçim kaynakları arasında sayılabilir. Tarım ürünlerinden; buğday, arpa, yulaf, çavdar, ayçiçeği, patates ve sebze üretiminin yanı sıra; fiğ, yonca ve korunga gibi yem bitkilerinin üretimine de önem verilmektedir. Vadilerdeki düzlüklerde ise, ceviz, badem, ayva, elma, kayısı ve vişne gibi meyveler bol miktarda yetiştirilmektedir. Geniş mer’alarında, koyun ve sığır sürüleri beslenen ilçede, son yıllarda besi hayvancılığı da yaygınlaşmaya başlamıştır.

İlçe, 2000 yılı genel sayımı sonuçlarına göre 19 037 nüfusa sahip olup, bu nüfusun 13 449’u şehirde, 5 588’i ise köylerde yaşamaktadır. Ekonomisi, tarım, hayvancılık ve yurtdışı işçiliğe dayanmaktadır. Tarımla iştigal eden çiftçiler, genellikle arpa, buğday; nohut ve mercimek ekimi yapmaktadır.

Bağlı Beldeler:

  • Büyükkışla Kasabası

Bağlı Köyler:

  • Gülpınar
  • İğdeli
  • Kozan


Dış bağlantılar

  • yozgat.gen.tr
  • Çandır
  • Çandır Resim Galerisi
  • Çandır Haber Arşivi

Kulağının duyamayacağı frekansların - Radyo frekansı

Posted on February 5th, 2007 in Uncategorized by admin

Radyo frekansı,kısaca RF,3 Hz ile 30 Ghz aralığındaki frekanslara verilen isimdir.Bu frekans aralığı,radyo dalgalarını oluşturmak ve yakalamak için kullanılan alternatif akım elektrik sinyallerinin frekansına karşılık gelir.Bu aralığın büyük bir bölümü çoğu mekanik sistemin kullandığı frekansların dışında kaldığı için,RF genellikle elektrik devrelerindeki titreşimler için kullanılır.